Yaratıcının bize verdiği görev, sevmektir.
Henüz Adem ile Havva elma ağacını bulmamış iken, aşkın temsilcileri farklıydı. Cennetin ücra köşesinde, alev alev yanan bir ruh vardı. Sırtını yasladığı ağacın altında öylece uzanır, gökyüzündeki bulutları izlerdi. Ateşi yalnızca kendisini yakar, çevresine yaldızlı ışıklar olurdu. Zihnindeki, ruhundaki ve bedenindeki öteki kendisi ile sessiz sakin günlerini geçirirdi. Aşkla, kül olur ruhu rüzgarda savrulurdu. Küllerini görenler biraz imrenir, biraz da cesaretine hayranlık duyardı. Kendi aralarında en büyük aşk olarak görülürdü O'nun yaşadığı aşk.
Sevginin kol gezdiği günlerde bir vakit şeytan girdi cennete. Ağacın altında, olacaklardan habersiz doyasıya birlik içerisinde soluklanıyordu. Gökyüzündeki bulutlara her baktığında yüreğinde bir sevgi kabarır, zihninde aşk dolu sözler dolanırdı. Bazen ilahi bir varlık olduğunun kanıtlarcasına bir şarkı mırıldanır, herkesi kendine hayran bırakırdı.
Dudakları arasından bir kaç mısra dökülürken, rüzgar tenini okşuyordu. Dağınık saçlarından bir kaç tutam yüzünü şefkatle okşadı.
"Ruhumuzun renkleri karışırken birbirine, dolanır kaderin kırmızı ipleri parmaklarının arasına.."
Huzur kokan cümlelerinin hemen ardından büyük sarsıntılar başladı, etrafını koca bir karanlık kapladı. Neler olduğu anlam kazanamazken soğukluk sardı etrafını.
Alevleri, alevleri sönüyordu.
Ellerini vücuduna doladı, kendini sarmaladı. En kıymetli hazinesini korumaya çalışır gibi bir eli göğsüne gitti. Kuş gibi çarpan yüreğini hissetti elinin altında. İçinde bir korku can buldu. Kaybetme korkusu, tüm mantığına prangalar vurdu. Ne yapacağını bilemez şekilde ağacın gövdesine daha da sindi.
Yaşadığı duruma anlam veremiyordu. Daha öncesinde hiç duymamış ve görmemişti. Sevdanın alevleri söner miydi hiç? Bu kadar büyükken sevgisi, nasıl sönebilirdi? Yardım isteyen çığlıklarını duyurmaya çalıştı, yaratıcısına. Kendi çığlıkları kulaklarını sağır etmişti, etrafında yükselen sesleri duymuyordu. Olayların farkında değildi.
Adem ve Havva; şeytanın tuzağına düşmüş, yasaklı meyveyi yemişlerdi. İhanete şahitlik eden ruhlar büyük bir telaşa kapılmıştı. Havva'nın damaklarında dolanan ihanetin tadı yerini utanç duygusuna bıraktıkça şeytan keyiflendi.
Yaratıcı, sakinlikle izledi tüm olanları. İhaneti öğrenmiş ruhlara baktı, ürkek ve meraklı hallerini gördü. Sevgilerine, sevdiklerine ihanet etme isteği geçen yürekleri gördü. Yine de merhamet etti, kendi nefesinden can verdiklerine sadece yeni bir görev verdi.
Sevmek. Gerçek sevgiyi, öğrenmek.
Önce dünyayı yarattı ardından çamurdan bedenler..
Ruhları birbirinden ayırdı. Farklı yerler, belki de farklı zamanlara ayırdı. Herkesin sınavı farklıydı.
Ruh alevi, karşı çıktı.
"Benim sevdam kendimle, bir-tek- ruhum ben. Öteki sevgilerden farklıyım ben, gitmek istemiyorum!" Kaybetme korkusunun yüreğine yüklediği ego duygusu, onun en büyük hatası oldu.
Ruhu ruhundan ayrıldı. Bir ruh iki bedene pay edildi.
Yüreğinden büyük bir ağlama sesi yükselmeye, özlem duygusu damarlarında dolanmaya başladı. Kendini kaybetmenin acısını yaşadı.
Son nefesinden, bir kaç nefes öncesinde gözlerini son kez aralayabildi. Gözleri önünde ruhunun yansıması vardı. Cılız bir ateş avuçları arasında, öylece duruyordu. Kan lekeleri bir zinciri andırırcasına izler bırakmıştı bedeninde. Acıyla dağılmış ruhuna ellerini uzatmak istedi, güçsüz kolları kıpırdamadı.
İçini bir his kapladı.
Ayrılıkların acısı, özlem.
"Seninle yeniden bir olacağım." diye sessiz, acı dolu sesiyle bir yemin bıraktı.
Adem ve Havva şeytana yenik düşmüştü. Sevgiye, aşkın asıl sahibine karşı durmuş, yasak elmayı yemişlerdi. Yaratıcı, merhamet etti. Yüreğindeki gerçek benliği bulmalarını istedi.
"Sınava tabisiniz artık" dedi. Herkesi cennetinden dünyaya uğurladı.
Ruhların ihanetle, egoyla sınavı başladı.
Ruhun sınavı, sevmek
Kader Yavuz
Umay, önüne düşen yazıyı okurken gözleri önünde canlanan görüntüler onu duygulandırmıştı. Bakışlarını ekrandan ayırdı, pencereden akıp giden yolu izlemeye başladı. Bakışları gökyüzünü bulduğunda, batmaya yüz tutmuş güneşin bıraktığı kızıllık içindeki buruk hissi daha da harladı.
Bu hayatta en büyük düşmanı özlem duygusuydu. Sürekli sevdiklerine kavuşmak için gün sayar, geride kalmanın hüznüyle baş etmeye çalışırdı. Kendi ruhundan ayrı düşmenin özlem duygusuyla empati kurdu, midesine yumruk yemiş gibi oldu.
"Uydurulmuş bir yazıdır sadece." diyerek bu hikayenin gerçek olma ihtimalini kafasında yok etti. Kimsenin böylesine bir duygu yaşamasını istemiyordu. Zihninde dolanan düşünceleri telefon sesi böldü. Gelen aramayı hızlıca açtı.
"Efendim Leyla?" Cıvıl cıvıl bir ses tonuyla yanıtlarken son harfleri uzatmayı ihmal etmemişti.
"Umay neredesin, seni bekliyoruz? " Cevap vermek için etrafa baktığında tam da inmesi gerektiği durakta olduğunu gördü.
"Tam şimdi iniyorum, az kaldı 3 dakikaya yanınızdayım." Hızlıca ayaklandı ve otobüsten indi. Aslında oraya varmayı 10 dakikasını alacaktı yine de masum bir yalan söyledi. Telefondan homurdanma sesleri gelirken bir anda İlker'in sesini duydu.
"Ben başka şehirden 13 saat uzaktan geldim yetiştim, kız 20 dakika yolu 2 saatte gelemedi.."
"Trafik vardı.." diye savunma yapmaya çalıştı fakat bir kaç homurdanma sonrasında telefon yüzüne kapanmıştı. Her buluşmalarında istemeden de olsa geç kalıyordu Umay, o yüzden bu laflara alışmıştı. Sadece gülüp geçti. Onların da şaka yaptığını biliyordu zaten.
Buluşma mekanına geldiğinde adımlarını daha da hızlandırdı. Arkadaşlarını gördüğü masaya koşar adımlarla gitti. Geldiği gördüklerinde sırayla kendisine sarılmak için ayaklandı. Leyla ve İlker çocukluk arkadaşıydı.
"Özür dilerim yine geç kaldım." gönüllerini almak için masum bir ses tonuyla özrünü iletti arkadaşlarına. O esnada ilk kez duyduğu bir ses kulaklarında yankılandı.
"Evet, çok geç kaldın."
Yabancı sese bakışlarını çevirdi. Uzun boylu ve hafif dağınık saçlı yabancı, ciddi bir yüz ifadesiyle bakıyordu ona. Koyu kaşları üzerine düşen bir kaç tutam saç yüzündeki bakışı yumuşatmıştı oysa. Umay, şaşkınlıkla bakışlarını arkadaşlarına geri çevirdiği için yüzünü detaylıca görmemişti.
İlker söze atıldı.
"Üniversiteden arkadaşım, Cenk."
Ve ilk tanışmaları böyle oldu.
Bir cenk başladı.
ESTÁS LEYENDO
Ruh Alevi
EspiritualBedenlerimiz var olmadan önce, ateş keşfedilmeden önce birbirimiz için kül olduk. Düğüm olduk, birbirimize son olduk. Alevler içinde sevgiye tutulduk. Bir öldük, Bin dirildik. "Parmaklarım arasında dolanan kaderin kırmızı ipleri beni sana bağlarken...
