Bu eser, kainatın sonsuz sessizliğinde kendi yalnız imlecinin yanıp sönmesini bekleyen tüm özgür ruhlara ithaf olunur...
Oda soğuk. Radyoda Beethoven'ın "Ay Işığı Sonatı" sızlanıyor. Önümdeki ekranda yalnız imleç, sanki son nefesini verirmiş gibi durmadan yanıp sönüyor. Beynimin içindeki o ses – Tom Harris bana gülümsüyor. Parmaklarım güçten düşmeden önce bu son satırları yazmalıyım. Ben yeryüzünün en büyük yalancısı mıyım, yoksa sadece bir gölge mi? Bilmiyorum. Ama her şeyin nasıl başladığını artık herkes bilmeli...
Herkesin can attığı o partiye bu kez arkadaşlarımın baskısı, annemin ise ısrarlı ricasıyla gitmek zorundaydım. Andersonların evinde hazırlıklar artık tamamlanmak üzereydi. Okulun en çılgın, bir o kadar da acımasız çocuklarının hepsi orada olacaktı. Beni korkutan da tam olarak buydu: birilerini yersiz şakalarla alay konusu haline getirmekten kendilerinde normun ötesinde hak gören o kitle...Okulun son günlerini yaşıyorduk. Bir yandan onların o vasıfsız yüzlerini bir daha görmeyeceğim için seviniyor, diğer yandan ise üniversite sınavlarına hazırlanmaya vakit bulamadığım için içsel bir telaş yaşıyordum. Annemin kanserle mücadelesinde her an onun yanında olmak, bakımıyla ilgilenmek beni derslerimden epey geri bırakmıştı. Gözlerimin önünde eriyip gitmesi, tedavilerin hiçbir etki göstermemesi beni her gün biraz daha kahrediyordu. Ama bugün, sırf onun ricasıyla, ruhen hiç hazır olmadığım o ortama adım atacaktım. Umarım bu gecenin altından kalkabilirdim.Hafif bir makyaj bile çehremi tanınmayacak derecede değiştirmişti. Aynadaki aksime bakıp kendi kendime fısıldadım:
"Gerçekten bu ben miyim?"
Kırmızı, kısa elbisemi giyip odadan çıktığımda annem de beni tanımakta güçlük çekti. Sevinçle hüznün birbirine karıştığı o bakışlarla bana baktığında gözleri dolmuştu. Sanki benimle gurur duyuyordu. Oysa bu evde gurur duyulacak tek insan oydu; çektiği o dayanılmaz acılara rağmen karşımda gülümsemeyi başaran o güçlü kadın...Beni partiye babam götürecekti fakat artık yarım saattir gecikiyordu. Onun bitmek bilmeyen iş toplantıları ve her yere gecikme alışkanlığı her zamanki gibi canımı sıkıyordu. Evimizin bahçesinde onu beklerken, yoldan geçen öğrencileri seyrediyordum. Arabalarda müziğin sesini o kadar açmışlardı ki etrafı bir ürperti kaplamıştı. Onlar zengin ailelerin haddini aşmış, kural kanun tanımayan çocuklarıydı. Arabalar uzaklaşsa da sesleri hâlâ havada asılı kalmıştı. Pencereden bana bakan annemle göz göze geldiğim an arkadan babamın sesi duyuldu.
— Emma, Emma!
Babam bana sesleniyordu ama telefon her zamanki gibi kulağına yapışmıştı. Onun bitmek bilmeyen işleri beni gideceğim partiye hayli geciktirmişti. Gözlerim sakin ve düzenli caddelerin güzelliğini seyrederken, uzaktan Andersonların malikanesi belirmeye başladı. Onlar bu kasabanın en zengin ailelerinden biriydi. Yaklaştıkça artan gürültü ve müzik sesleri beni hem tuhaf bir merakın içine itiyor hem de heyecanla büyülüyordu.Babam benimle vedalaşırken sadece kısa bir uyarıda bulundu:
— İçki içme.
Durup bekledim. Sandım ki şimdi annemin durumunu soracak ama o, sanki bir yere kaçıyormuş gibi arabayı hemen sürüp uzaklaştı. Aklım annemde kalmıştı; biliyordum ki babam bu gece de eve çok geç gelecekti.Rengarenk ışıklarla süslenmiş eve doğru adımladıkça heyecandan yürüyüşümü şaşıracaktım. Bu devasa evin içinde arkadaşlarım Ava ve Lisa'yı ararken az kalsın kaybolacaktım. Evin her köşesi içki içen, eğlenen insanlarla kaynıyordu. Müzik son raddeye ulaşmıştı, kendinden geçmiş gençler durmaksızın dans ediyorlardı. Nihayet kalabalığın içinden Ava ve Lisa'nın bana doğru geldiğini gördüm.
YOU ARE READING
Üç Harfli Arkadaşım
Science FictionGençler bir araya toplanıp okullarının eski öğrencisinin hayaletini eve davet ederler. Fakat işler karışır. Üç harfli, içlerinden bir kıza musallat olur. Zaman geçtikçe kızla hayaletin tatlı bir arkaşlığı oluşmaya başlar. Peki bu arkadaşlık aşka dön...
