“Güzel insanların var olduğuna inandığım bir dünyada yaşadım.”
Owen’ın kelepçeli elleri titriyordu. Göz bebekleri boşluğa saplanmış gibiydi. Parmaklarının arasındaki sigaradan yükselen duman, o karanlık boşluğa usulca karışıyordu.
Sorgu amiri Daw, babasından yadigâr kol saatine göz attı. Derin bir nefes alıp geriye yaslandı.
“Yine başa döndük, değil mi Owen?” dedi bıkkın bir sesle.
Owen, fısıltıyı andıran sesiyle karşılık verdi:
“Anlamıyorsunuz.”
Soğuk bakışlarını amire çevirdiğinde dudakları alayla kıvrıldı.
“Dünya’nın sonu geliyor.”
Ardından tiz bir kahkaha attı. Ses giderek yükselirken Daw sıkıntıyla sandalyesinden kalktı. Dışarı çıkarken adamın kahkahaları büyümeye devam ediyordu.
Koridorda bekleyen yardımcısı Brad, amirinin yüzündeki öfkeyi görünce dikildi.
“Şu kaçık herifi çağır!”
Brad’in kaşları şaşkınlıkla havalandı.
“Brad! Hâlâ neyi bekliyorsun!” diye bağırınca emirden şüphesi kalmadı.
“Başüstüne, amirim!” diyerek uzaklaştı.
---
Bir saat sonra karakolun uzun koridorundaki asansör kapısı aralandı. İçeriden gelen adamın bot sesleri koridor boyunca yankılanıyordu.
Koyu kot pantolonu, kuru kafa baskılı tişörtü ve siyah deri ceketiyle dikkat çekiyordu. Yürüdükçe herkesin bakışları ona döndü. Kimisinin yüzünde öfke, kimisinin yüzünde tiksinti vardı. Burada sevilmediği açıktı ama umurunda değildi.
Kapıdan içeri girdiğinde, amirin yüzünde onu görmekten hoşnutsuz bir ifade vardı.
“Hiç havalara girme Kirk!” dedi Daw sertçe. “O adamın itirafına ihtiyacım var.”
Kirk alaycı bir tebessümle parmağını salladı.
“Bana bu kadar güveniyor olman gururumu okşadı, dostum.”
Daw dişlerini sıktı. Bu adama ihtiyaç duymaktan nefret ediyordu. Fakat Kirk teşkilatın en yetenekli danışmanıydı. Çözülemeyen davalarda, alınamayan itiraflarda tek umut oydu. Yalnızca egosu ve ukalalığı yüzünden kimsenin sevmediği adamdı.
“Adam koca bir kasabayı ateşe verdi. Kanıtlar jüriyi ikna etmeye yetmiyor. İtiraf şart.”
Kirk, başını hafifçe salladı.
“Bu işi bana bırak.”
---
Sorgu odasının kapısı kapandığında aynalı camın arkasında gerilim hissediliyordu.
Owen’ın bakışları, içeri giren Kirk’ün üzerinde gezindi. Bir an yanlış odaya girdiğini düşündü. Fakat Kirk sandalyeye oturup bacak bacak üstüne atınca yanıldığını anladı.
“Dışarıdaki yağmuru görseydin,” dedi Kirk sigara paketini çıkarırken, “gök yere düşüyor dersin.” Bir dal uzattı, ama Owen donuk bakışlarla onu izledi. Kirk memnuniyetle sigarayı geri koydu.
“Sen kimsin?” diye çıkıştı Owen.
“Ben mi? Seni hapse tıkacak adamım.”
Owen kollarını bağlayıp geriye yaslandı. “Evet… eminim öyle olur.”
Kirk, sigarasını yaktı. Duman ağır ağır yükselirken, bakışlarını Owen’ın boynundaki haç kolyeye dikti.
“İnançlı bir adamsın. Söylesene, o kadar insanı diri diri yakmak sana nasıl hissettirdi?”
Adam sertçe yutkundu. “Ben bir şey yapmadım.”
“Çığlıklarını duydun mu, yoksa kulaklık mı takıyordun?”
Owen’ın bedeni ileri geri sallanıyordu.
“Ben Tanrı’nın adamıyım.”
Kirk gözlerini kısmıştı.
“O mu söyledi sana bunu yapmanı? Doğru ya, Tanrı’nın adamısın. Ya gerçekten O söylediyse? Yoksa sen bir delisin ve Tanrı’yı bahane ediyorsun.”
Owen’ın gözleri öfkeyle parladı.
“Siktir git!”
Kirk eğildi, göz göze geldi.
“Üzerinde koca bir kaya var, Owen. Her nefeste ağırlaşıyor. Gerçeği söylersen kurtulacaksın. Aksi takdirde o taş seni ezecek.”
Adam dudaklarını kıstı, alayla güldü.
“Hiçbir şey bilmiyorsun.”
Kirk, sanki adamın zihnine girmiş gibi konuşmaya başladı:
“Bir adam vardı. Tanrı’nın elçisi olduğunu söylüyordu. Senin gibi gururlu birini inandırmak zor olmadı. ‘Sen seçilmiş adamsın’ dedi. Gururun kabardı, sorgulamadın. Onu dinledin. Sonunda sana bir köyü ateşe vermeni emretti. ‘Dünya’nın sonu geliyor’ dedi. Ve sen yaptın. Çığlıklar duyulduğunda ise aklın karıştı. Yanlış mı yaptım, yoksa doğru muydu? İşte o anda yakalanmak istedin. Eğer Tanrı gerçekten senin yanındaysa seni kurtaracaktı. Şimdi buradasın, Owen. Hâlâ onu korumaya mı çalışıyorsun?”
Owen’ın gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Ben sadece doğru olanı yaptığımı sandım. Kimseye zarar vermek istemedim.”
Kirk başını salladı.
“Hayır, sen kandırıldın. İçindeki canavara yenildin.”
Owen çığlık attı:
“Hicbir şey bilmiyorsun! Dünya’nın sonu geldi! Cennet, Cehennem ve Araf’ın kapısı açıldı. Artık hiçbir şey bizi kurtaramaz!”
Sözleri deliceydi, ama yüzündeki korku gerçeğe benziyordu. Kirk ilk kez, dinlediği bir adamın sözlerinden ürkmüştü.
Tam o anda ışıklar yanıp sönmeye başladı. Owen dualar ederken kapı sarsıldı. Ampul patladı, masa titredi. Aynalı cam paramparça oldu.
Ve sonra… karanlık.
YOU ARE READING
Orpheus
FantasyDünya'nın sonu gelirken polis danışmanı olan Kirk içindeki yeni bir kimlikle tanışmak zorunda kalır. Cennet, Cehennem ve Araf'ın kapısı açılmış, bütün varlıklar yeryüzüne inmiştir. Öfkeli olan Tanrı tüm insanlığın sonunu getirmek üzere yeryüzüne yar...
