⚜️
Yeryüzüne küstüğünden, gökyüzüne asmış
kendini...
⚜️
_____________________________________
*
*
*
2002
İtalya'nın Monza şehrinde hava kapalıydı. Yağış yoktu ama kara bulutlar gökyüzünü sarmış, etrafın griye boyanmasına neden olmuştu. Mevsimsel geçişlerden turunculaşarak dökülen yapraklar, rüzgarın etkisiyle yerde sürüklenip ses çıkartıyordu.
Şehirdeki harabe denebilecek bir okulun müdürü Bayan Angelo, küçük odasındaki büyük masasına oturmuş kupasındaki kahveyi yudumluyordu. Önündeki belgeleri incelerken arada sırada burnunun ucunda olan oval, kalın mor çerçeveli gözlüğünü parmak uçlarıyla itiyor ve yanlarından sarkan ipi parmağına doluyordu.
Duvardaki saatin sesi odayı doldururken önce kapalı kapısının ardından koşan bir çift ayak sesi işitti. Gözleri kapıya doğru çevrildiğinde aynı anda kapısının büyük bir gürültüyle açılması ve oldukça kısa boylu, tıknaz, siyah saçlı bir kızın odaya dalması bir oldu. Konuşmaya başlamadan önce derin nefesler alıp vererek soluklandı.
"Ba..Bayan Ange...gelo!"
"Neler oluyor Nadia..?"
"O...o yine yukarı çıktı Bayan Angelo."
"Ahh yine mi..?" diye söylenerek ayaklandı yaşlı kadın. Hızlıca odasından çıktı ve yaşının el verdiği kadar koşarak koridorda ilerlemeye başladı. Oldukça kirli görünen merdivenlerden inerken dikkatlice duvara tutunuyordu çünkü tırabzanlar yeterince sağlam değildi. Bu konuda defalarca dilekçe yazmış olmasına rağmen kimse bu döküntü okulla ilgilenmek istemiyordu ve maalesef öğretmenlerin kısıtlı maaşları da yeterli olmuyordu.
Aynı okul gibi küçük olan bahçeye çıktığında gördüğü görüntüyle belki de son dört yıldır olduğu gibi yüreği ağzına geldi. Annelik iç gücüsüydü bu, onun yaşlarında ve hiç çocuğu olmamış bir öğretmen için şaşırılacak bir şey değildi. Panik yapmadı ve korkusunu dışa yansıtmadı. O küçük afacanın başına hiçbir şey gelmeyeceğini biliyordu, defalarca aynı şey yaşanmıştı.
Yürüyerek küçük bahçeye zıt olarak kocaman olan çınar ağacının yanında durdu, sağ elini beline atarken sol elinin işaret parmağını yukarı doğru salladı. Ağacın en üst dallarından birinde ona sırıtarak bakan küçük kızın ismini garip bir aksanla telaffuz ederek kibar uyarısını yaptı.
"Ala! Seni vahşi kedi, hemen aşağı in!"
Küçük kız kıkırdayarak başını iki yana salladı. Yaşlı kadın ondan çok çekmişti, öyle ki emekli olup kendine beşinci bir kedi alarak hayata devam etmeyi düşünmüştü ama bu küçük kıza ondan başka sabredecek bir müdire dünya üzerinde var olmadığı için bu kararından vazgeçmişti. İki yıl sonra emekli olabilirdi, belki beş...
"Ala! Başına bir şey gelmeden önce in aşağı!" diye bağırdı ikinci defa. Ama nafileydi, küçük kız yine kıkırdadı ve başını iki yana sallayıp birden oturduğu yerden ayaklandı. Bahçedeki herkesten korku dolu nidalar yükselirken bu olayı defalarca yaşamış olmalarının endişelerinde hiçbir azaltıcı etkisi yoktu. Küçük kız gülerek kollarını iki yana açtı ve oldukça yüksekte bulunan kalın dalın üstünde adımlamaya başladı.
YOU ARE READING
-Kül Kokan İnsanlar-
RomanceNe zamandan beri bu yalnızlığım. Kayıplar...kayıplar, sonu gelmiyor. Kaderin ağları birleşerek boynuma dolanan bir urgan oldu anne.. Nefesim kesiliyor, sesim çıkmıyor. Gri dumanlar soluk boşluğumu dolduruyor. Ateş... Anne ben hiç olmadığım kadar...
