Yazarın Notu: Sizi öldürmediğime dua edin. Bu oy sayılarının hali ne? (yazar burada ellerini beline koyar.)
Hikaye galiba artık okunmuyor. Ciddi anlamda, sadece oy da değil, okunma sayısı olarak da bakıyorum, belli ki eskisi kadar sevilmiyor. Halbuki herkes bir arkadaşına önerseydi daha fazla keşfedilebilirdik.
Üçüncü kitapla ilgili fikirlerimin tamamından vazgeçiyorum. Evet, bir tane daha olacaktı ve planlarıma göre 2035 yılında geçiyor olacaktı fakat şuan okunmayan bir seri için devam kitabı yazmak mantıksız geliyor. Erken final yapıp birkaç bölüm sonra bile bitirebilirim, bakacağım artık. Bölümleri 10-20 kişi falan okuyor, berbat bir his. Ben ikinci kitabı Salgın seviliyor diye çıkarmıştım. Böyle devam ederse tüm ilhamım geldiği yere, beynimin derinliklerine geri dönecek ve o 20 kişiden şimdiden özür dilerim.
İyi okumalar.
----------
"Sana geride bekle dedim!" diye bağırdı Caner beni omuzlarımdan geriye iterken. Geride beklemek mi? Ben o an... Savaş'ın hayatta olmadığından şüphelenirken... Benden geride durmamı mı istiyordu?
Onu itip revirin içine girmek istiyordum ama tüm insanlar kapının önüne toplanmıştı ve Caner de tam önümde duruyordu.
Kulağıma Savaş'ın sesi gelinde Caner'i itmeyi bırakıp kulak kabarttım ama her şeyi duyamıyordum.
"Hayır! Asla. Onu almak istiyorsanız beni öldürün!"
Bu cümleyi duymamla Caner'e dirsek atıp o sıkışık alandaki herkesi iteret öne atlamam bir oldu. Caner insanlardan özür dileyerek arkamdan geldi ve beni düşmemem için belimden tuttu. Şimdi her şeyi görebiliyordum. Berkay ve Salih, ellerinde silahlarla Savaş'ın sedyenin önünden çekilmesini bekliyorlardı. Sedyenin önünden çekilmesini ve Masal'ı, Savaş'ın biricik kızkardeşini bırakmasını. Kazım abi ve Kemal abim onların ortalarında, durumu kontrol altına almak için ellerini uzatmış ve her iki tarafa da sessizce bir şeyler anlatıyordu. Salih'in hemen arkasında da Ozan, sürekli Kazım abi ve Kemal abiye aradan çekilmelerini söylüyordu. Cemre de bir kenarda olan biteni kollarını birleştirmiş izliyordu. Ondan nefret etmek için çok az sebebim yoktu.
Ozan ve Berkay'ın nasıl geri kafalı, nasıl inatçı olduğunu herkes görmüştü. Ozan 23 yaşına gelmişti geçen ay. Ve hala ölmüş Turgut'un izinden gideceğini söylüyordu. Doğum günü partisinde bile aynı şeyi söylemişti. "Onun beni bir yerlerden izlediğini biliyorum, bu kadar insanı bana emanet ettiğini de. Onun yolunda, gerekirse öleceğim." Evet, aynı böyle bir konuşma yapmıştı. O an sadece içimden gülmüştüm, onun yolunda gitmek... Onun katili tarafından öldürülmek. Benim tarafımdan.
Katil kelimesi hala içimi titretiyordu.
Bir yanda da Berkay vardı. Polisti ve bu yüzden ne kadar serserinin teki olsa da ona güveniyorduk. Buraya ilk geldiğinde bile, sağ kaşının üstünde asla iyileşmeyecek olan bir kesik vardı. Ona bakmak Amerikan aksiyon filmlerinden birini izlemek gibiydi.
Kazım abi ise her zaman yaşının gereği olgun davranıyordu. Şimdi bile onları ayırmaya çalışıyordu. Beni asıl şaşırtan başkasıydı; Salih'in de bunu yapacağını düşünmezdim. Yani, o hep bizim yanımızda olmuş, bizi korumuştu. Hatta bizim için Bora'nın bile karşısında durmuştu zamanında.
Onun Savaş ve Caner'in arasındaki anlaşmazlığı çözmeye, onları barıştırmaya çalıştığı bile olmuştu geçen zamanlarda. Anlaşırlardı. Salih abi, abimizdi. Şimdi, Savaş ve Caner bir çeşit arkadaş olmuşlardı. Caner ona yardım ediyordu, ama Salih karşı taraftaydı.
Depoda polis olan üç kişi vardı ve üçü de Savaş'a karşıydı. Kardeşi Masal'ı öldürmek istiyorlardı. Buna Cemre de dahil. O ikisini yanyana her görüşümde karnımda bir şeyler oluyor, öpüştükleri aklıma geliyordu.
Savaş'ı affetmiştim. Şimdi de ona yardım etmeliydim.
Kalabalıktan ayrıldım ve Caner'i iterek yanlarına gittim. Belimi bırakması zor olmuştu. Savaş'ın yanına, sedyenin önüne doğru adım attım, üzerime döndürülen silahları umursamadım bile.
"Ne yapıyorsun sen? Deli misin?" diye tısladı Berkay. Kemal abim birkaç adım daha öne gidip tabancasını bana çevirmiş Berkay'ın önünde durdu.
"Haydi çocuklar, şunu kesin. Özgür, buradan hemen gitmeni istiyorum." dedi. Ses tonumu değiştirmeden cevap verdim ve Savaş'ın yanındaki yerimi aldım.
"Hayır."
Herkes bana deliymişim gibi baktı. Kalabalık da şaşkındı. Cemre'nin hafifçe kıkırdadığını duydum. Savaş'ı sevdiğimi biliyordu ama benden silahların önüne atlayacak kadar aptalca bir hareket beklemiyordu anlaşılan. Ona tiksinen bir bakış attıktan sonra Savaş'a döndüm. Omuzlarımız değiyordu. O da şaşırmıştı, ve lanet olsun, ben de şaşırmıştım.
----------
Yazarın notu: Harika bir bölüm olmadığının farkındayım, ama kızma hakkınız yok.
Diğer hikayem Siber Sapık'ı daha sık yazıyorum, bakabilirsiniz.
YOU ARE READING
Salgın II: Özgür
ParanormalVe onlar, kız cayır cayır yanarken buna göz yumduklarında insan olmayı unuttular. Tüm umut yok oldu. Öldük. (Salgın serisinin ikinci kitabıdır. İlk kitap: Salgın: Savaş)
