Zamanı geri sarmak mümkün olsaydı, her şeyin başladığı o ana dönüp adımlarımı değiştirir miydim? Bilmiyorum. Ama bildiğim tek bir şey var: Bazı yangınlar sönmek için değil, her şeyi küle çevirip insanı yeniden yaratmak için başlar.
Kelimelerin kurşun kadar ağır,sessizliğin ise bir çığlık kadar sağır edici olabileceğini unutmayın.
Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
🪽
(7 Yıl Önce / Tomris 18 Yaşındayken)
Genç kız, kucağında koparılmış ölü çiçeklerden oluşan süslü bir buket değil, saksısında filizlenmiş beyaz kardelenlerle ezbere bildiği yollardan ilerledi. Annesinin toprağına, kopup solacak bir süs değil; kışın en sert ayazına bile kafa tutacak bir can bırakmak istiyordu. Dizlerinin üstüne çöktü.
Elinde ki beyaz kardelenleri tek tek toprağa gömdü. Kapkara bulutlar yeryüzüne tek bir damla bile düşürmemeye niyetliyken, suya hasret toprağı biraz gözyaşı, biraz da suyla doyurdu. Burası; kendini ve ruhunu bulduğu, adeta terapi gördüğü tek yerdi. Sanki hiçbir sıkıntısı, hiçbir can acısı yokmuş gibi hissettiği, içindeki ateşi soğutan yegane mekandı.
Nice kayıplar vermiş insanların buraya gelince hissettiklerinin tam zıttı duygular yaşıyordu. En değerlisi buradaydı; belki de bu yüzden bu yeri bu kadar çok benimsemişti: Canından çok sevdiği annesinin mezarını...
Bu mezarda sadece annesi yoktu; aynı zamanda anıları, yaşayamadan yok ettiği hayalleri de vardı. Ağladı... Hem de öyle bir ağladı ki; tüm kinini, öfkesini, belki de bir haftadır içinde tuttuğu her duyguyu kusmak istercesine... Onun anayasasında da vardı bu: Kimse ne gözyaşlarını ne de yenilgisini görecekti. Onun insanların karşısında güçsüz olması yasaktı. Ne derdi annesi?
"Bu hayatta zayıflığını kime gösterirsen, celladın o olur kızım. Karşılarında sakın eğme başını; onlar o yaşların hangi yangından kaçtığını bilmezler. Sadece düştüğün anı izler; bakışlarıyla seni acizlikle suçlar, kelimeleriyle çiğnerler."
Annesinin söylediği bu hazine değerindeki sözler, ona kalan en büyük mirastı. Ayakta kalması maddi güçle ilgili değildi; onu ayakta tutan şey annesinden kalan maneviyat ve bu anlamlı sözlerdi.
Tomris hayallerinin en tepesine annesini koyar ve bu enkazdan el ele, gülerek çıktıklarını hayal ederdi. O günün gelmesini iple çekerdi. Küçücük bir çocuğun hayallerinin, isteğinin sadece bu olması çok adaletsizdi. Onun da istediklerinin tıpkı diğer çocuklar gibi doktor olmak, dansçı olmak, sarı saçlı bir bebek, taşlı ayakkabılar ve daha nicesi olacağı yerde... Olsun, herkesin hayal gücü sınırlandırabileceği kadardır neticede.
"Kul hayal kurarken kader gülermiş," sözü bu yaşadıklarını ifade ediyordu.
Yanındaki hareketlilikle bakışları o tarafa döndü. Genç adam da tıpkı onun gibi saksısından çıkardığı kardeleni toprağa ekiyor, mezarda yatan her kimse onunla hasret gideriyordu. Tomris bakışlarını tekrar önüne çevirdi. Cebinden çıkardığı peçeteyle gözyaşlarını silip ayağa kalktı. Arkasını dönüp mezarlığı terk ederken, arkasındaki adamın ona çevrilen delici bakışlarından tamamen habersizdi.