"Tamam o halde başka bir döneme geçebilirsin. Evrenin bana hediyesi olucak! Gerizekalı."
Evet,evet tamam bu bir ayrılık konuşmasıydı ama maalesef benim bir sevgilim olmadığından dolayı rüyaydı. Uyandığımda kabustan mı uyandığımı anlamadım çünkü "hayali" sevgilime çokta iyi laf sokmuştum, kendimce.
"Piraye! Hadi kalk artık ya denize gidicez." Bu Efe. Bu evde tamı tamına 5 kişi yaşıyorduk. İlkokuldan beridir kurduğumuz hayalin tam da içindeyiz aslında. 1 yıldır buradaydık. Bu yıl 2. yılımızdı. Yaz aylarında full beraberiz diye söz verdiğimiz evi artık tutabilmiştik. Hemde en büyüğünden. Önünde havuz, evin biraz yokuş aşağısında deniz. Mercan diye bir yer.
"Biz gidelim ya uyanmıyor bu." aşağıdan duyduğum seslerle uyandım. Gözlerimi ovuşturdum ve odamın camına açılan bahçeye baktım. Mete saati gösteriyordu hadi in dercesine. Camı açtım.
"Ya tamam tamam. Efe bir gün de kumsal da oynamayıversin." Efe evin içerisindeyken bi anda sesimi duyup bahçeden cevap vermeye geldi.
"Çok kötü yaparım seni he saat 1 oldu insene hâlâ dalga geçiyo."
Camı kapatıp bikinimi giymeye gittim. Odamın kapısının anahtar kısmı bozuk olduğu için kilitlenmiyordu en acilinden tamircinin gelmesi lazımdı bu yüzden hep odamdaki tuvalette giyiniyordum. Daha kahvaltı yapmadan denize indiriyorlar adamlar diye iç geçirdim.
Hazırlanıp aşağı indim. Çiçek beni görüp;
"Müthiş görünüyorsun balım benim." dedi Mete dönüp;
" Aşkım bu mu müthiş görünüyor? Yataktan kalkmış sümüklü böcek gibi." Çiçek ve Mete onları tanıdığımdan beridir birbirlerini severler. Lise sonda Meteye gazı vermemizle sonunda açılabilmişti. Mete çok uzun Çiçek ise 1.60 boylarında falandı saçları da bir o kadar kısa küttü. Efe ise kardeşim gibiydi evet en çok didiştiğim oydu ama onun yeri hep ayrıydı benim için. Sapsarı saçları masmavi gözleri vardı sürekli kafasına bandana takıyordu (Bi ara düğünde takmıştı. Bazen bizi utandırabiliyor.) Duru'ya gelince adı gibi dupduruydu çok naifti istediğim bir şey olsun hemen yapmaya hazırdı.
Ve ben, Piraye. Nazım Hikmet'in aşkından mektuplar yazıp öve öve bitiremediği o kadının adını taşıyorum. Tabii benim bir Nazım Hikmet'im yok o ayrı. Dümdüz biriyim aslında. Kahverengi saçlarım, simsiyah gözlerim.
İşte böyle... Ev halkı tam kadro budur...
Denize Efe'nin söylenmelerinden sonra varabilmiştik. Geç kaldık bilmem ne. Klasik Efe.
"Çiçek bi şey alim mi gelirken?"
"Ya hanımcı Mete Hikmet Abinin dükkana gidiyoruz sen Çiçeğe bi şey alim mi diyorsun."
" Gerizekalı Efe sana top almaya gidiyoruz zaten bebek bakıcısı gibi. Sinirlendirme adamı. Ayrıca ordan geçerken bakkala uğrarız dedim dondurma falan."
"Sanki ben bi tek istedim topu."
Çiçek güneşlenirken, "Yok aşkım bi şey istemiyoruz. Efe sende bulaşma çocuğuma ya Allah Allah."
Efeler gittikten sonra kızlarla kaldık. Ben güneşlenmeyi sevmediğimden şemsiye altından asla çıkmıyordum. Duru bi anda;
"Ee Piraye?"
Şaşırarak,
"Ne ee?"
"Görmüyor musun?"
"Neyi?"
Çiçek bi anda atladı.
"Off Piraye ya. Şu Cenk yine sana bakıyor insan bi etrafına bakar."
Mercandaki belkide en sevmediğim insan yine plajdaydı. Beni sevdiğini her halinden insan bu kadar belli edebilirdi.
"Bıktım ya bundan."
"Seviyor seni biliyorsun."
"Biliyorum Durucuğum. Kendimi egoist gibi göstermek istemem ama boşuna seviyo."
"Niye? Tamam biraz gıcık." Çiçek atladı,
"Birazdan bi tık üst." Duru düşünüp,
" Tamam çok." deyince kafa salladım.
"Ama olsun kızım. Hem sen demiyor muydun nerde benim yaz aşkı diye al işte."
"Dalga geçiyodum."
Cenk'in buraya doğru geldiğini anlayınca kaş göz ettik birbirimize.
"Günaydın Piraye." Çiçek güldü.
"Bizde burdayız Cenk."
Cenk o zengin ve yapmacık gülüşünü yaparak,
"Sizede günaydın hanımlar."
Suratımın şu an limon yemiş, Efeye pc oyununda yenilmiş, ayağımda çorap varken suya basmış bi ifade olduğuna emindim.
"Ee akşam napıyorsunuz bakalım?"
"Hiç." dedim direkt.
"Gerçi yarın Efe'nin doğum günü onu biliyorum da herkes orda olucak."
Çiçek kaşlarını şaşırmış gibi çatarak,
"Herkes mi?"
"E evet. Efe dün plajda herkesi çağırdı bizim loca üstte ya orayada geldi." Üst locada oturanlar, Mercandaki en varlıklılar ve en eski olanlar oluyordu. Ama bizim locayla bi fark yoktu sadece şemsiyelerin renkleri değişikti. Ve kendilerine ait barları vardı.
İçimden Efe'ye saydırmaya başlamıştım bile. Çiçekle Duru'nun da aynı olduğu yüzlerinden belliydi.
"Orada görüşürüz dimi?" dedi Cenk pis sırıtışını yine yaparak. Ben de zoraki gülümsedim,
"Tabii."
Tam o esnada Efe'nin gelmesi çok iyi olmuştu çünkü yüzlerimizden anlamıştı kızgınlığımızı.
"Ne var be?"
Biz kızgın şekilde bakmaya devam ediyorduk. Cenk atladı,
"Naber abicim. Yarın akşam kopuyor muyuz? Dımtısa dımtıs." Kahkaha atıyordu. Efeyle Metede utanmış olucak ki zoraki gülümsediler. Efe kızgınlığımızı anlamıştı.
"He he evet. Komple geliyorsunuz dimi bak."
Hala devam ediyordu yarım akıllı arkadaşım.
Cenk onayladı ve sonrasında gitti.
