Arkadaşlar bu başrol kızımız ve ben sadece başrollerin fotoğrafını paylaşacağım, kitap için diğer karakterleri sizin hayal gücünüze bırakıyorum.
*
*
*
İyi okumalar!!!
----------------------------------------------------------------------
Abimin odaya dalışıyla kulaklarımı yastıkla kapatmıştım. Sağolsun abim odaya "hababam sınıfı - inek obası uyan!"ı açıp girmişti. Bir yandan da salak gibi gülüyordu. Başımdaki yastığı kulaklarıma bastırdım. "Offf! Allah'ım ne olur sen şu egzotik varlığı doğasına geri gönder Yarabbim!" diye bağırarak dua ettim. "Amin Allah'ım! Sen şu manda gibi yatan kardeşimi bir an önce al bizim başımızdan!" dedi. "Salak ben o duayı senin için ettim!" dedim. "Tamam! Bende sana dönmesi için ediyorum!"dedi. "Abi git başımdan!" dedim. "Aaa niye öyle diyorsun canım kölem? Daha bana hizmet edeceksin!"dedi. "Sanada köleliğinde başlattırmada git başımdan Uyuz At!" dedim. "Senden alâ at mı var? At olasıca!"dedi. Elimde son bir koz kalmıştı, onu kullanmaya karar vermiştim. "Annnnnneeeeeeeeee!!!" diye bağırdım.
"Yahu noluyor? Noluyor? Yine mi kavga ediyorsunuz siz?" diyen anneme hâlâ uykudan zor araladığım gözlerle baktım. "Anne senin bu mal kızın hâlâ davar eşeği gibi yatıyor!"dedi abim. "Lan oğlum koskoca askersin ama şu kardeşinle hâlâ uğraşıyorsun!" dedi annem ve sonra bana dönerek devam etti. "Kızım hadi kalk yarım saat sonra dünürlerle alışverişe gidicez. Kaç defa dedim sana erken kalk diye!" dedi. "Ben onu unuttum! Hazırlanmalıyım!" dedim ve bir anda ayağa kalktım. Abim ile annemi dışarı çıkarıp hemen üstüme mavi kotumu ve beyaz şifon gömleğimi giydim. Hemen hızla banyonun lavobosunun üstüne çıkardığım düzleştiricinin fişini takıp ısınmasını bekledim. Düzleştirici ısındıktan sonra saçımı düzleştirmeye başladım. Bu arada saçımı düzleştirirken biraz kendimi tanıtayım.
Ben Esin, ilkokul öğretmeniyim. 25 yaşındayım, daha bu yıl yeni Şırnak'a atandım, yani yeni dönemde çalışmaya başlayacağım. Düz kara kaş kara gözlüyüm. Yani bunun dışında da başka bir özelliğim yok, Sıradan biriyim kısacası. Abimin evliliği başımıza dert olduğu şu sıralarda onunla uğraşıyorum. Benim beyin yoksunu abimin bundan bir hafta sonra düğünü olduğu için sağolsun iki ayağımızı bir pabuca soktu. İşte şimdide saçımı düzleştiriyorum daha doğrusu düzleştirmeye çalışıyorum. Kendim hakkında ancak bunları söyleyebilirim.
***
Sonunda saçımı düzleştirmem bittiğinde banyodan çıktım. Son olarak parfümü sıktım ve çantamı aldım. Annem hâlâ yemek yemediğim için başımın etini yiyordu. Anneme oflayarak baktım. "Oflama bana, yemek yemedin."dedi. "Ya anne aç değilim! Öğlen yerim!"dedim. "İyi ya seni düşünen bende kabahat! Öl açlıktan!"dedi. Sonrasında annem ile dışarı çıktık. Abim bizi arabayla alıp bırakacak, işimiz bittiğinde ise gelip bizi alacak ve yemek, yemek üzere restoranta götürecekti. Arabaya bindik ve Hatice'lerin yani yengemlerin evine doğru ilerlemeye başladık. Onları aldıktan sonra çarşıya gittik. Direk ilk girdiğimiz yerden alışveriş yapmaya başladık. Tabi diğer dükkanlarıda gezdik.
Son dükkana geldiğimizde ayaklarıma kara sular inmişti. Artık dayanamıyordum ve böyle şeyler hep oldum olası sıkardı beni. Neyseki abim gelmişti ve kapının önünde bizi bekliyordu. Yanına indim, beni baştan aşağı süzdü. Evet, şuan elimdeki ağır poşetlerle ve dağılmış saçımla meydan savaşından çıkmışa benziyordum. "Ne gülüyon gerizekalı! Alsana elimdeki poşetleri!" dedim. "Emredersin yeniçeri ağası!" dedi. Onu taklit ettim ve "hıığ çok komik!" dedim ve sinirle devam ettim, "Dalga geçme benimle, Bi çarparsam seni ta Kırşehir'den Hindistan'da yollarım gerizekalıı!!!"dedim. "Hangi boyla benim anca olsa olsa 1.67 boyundaki kardeşim?" dedi. "Ben uzunum bir çok kıza göre bir kere! Hem en azından senin gibi 1.88 boyundaki deve değilim ya!" dedim elimdeki poşetleri ona vererek.
O sırada arkamızdan annemler geldi. Yine abim bizi aldı ve hep birlikte restoranta gittik. Öğle yemeğini yemeye koyulduk ve bir yandanda sohbet ediyorduk. Yine sohbet düğünü yapacağımız yerden açıldı. "Düğünün Mucur'da olması iyi oldu dünürüm! Herkes diyordu, nasıl torun bu dedesinin evinde neden yapmıyorlar diye!"dedi annem. "Haklısın valla Emine! Milletin ağızı torba değil ki büzesin!" dedi, dünürümüz Safiye Teyze. Bu arada bahsettikleri yer Kırşehir'in bir ilçesidi. Biz Kırşehirliydik ve halalarımın, amcalarımın, teyzelerimin, dayılarımın neredeyse hepsi oradaydı buna babaannem ve dedemde dahil olmak üzere. Sadece biraz kalabalıktık. Alt tarafı baba tarafından 5 halam, 3 amcam ve anne tarafından 3 teyzem, 3 dayım vardı, anneannemle dedemde ölmüştü. Yani fazla diyecek olursanız bunun daha fazlası olacak aileler tanıyordum. Bunları düşünürken düşüncelerimi bölen Safiye teyze oldu.
"Şimdi Emre oğlumuz Hatice'm ile evleniyor, sıra sende şimdi değil mi Esin?" dedi. Bende bunları anlamdıramaz gözlerle Safiye teyzeye baktım ve konuşmaya başladım "Yok valla Safiye teyze ben öyle şeylere çok uzağım!"dedim. "Kız öyle deme bakarsın karşına seninde aklını başından alan biri çıkar."dedi. Ben hep okuduğum kitaplardaki gibi birini istiyordum ve ancak benim aklımı başımdan öyle biri alırdı ama öylede kimse yoktu hayatımda. Elimi sallayarak "Nerdee-" dedim ve tam o sırada öksüren abim ile göz göze geldik. "Nerde demek ha!" dedi. Dilimi eşek arısı soksaydı keşke, abimi unutup dediğim lafa bak dedim kendi kendime. O sırada annem, "Bak bak nasılda kıskandı hemen kardeşini." dedi ve konuyu değiştirmek için aramızda yaş farkı olmayan Hatice Yengem ile konuşmaya başladı "E benim artık iki kızım var, iki kızımda birbirinden güzel."dedi. Ben kendimi güzel bulmuyordum ama yengeme insan bakmaya kıyamazdı. Bembeyaz tenliydi ve çok güzel iri kahverengi gözleri vardı ayrıca kapalı biriydi.
***
Böyle sohbetle geçirmiştik üçe kadar vaktimiz sonrasında ise onları bıraktıktan sonra ise eve geçtik. Yine üstümü değiştirdim ve biraz kitap okudum. Sonra annemle beraber akşam yemeğini hazırlamaya koyulduk. Yemek olarak sulu köfte ve fırında patatesli tavuk yaptık. Sofrayı ise abim ve babam kuruyordu. Her şeyi hazırladıktan sonra annem yemekleri sofraya getirdi ve tabaklara servis yaptı. Sonra ise yemeye başladık.
"Yarın her şeyi tam hazırlayın, bakın Mucur'a gidicez." dedi babam. "Baba ben damat olacam, ben bile az şey aldım ki yani şuradan şura hemen on beş yirmi dakikalık yol, kızın bavulla gidiyor." dedi. Biz Kırşehir merkezde oturuyorduk ve yani gerçekten yol çok kısaydı ama alacağım eşyaların hepsi bana lazımdı. "Sanane! Ben kınada farklı giyecem, oynarken farklı giyece'm sanane yani ben senin gibi düz biri miyim?Hem ayrıca on beş yirmin dakikalık yolda olsa Mucur'a gidince köye gitmişiz gibi oluyoruz." dedim. "Kızım boşu boşuna götürme, zaten beş altı günlüğüne kalacaz."dedi babam. "Hayır baba! lazım hepsi bana." dedim. "Peki."dedi geri babamda. "Baba bakma sen bu manyağa boşu boşuna götürüyor."dedi abim bozuntusu.
Yemeği bitirdik ve tabakları falan makinaya attı annem, bende yerleri çektirdim süpürge makinesiyle. Her yeri iyice temizledikten sonra odama geçtim ve yarım bıraktığım kitabı bir saat okudum. Sonrasında ise dişimi bir güzel fırçaladım ve yatağıma girip derin bir uyku çekmeye koyuldum. Yarın büyük gündü, çünkü kuzenlerimi görecektim ve yavaş yavaş yorulan gözlerimin kapanmasına izin verdim.
Umarım beğeneceğiniz bir kitap olur!!! Sevgilerle canlarıııımmm!!! 😊😊😊
JE LEEST
AYAZ'IN ESİNTİSİ
ChickLitSadece üç kural önemliydi Ayaz Komutan için ve üç kuralı şu şekilde özetledi: "Bu dağlarda şefkat arama, Bu dağlarda dost arama Ama en önemlisi bu dağlarda aşk arama! Çünkü bu dağların ölüm yemini var!" dedi. Sonra ona bu kurallardan birini çiğ...
