*
Günah çorbasından alıcağınız yudum emin olun elmadan daha tatlı olucak
*
"Turp gibisin. Önünde şimdiki yaşın kadar daha ömrün var senin."
Hadi lan ordan. Ben şimdi bu paket paket sigaraları hüpletiyorum, Kriz geçirene kadar içiyorum bana verdiğin cevap bu mu doktor amca? Tanrım benimle alıp veremediğin ne var senin tam olarak?
Sende haklısın aslında. Bu günahkâr ruhu senin cehennemin bile kabul etmiyor.
Muhtemelen o yüzden beni kendi cehennemime bıraktın. İnsanlığın hayat amacını sorgularken buldukları belirsizliklerden kaçma çabaları, bu çabalar sonucunda buldukları tek çözümün uydurulan yeni tanrılar olmasından, ve bu belirsizlikten korkmayan cesurları korkaklıkla suçlamalarını sağlayan işlevsiz bir beyin vererek halletmişsin o işi. Tabi bunlardan kurtulmaya çalışırken ben kendim öbür cezalarımıda veriyorum kendime. Nasılsa sen sadece bana 'şans' verdin. İşlediğim günahların hangileri olduğunu sayacak kadar ömür vermişsin bana zaten de ben anca yüze kadar sayabiliyorum.
Şaka.
Kaçış kapısını açık unuttun ama.
Neyse ne. Bence bi anlaşma yapalım, gerçi sen kabul etmesende ben yapıcam da? Bir hafta içinde beni o sınır dışı ettiğin cehennemine kabul et yoksa- yoksa...
Neyse görürsün zaten.
*
Elindeki zehir pakedini karşısındaki adama uzattı. İzmaritlerdeki kalp şeklini görünce yirmi dakikadır yüzünden düşmeyen gülümsemeden nefesi andıran bir kıkırtı çıktı.
"Yok, sağ ol. Ben bırakalı iki yıl oluyor."
"Vaov bunak beni sürekli şaşırtıyorsun." Dedi ruhsuz bir sesle.
Aynı ruhsuzluk paketten ağızına bir dal alıp yaktığındada vardı fakat içine çektiği dumanın yok oluşuyla o da yok oldu ve kabız rengi gözlerini karşısındakine sabitledi. Adam yakışıklı değildi dürüst olmak gerekirse yaşlı ve çirkindi. Hatta yaşlılarda nefret ettiği ben her şeyi gördüm bakışına da sahipti. Lakin onunla konuşmasını sağlayan bir aurası vardı havada. Tek sıkıntı havada olan aurası havayla tamamen tersti.
Sırf kemikten oluşmasına rağmen şişko uzun denilemeyecek parmaklar, yaşını belli eden yüzündeki kırışıklıklar, mabada benzeyen çene-her baktığında gülüyordu.- gamzesi, çok ta bir özelliği olmayan parlayan kirpiksiz gözler, bu yaşına kadar şekil vermeyi çözemediği taralı yapışık saçları. Karşısındaki adamın tipini analiz edince bayık gözleri vücudunu incelemeye geçti. İkinci dalını yakarken kaşısındakinin hem oluşan sessizlikten hem de dudağındaki sihirli zehir çubuğuna bakarken gülümsemesinin bir tık solduğu gözünden kaçmamıştı.
Hadi beni yargıla bunak.
Garip yüz hatlarına rağmen oldukça sıradan giyim tarzı ona memur havası katmıştı. Mavi, bütün düğmeleri ilikli hafif çıkık göbeğini belli eden gömlek ve altındaki bej rengi, kahve rengi kemerli, kumaş pantolon. Ama onu asıl havanın aurasına ters düşüren şey bara gelmiş olmasına rağmen geldiğinden beri sadece tavşan kanı çay içiyor olmasıydı. Adam iki saattir analiz edildiğinin farkındaydı ama karşısındaki güzel kızı bölmedi. Yada bölemedi kim bilir. Adam biliyordu tabiki fakat kabul etmiyordu. Karşısında ona bakan baygın alaycı gözler ona sahip olamadığı kızıyla karşı karşıyaymış gibi hissettiriyordu. Nerden anladığını oda bilmiyordu sonuçta hiç böyle hissetmemişti hatta başında bunu romantik bir hoşlanma sanıp kendini azarlamıştı bulanık gözlerin sahibinin muhtemelen kızı yaşında olduğu için. Yine de konuşmaya devam etmiş, ne kadar bu kendini rahatsız etsede test etmek için kızın bacağına dokunmuş ama sandığı duygu olmayınca rahatlayıp kızın yaptığı espiriye gülmeye devam edip bacağını patpatlamıştı.
YOU ARE READING
Bilinç
HumorBunaltıcam oğlum sizi hepiniz bağımlısınız kendi hayatınızın monoton sıkıcılığını başkasının acısına empati yaparak değerli hissetmeye. Müptezelsiniz oğlum siz bendende müptezelsiniz.
