Sıra arkadaşım aceleyle yanıma oturdu. "Günaydın, Aiko'yu gördün mü? Eğer acele etmezse tarih sınavını kaçırabilir." "Panikle başımı sıradan kaldırdım. "Sınav mı?! Olamaz!"
"Çalışmadın mı?" Çantamdan tarih kitabını çıkarıp sayfaları çevirmeye başladım. "Hayır, hiç çalışmadım. Eğer bu sınavdan da kötü sonuç alırsam annem beni mahveder."
Tarih öğretmenimizin sınıfa girmesiyle daha da panik oldum. "Sınıf, lütfen kitapları kaldırın. Herhangi bir konuşmanın kopya sayılacağını unutmayın." Sınav kağıtlarını dağıttı. İlk soruyu çözdükten sonra, sorunun üzerinde düşünmeye başladım.
O sırada sıramdaki hesap makinesi konuştu. "İlk soru yanlış ve yazım hatası yapmışsın." Fısıldayarak cevap verdim. "Yine mi?"
"Eğer notlarım seninki gibi olsaydı-" "kes sesini! Sen bir hesap makinesisin. Ve bu bir tarih sınavı. Yardıma ihtiyacım yok!" Öğretmenim iç çekerek yanıma yaklaştı. Kapıyı işaret etti. "Müdürün odasına." Yerimden kalkıp müdürün odasına doğru yürüdüm.
Tam kapısının önüne oturdum. Beklerken bu sefer duvardaki saat konuştu. "Koridorda dolaşmak yasaktır." "Neden benimle konuşuyorsun? Nasıl konuşuyorsun?" Müdür kapıyı açtığında yerimden sıçradım. Sessizce içeri girdim.
*
Arkadaşlarımla film izlerken annem içeri girdi. "Merhaba kızlar, korkarım ki eve gitmek zorundasınız. Minako cezalı." Herkes çıktıktan sonra annem arkalarından kapıyı kapattı. "Anne bu çok utanç vericiydi!" Dedim.
"Öğretmeninden öğrendiklerim kadar utanç verici olamaz. Kopya çektiğine inanamıyorum!" "Zaten çekmiyordum!" "Müdürün ve tarih öğretmeninin söylediği şey bu değil." Diye yanıtladı.
"Anne anlamıyorsun..." "belki benimle konuşmadığın içindir. Minako, bazı değişimler geçirdiğini biliyorum ama son zamanlarda-" "bu hiç adil değil!" Odama gidip yatağıma uzandım.
Evin telefonu çaldı. Annemin dışarıdan gelen seslerini duyabiliyordum. "Merhaba, üzgünüm telefona gelemez. Çünkü cezalı."
*
Sonraki gün kendimi sessizce okul yolunda yürürken buldum. İyi tarafından bakmak gerekirse, okula gitmek yasak değildi. Vardığımda yapacağım ilk şey bu sıradışı durumu araştırmak olacaktı.
Bu yüzden vardığımda okulun kütüphanesine girdim. Elektrikle ilgili birkaç kitap seçtikten sonra bir yere oturdum. Sınıfın dedikoducu kızı da oradaydı. Seçtiğim kitapları görünce dalga geçmek için yanıma yaklaştı.
Aralarından birini alıp başlığını okudu. "Ne o? Kimseden elektrik alamadığın için böyle şeyler okumaya mı karar verdin?" "Çok komik, ver şunu!" Elimi uzattığımda elindeki kitabı çekti. "Vermiyorum." Dedi sırıtarak.
"Ver dedim!" "Vermezsem ne olur?" Kitabı almak için kolunu tuttuğumda elektrik sesleri geldi. Yere yığıldığında korkudan ellerim titremeye başlamıştı. Çantamı alıp koşarak okuldan çıktım. Bir şekilde, istemeden de olsa ona zarar vermiştim. Nefes nefese bir kitapçının önünde durdum.
Burayı daha önce görmemiştim. Yeni mi açılmıştı? Merakla içeri girdim. "Kimse var mı?" Diye sordum. Fakat cevap yoktu.
Kitapçının arkasına doğru yürüdüğümde kocaman bir kitap dikkatimi çekti. Mavi ve altın sarısı renkte süslü bir kitaptı. Kitabın kapağında bir şeyler yazıyordu. Daha önce görmediğime yemin bile edebileceğim türden bir dilde yazılmıştı.
Kitabı yakından incelemek için dokunduğumda parlak beyaz bir ışık kitapçıyı doldurdu. Sıkıca kapatıp açtığım gözlerimle etrafa baktım. Dev gibi gördüğüm kitaplıklara doğru baktım, burası az önce bulunduğum kitapçı değildi.
Her yanda kocaman kitaplıklar, binlerce kitap, bir sürü masa olan bir yerdeydim. Neler olduğunu anlayamamıştım. Buraya nasıl gelmiştim? Hayal görüp görmediğimi anlamaya çalışıyordum. Ya beynim bana oyun oynuyorsa ya da sadece rüyaysa.
Birden bir kapı gıcırtısı duydum. Belli ki birileri kütüphanenin kapısını açmıştı. Acaba saklanmalı mıyım? Ya da neden saklanmalıydım? "Kim var orada?" diye bağıran kalın bir ses duydum.
Sesimi çıkarmadım zaten çok korkmuştum, içeriye 1.50 boylarında bir erkek girdi. Dikkatimi ilk boyu ve kocaman burnu çekmişti. "Senin burada ne işin var öğrenci? Gece vakti neden yatakhanede değilsin?" dedi adam hiddetle. Gece mi? En son sabah değil miydi?
Konuşan kişiye bakınca eğer korkudan bayılacak durumda olsam bu durum komik gelebilirdi. Kendimi açıklamak için bir şey söylemeyi düşündüm ama ne diyecektim? "Şey..." dedim geveleyerek.
"Buraya nasıl geldin? Kapı kilitliydi." Diye sordu. "Ben... bilmiyorum..." "Siz çocuklar ve güçleriniz..." güçler kelimesinde kalmıştım, Ne güçleri? nasıl güçler?
Adam "düş peşime!" diye bağırdı. Gerçekten boyuna göre güçlü bir sesi vardı. Ve pek de genç sayılmazdı 50'li yaşların ortalarındadır diye aklımdan geçirdim.
"Beyefendi açıklayabilirim." dedim ama adam "Beyefendi de ne demek? Profesör diyeceksin!" diye bağırdı. Büyük bir kapının önüne geldiğimizde durdu. Kapıyı tıklatıp içeri girdi. Arkasından takip ettim.
"Bu öğrenciyi kütüphanede yakaladım." Dedi karşıdaki adama. "Aslında, tam olarak öğrenci sayılmam. Yani en azından buranın öğrencisi değilim..." dedim. "Adın nedir?" Diye sordu sandalyede oturan adam. "Minako..." dedim. "Nishimura Minako."
"Bana neler olduğunu anlatmak ister misin Minako?" Diye sordu. "Tuhaf bir kitap vardı. Ona dokununca kendimi kütüphanede buldum. Yemin ederim ki kötü bir niyetim yok!"
"Sorun yok Minako, sadece tek bir soruya daha cevap vermeni istiyorum... Sihire inanır mısın?" Kafamı hayır anlamında iki yana salladım. "Minako, burası bir okul. Burada senin yaşındaki birçok öğrenci güçlerini kullanmayı öğreniyor. O dokunduğun kitap, sadece sıradan olmayanların görebileceği bir geçitti." "Yani bu durumda ben bir tür cadı falan mıyım?"
Adam buna karşılık güldü. "Hayır, sadece doğaüstü güçlerin var, bunları cadılıkla karıştırma. Güçlerine gelecek olursak. Neler yapabiliyorsun? Ya da bugüne kadar açıklayamadığın neler yaptın?" "Kulağa komik gelecek ama... ben sanırım elektronik eşyalarla konuşabiliyorum" dedim hiç de emin olmayan bir ses tonuyla.
"Her zaman olmuyor ama bazen ne demek istediklerini anlayabiliyorum. Bazen çok öfkelenirsem elektrik oluşturabiliyorum." "Yeteneklerin ortaya çıkmış ancak üzerinde çalışman, eğitim alman gerekir. Güçlerini kullanmayı öğretebiliriz sana" dedi.
"Ama efendim burada kalamam. Benim hayatım geldiğim yerde, oradakiler yokluğumu anladıklarında ne olacak? Hem bütün her şeyim orada kaldı. Üstümdeki okul formam dışında hiç bir şeyim yok." "İstersen dönebilirsin ama bu kadar şeyi gördükten sonra... senin gibi insanlarla kalmak istemez misin? Güçlerini kullanmayı öğrenmek istemez misin?" dedi.
Devam edecek...
YOU ARE READING
Gecenin Muhafızları
FantasyÖzel yeteneklere sahip altı genç, sihirli bir yatılı okula gider. Yetişkinliğe adım adım yaklaşan grup, bu süreçte bir yandan sihirli güçlerini nasıl kontrol edeceklerini öğrenirken bir yandan da karşılarına çıkan düşmanlarla başa çıkmaya çalışırlar.
