Eq'uardo'nun (Dünya) yaşı daha genç iken, Tanrı Shelos hâlâ daha dünyaya aşıkken bir kavim yarattı. Bu mazlum insan topluluğu tanrının en sevdiği gruplardandı, cennetten bile haberleri olmayan bu küçük grup kendi başına geçinmeye çalışıyordu. Shelos onlara cenneti vaat etmemesine rağmen iyi anlaşıyorlar ve birbirlerine sevgi gösteriyorlardı. Bir gün tanrı onları bir imtihana tutar; Eğer bu küçük insan grubu tanrının sınavını geçer ise cennetin en üst katında sonsuza kadar yaşayacaklardı, sınavdan kaldıkları taktirde ise şeytanların gazabına uğrayacaklardı. İmtihan son buldu, hiçbir şeyden habersiz fanilerin günahları daha ağır basıyordu. Tanrı Shelos adil olmaya ve sözünün arkasından gitmeye fazlasıyla önem veriyordu, içinde bir yerlerde istemese de bu minik insan grubuna hak ettiği cehennemi verecekti. Tanrının meleklerinden birisi bu insanlara haber uçurdu, diğer meleklere yakalanmadan küçük bir not bıraktı insanlara "Tanrı tüm öfkesini size kusmak için gün sayıyor, kaçın." Douhm melekten aldığı notu apar topar köyüne yetiştirdi, telaşlı bir şekilde arkadaşlarına notu gösterdi. Tanrının sınavından kalan insanlar çok yakın bir vakitte cezalandırılacaktı, her kafadan bir ses çıkıyor, ortaya planlar konuluyordu. Bütün bu fikir arayışını ardından hepsinin vardığı ortak bir plan çıkmıştı ortaya, haber aldıkları melekten tanrıdan saklanabilmek için bir büyü öğreneceklerdi. Douhm bu düşmüş meleği bir şekilde çağırmıştı, yolunu kaybetmiş zavallı melek insanlara değil sadece bu minik topluluğu kurtarmak istiyordu. Malzemeler ve büyüler tamamlandıktan sonra bir dolunay vakti büyü yapıldı; gök gürlüyor, hava aydınlanıyor, şimşekler çakıyordu. İnsanlar her bir afet gerçekleştiğinde daha da korkuyor, içlerine kapanıyordu. Bu sırada Tanrı Shelos hiçbir şeyden habersiz yarattığı mükemmel semayı izliyordu, büyü tamamlanmıştı. Douhm ve arkadaşları Shelos'un yarattığı evrenin dışına çıkmayı başarmıştı artık amaçsızlardı, hiçbir tanrının gözetimine tabi tutulmadan yaşamaya hak kazanmışlardı. Douhm ve arkadaşı Olz nereye geldiklerini hesaplamaya çalışırken hissettikleri gariplik ruhlarını sarmıştı. Sanki başka bir evrendi, başka bir uzay, başka bir güneş sistemi. İki arkadaş bu küçük topraklarına tanrıların dilinde Newar (Hiçliğin ortasında) dediler. Newar olduğu yerde duran basit bir toprak parçasıydı, insanlar Newar'ın bir toprak parçasından çok daha fazlası olabileceğine kanaat getirip burayı büyütme kararı aldı. Ellerinde kalan son büyülerle bu kıtayı büyültüyor, yabancı oldukları bu evrende yaşamın çok daha filizlenmesi gerektiğini düşünüyorlardı. Douhm ve arkadaşları Olz, Ardic, Bart, İbarh bu tatlı kıtayı büyütmeye kanları üzerine yemin ettiler. Bu yemin sıradan bir yemin değildi, kanlarla bağlandıkları bu yoldan dönerlerse damarlarında akan kan onları en pis zehirden daha hızlı tüketecekti. Binalar tekrar yapıldı, köy denilebilecek bu toprakların temelleri atılmıştı. Yorucu bir haftadan sonra her şey yavaşça düzene oturmuştu, herkes kendi köşesine çekilmiş dinleniyorken gökte bir ışık belirdi. Beş arkadaş ışığın indiği yere toplanmıştı, bu parlak varlık hiç görmedikleri bir şeydi. Neydi o, tanrı onları bulmuş muydu? Kimse gelenin ne olduğunu anlayamadan ışığın içindeki beden kendini gösterdi "Yabancılar, ben bu evrenin bir meleğiyim adım Jivine." Fani hayatlar yeni bir melekle tanıştıkları için bir hayli şaşkınlardı, onlar daha ne olup bittiğini anlamaya çalışıyorken melek fanilerin arasında gezmeye başladı; felsefi öğütler veriyordu bir bilge edasıyla, faniler meleğin dediklerine kulak verirken arkadaşlardan birisi Newar hakkında yaptıkları planlardan bahsetti. Jivine duyduklarına inanamamıştı "Bu faniler tanrı olmaya mı çalışıyordu?" duydukları karşısında iyice meraklanan melek heyecanlanmıştı. Tanrıya ihanet edecekmiş gibi hisseden Jivine bir an olsun melek olduğunu unuttu ve fanilerin yaptığı bu plana dahil oldu. Arkadaşlar aralarına bu meleği dahil ettikleri için bir nebze de olsa rahatlamışlardı, Jivine tanrı ile işlerinin olduğunu söyleyip birden yok oldu. Arkadaşlar ne kadar korkuyor da olsa bu yola bir kere baş koymuşlardı, kanlarıyla yemin etmişlerdi.
