BÖLÜM -1-
Ben yürüyorken damla damla yağan yağmur eşlik ediyor bana. Bir an yalnız değilmişim gibi hissediyorum ama damlalar tenimi terk edinceye kadar sürüyor bu etki. Bu şehir kimi zaman kocaman geliyor kaybolacak gibi oluyorum. Kimi zaman daracık oluyor, bir çıkar yol arıyorum ama genelde bulamıyorum. Belki küçük bir kasabada tahtadan şirin bir yapı içinde Mozart plakları ve antika bir pikap olsa, eskimiş keçe kağıdı ve kuş tüyünden bir kalemim olsa, yani bana dost olacak bir kaç parça nostalji olsa eminim böylesine yalnız hissetmem kendimi.
Son kuruşuna kadar bira almasaydım, şuan bir memur gibi evime taksiyle gelebilirdim. Ama söz konusu alkol ise her şeye katlanılabilir. Alkolün kadar değer kazanmasında çok önemli bir neden var. Bir çok şeye sahibim hayatta. Bir eve, sahte de olsa arkadaşlara, uzakta olsalar da bir aileye ama mühim olan hepsinin bir dert yaratması. Alkol aldığım zaman sıkı bir dosta sarılıyor gibiyim.
Tüm paramı harcayıp eve yürüyerek dönmenin pişmanlığı ve tüm paramla alkol alıp mutlu olmak, arasında gidip gelirken, yol çoktan bitmiş evin önünde bulmuştum kendimi. Tam anahtarı takıp içeri girerken bir zarf gördüm. Eşiğin hemen ucundaydı. Dikkatsizce atıldığı zarfın ıslanmasından anlaşılıyordu. Üstünde bir isim yazıyordu.
Umut Özyurt
Hadi ama bu bendim. Ne yani biri mektup mu göndermişti? Kim gönderdiyse aklını kaçırmış olmalı. Ne işi olurdu ki benim gibi gereksiz biriyle. Neyse gece gece bu mektupla fazla vakit harcamıştım. Sonunda yerden elime alip 2. kattaki evime, son derece ağır ve yitik adımlarla yürümeye başladım.
"Nerde bu anahtar. " Kimse yoktu çevremde ama ben bunu sesli söylemiştim. Telaştan olsa gerek. Çünkü anahtarı bulamamam ciddi sorun haline gelmişti. Kot pantolonun ceblerine ceketin ceplerine, cüzdanın içine( Evet. Cüzdanın içi gayet uygun anahtar için.) bakmıştım. Ben anahtarı arıyorken, apartman giriş kapısından sesler gelmeye başladı.
"Prensesi şatosuna kollarımda götürdüğüm için gurur duyuyorum kendimle." Bu cümleyi söyleyen Cenk'ti. Merdivenleri çıktıkca kalın sesi netlik kazanıyordu.
"Prensim!" Dedi başka bir ses. Kadın sesine benziyordu ve ateşli söylemişti. Şaşırma ya hiç gerek yok öpüşerek merdivenleri çıkıyorlardı.
"Umut, girişte yerde bir anahtar buldum bizden birinindir diye aldım senin mi?" Dedi Cenk. Ama anahtarı uzatan kızdı. Malum bir kızı kucakladığı için anahtarı tutamayacaktı.
"Evet benim. Teşekkür ederim." Dedim ve kızın elinden aldım anahtarı. Tam kapıya dönüp kilidi açıcaktım ki, Cenk başladı konuşmaya;
"Ah be adamım. Ne olacak bu halin. Darma dağınsın. Yalnızlık boyunu aşmış gidiyor. Yardıma ihtiyacın olursa bir telefon açman yeterli." Bana bakan gözlerini kıza çevirdi. "Böyle bir prense evde oturarak sahip olamassın" dedi. Bunları söyleyince kız daha da gevşedi;
"Ya seni şapşal!" Yine öpüştüler. Anlaşılan ikiside sarhoştu.
"Bu teklifin için çok teşekkürler. İyi geceler" der demez kilidi açtım. İceri girince elimdeki mektuba baktım. Bir an açıp okumak geçti içimden ama üşengeçliğim buna izin vermedi. Bir ayağı kırık ve ayakta durmak için büyük çaba gösteren masaya elmde tuttuğum fırlattım. Masanın üstüne denk gelmesi içimde bir zafer kıvılcımı oluşturdu. Eve gelemenin rahatlığıyla yatak odasına doğru yürümeye başladım. Yatağım bugün, hergünkinden daha güzel duruyordu. Hızlıca üstümü değiştirdim. Ardından Yatağa girdiğim gibi uykuya dalmıştım.
Tatlı uykumdan beni uyandıran, çalan zil oldu. Evde yokmuşum gibi yapmaya çalışsamda versemde, zile basan kimse ısrarcıydı. Dün geceden kalma yorgunluk, saatlerce uyumamaa rağmen geçmemişti. Bu yüzden kalkmakta biraz zorlandım. Terliklerimi giyinip üstüme bi t-shirt geçirince balkonun kapısını açtım. Aşağıya bakınca şaşırmamak elde değildi. Gelen kuzenim Feray'dı. Beni görünce el salladı güldü. Bende tebessüm etmek için zorladım kendimi. Bolkonun kapısını kapattım. Kapıyı açtığımda yukarı çıkmıştı. Beni görünce;
"Hic değişmemişsin"dedi. Hayret edercesine bakarak.
"Dışardan öyle gözüküyordur, sana hak veriyorum." Dedim.
Bana sevinç dolu gözlerle baktı ve ardından "Gel buraya seni ayyaş" diyerek boynuma sarıldı. Bu sahne karşısında mutlu olmam gerekirdi. Ama ne gariptir ki, zerre mutlu olmamıştım. Dahası bu samimiyet içimi huzursuz ediyordu. Ciddi bir tavırla;
"Geleceğini neden önceden haber vermedin" diye sordum.
Sorumu umursamazcasına içeri girerek koltuğa oturdu.
"2 gün önce postaneye mektubu verdim. Benden önce gelmiş olmalı. Geldi mi?" diye sorunca herşey anlaşıldı. Dün gece bulduğum mektup Feray'a aitti. Masayı göstererek;
YOU ARE READING
Bitkin Aşk
RomanceNe gece gün batımından sonra ki gece, Ne de sokak kaldırım ve taşlarından oluşan bir sokak...
