"Size yemin ederim ki doğruyu söylüyorum! Onu ben öldürmedim, yemin ederim ben yapmadım. Canım üzerine yemin ederim, onu başkası öldürdü, onu öldürüp kaçtı. Gerçekten suçsuzum, yalvarırım bana inanın."
Genç kız; gözyaşları ve hıçkırıkları arasında kurduğu cümlelerinin, onu kollarından sürükleyen askerlerin kulaklarına gitmesi için çabalamış ve nefes almakta zorlanacağı noktaya gelene dek bağırmaya devam etmişti.
"Sana çeneni kapamanı söyledim!"
Geldikleri devasa kapının önünde, askerler tarafından ağzına sertçe atılan tekme ile geriye sendeleyip susarken, patlayan dudaklarından dökülen kanı yere tükürmüş, başını yere doğru eğerek ağlamaya devam etmişti.
"Kralım, onu getirdik."
Başını eğdiği yerden kaldırmadan dinlediği konuşmalar üzerine, kralın kendisini görmeyi istediğini öğrenmiş ve bedenine dolan korku dolu duygular, yoğun hisler ile olduğu yerde titremeye başlamıştı.
Askerler tarafından yeniden kollarından tutulmuş, önünde durduğu kapıdan içeriye sürüklenerek sokulmuş ve odanın ortasına, kralın ayak ucuna doğru bir çöp gibi atılmıştı.
Canı acımıştı fakat buna karşılık en ufak inilti nidası dahi çıkaramayacağının farkındaydı, sessiz kalmak için kendini zorlamış ve az evvel parçalanan kanlı dudağını ısırmıştı.
Onu buraya getirip bırakmış askerlerin büyük kapıyı kapattığı sırada yankılanan yüksek sesin kesilmesiyle odayı ölüm sessizliği almıştı. Duyulan tek şey, kızın derin soluk sesleri ve yüzündeki yaralardan akıp yere damlayan kanın sesiydi.
"Başını kaldır."
Belirsiz bir sürenin ardından duyduğu tok ve net ses ile olduğu yerde yeniden titrediğini hissetmiş, güçsüz olsa bile başını eğdiği yerden kaldırıp karşısındaki adamın hizasına getirmişti, gözleri ise onun göğsü üzerindeydi çünkü gözlerine bakamazdı.
Eğer ki yaşamayı istiyorsa, kralın gözlerine hiç kimse bakamazdı.
"Gözlerime bak."
Kulaklarına ulaşan emir ile istemsizce şaşırmış ve güçlükle yutkunarak titrek gözlerini, sert gözlerin üzerine çıkarırken birazdan öldürüleceğini düşünüyordu korkak kız. Aldığı her bir nefes göğsüne batıyor, onu oturduğu yerde titretiyordu.
"Şimdi, sorularıma yalnızca başınla cevap vereceksin. Gözlerini gözlerimden sakın ola ayırma."
Yorgun hissediyordu küçük olan, gözleri kendisinden kapanmayı dilese de onları dinlememiş, kralını başını aşağı yukarı doğru usulca sallayarak onaylamıştı.
Kral, olduğu yerden iki büyük adım atarak kızın önüne gelmiş ve başını eğmeden, yalnızca gözleriyle onu süzmüştü. Genç kız ise onun sözünü dinliyor, yaşlarla dolu gözlerini onun gözlerinden kaçırmadan ve hatta neredeyse hiç kırpmadan kendisine bakmaya devam ediyordu.
"Onu, kraliçeyi, eşimi; sen mi öldürdün?"
Kız başını iki yana, olumsuz yönde sallayıp, sorulan soruyu anında cevaplarken kral duygusuz gözlerini onun korku dolu gözlerinden çekmeden, elini küçüğün yaralı yüzüne doğru yaklaştırmış ve işaret parmağını taze yaraların üzerinde gezdirmeye başlamıştı. Temiz ve kusursuz parmaklarının kana bulanmasını umursamıyordu.
"Demek sen öldürmedin, o hâlde bir başkası öldürdü. Öyle mi?"
Büyük olan sağ eliyle önünde titreyen kızın çenesini nazikçe tutmuş ve baş parmağını yaralı, dolgun dudakların üzerinde gezdirmeye başlamıştı. Avcu içinde kalan küçük yüz aşağı ve ardından da yukarı doğru usulca sallandığında baş parmağını, dudakların üzerindeki yaraya sertçe bastırmış ve minik bedenin acıyla inlemesini dinlemişti.
YOU ARE READING
losing you is easier than loving you
Historical FictionMaia Eulimene'nın iki sonu vardı; ya Deimos Tyche'nin Tanrı olacak ya da bu hayatta hiç var olmayacaktı.
