İnsan her daim macera arıyordu kendine. Kitap okuyarak, oyunlar oynayarak, arkadaş edinerek. Bunları yaparkende hatadan hataya sürükleniyordu.
Zaman her şeyin ilacı diyorlardı, bunun sebebi neydi? Kuytu köşeye saklanmış geçmişimiz miydi?
Geçmiş, yaralar açardı. O yaralar kabuk bağlar ve zamanla soyulup geriye sadece izi kalırdı. Zamanda diz kapağımızdaki yara gibiydi, acısı diniyordu fakat izi kalıyordu.
Zaman ne kadar geçsede, o zamana özlem geçmiyordu. Yara izine her baktığında eski günler gözünden yaş olarak akıyordu.
Bende eski kendimi özlüyordum. Gülen, seven, eğlenen kendimi. Yeni bir ben ve yeni bir hayat yaratmıştım kendime, bu hayatın sessiz ve sakin olması için çabalamıştım. Belkide ilk defa kendime verdiğim bir sözü tutmuştum.
Bir not defteri almıştım yeni yıla girerken ve oraya kocaman yazmıştım ; "Kendimin yanında olacağım."
İnsan elbet tökezlerdi, canı yanardı ve bir el arardı kendine. Etrafa dönüp baktığında tutacak bir el olmadığını gördüğünde ise güçlenme evresine geçerdi. İnsanlara bağlanıp her daim yanında olduğunu düşünen beyin tökezler, kalp kırılır ve hisler acırdı.
Yerde çok zaman geçerdi, saf ve incinmemiş duygular hala bir elin geleceğine inanırdı ama o el asla gelmezdi. Herkes kendi paçasından asılır, tutacağı eli kendi yaratırdı.
Kendi kendini düzeltmek, sanıldığı kadar kolay olmazdı çünkü insan en çok benliğine dürüsttü. Ve aslında insanın en güvenilir varlığıda kendi yarattığı ellerdi, bir başkası her şeyi delik deşik ederdi.
Evet, yaşamak zordu ama zorunluydu. Alışmak ve kendine göre olan yolları bulmak gerekiyordu.
Öğlen saatleri en sevmediğim saatlerdi, genelde uyku halinde oluyordum ve okulun öğle arasında etraf fazlasıyla sesli oluyordu.
Genelde sınıfta takılan bir tip değildim ama son zamanlarda dışarısı keyif vermiyordu, sınıfta oturup test çözmekte hiç bir zaman bana çekici gelen bir şey olmamıştı.
En son sınıfın kasvetine dayanamayıp kendimi kantin tarafına attım. Sude ve bir kaç kız kafeteryada oturuyordu, bende hemen yanlarına gittim. Sude yan sıramda oturuyordu, samimi ve sıcak kanlı biriydi.
"Selam !" dedi Sude bana yer açmak için yana kayarken. Okulun büyük bir kafeteryası vardı bu yüzden herkes burada takılmayı seçerdi, kışın sıcak yazın soğuk olurdu.
"Naber ?" dedim diğer kızlara doğru. Diğer kızlar Ecrin ve Dila'ydı. Ecrin kısa boylu, beyaz tenli bir kızdı, genelde şirinlik yapmayı seven mutlu bir yapısı vardı. Dila ise çok sıradandı, mesafeli değildi ama sıcak birisi olduğuda söylenemezdi. Küt siyah ve kıvırcık saçları ona karakteristik bir yapı veriyordu.
Sude gülerek yanıtladı. "İyi diyelim iyi olsun, sen?" bende kısaca "İyi." dedim ve kızların sohbetini dinlemeye koyuldum. Saç boyasınsan bahsediyorlardı. Her dönem ayrı bir renk modaydı, bu ayda kızıl saçı herkeste görür olmuştum.
Kızların konuşmalarına çok katılmadan onları dinlerken yanımıza Serkan geldi. Serkan okulun sosyal ve komik çocuğuydu, genelde sadece kızlarla konuşurdu, zaten merhaba derken bile ayrı bir cilve yapıyordu. Her okulda vardı bu tiplerden, ortalama tipli, herkesin tanıdığı, seviyormuş gibi yaptığı ama içten içe sevmedikleri o kişi.
Serkan gelince anlık olarak gerildim. Serkanla pek bir muhabettim yoktu ama ne zaman aynı ortama girsek boş muhabbet yapardı ve en sonunda ortamı terk ederdi.
"Kaysana biraz Dila !" dedi ve tam karşıma oturdu. Sude ve diğerleri Serkan'ı seviyor gibi görünüyorlardı.
"E napıyorsunuz, koşturmacadan konuşamadık hiç." bu çocuğun ses tonuna deli oluyordum. Garip bir inceliği ve cilvesi vardı.
YOU ARE READING
Sararmış Kağıt
RandomBu kaçıncı perde hayat ? Yalandan alkış sesleri benim için mi ?
