We've updated our Content Guidelines.
Review the latest guidelines to keep sharing stories safely.

Erlik/Ülgen

8 1 0
                                        

"Kaybolmak sanıldığı kadar zor değilse peki?
Kaybolmadan bulamıyorsa ruh yönünü?
Sorarım size kaç kişi sürünmeyi tercih eder gökyüzüne. Ya da kaç ruh hapsedilmeyi kendi iradesi ile istemiştir, bu aciz bedene. Susmadan öğrenemiyorsan eğer gerçeği, gözlerini kapatmadan da göremezsin, görmen gerekeni."

   Uykularından kan ter içinde uyanmaya başladığında henüz 6 yaşındaydı. Korkudan ziyade belirsizlik onu tedirgin ediyordu. İşittiği cümleleri anlamlandıramıyor, duyduğu sesleri tanımıyordu. Diğer tüm çocuklardan iri, bir o kadar da hassas bir yapıya sahipti. Yemyeşil gözleri, çıkık elmacık kemikleri, dolgun dudakları ve geniş omuzları, onu henüz çocukken bile Tanrı'ların gözdesi yapmıştı.
Annesi sık sık çığlıklar içerisinde uyanmasını nazar olarak yorumlasada, bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamaları çok da uzun sürmeyecekti. Genç adam 14 yaşına geldiğinde sanrıları azalmış, duyduğu sesler neredeyse kesilmişti. Hayatını sıradan biri gibi yaşıyor, fiziksel özellikleri ile öne çıkmayı kendine bahşedilen bir armağan olarak görüyordu. Lakin ölümsüzlerin gözü o farkında değilkende üzerindeydi ve onu zorlu bir sınav bekliyordu. Bulunduğu bölgenin en iyi savaşçısıydı, henüz 14 yaşında kıdemli birlikler ile bir çok savaşa katılmış ve adından çokça söz ettirmeyi başarmıştı. Kendisine gelen düello tekliflerinin tek birini bile geri çevirmemiş, kendinden yaşça çok büyük ve fiziksek olarak çok daha avantajlı rakiplerini bir bir halkın gözü önünde mağlup etmişti. Uzak diyarlardan onu görmek için kadim savaşçılar geliyor, herkes kızını onun ile eşleyip güçlü bir soy hayali kuruyordu.
Bir gece uykusundan adeta alev alev yanıyormuşçasına uyandı genç adam, gözlerini açtığında epey bir afallamıştı, elinde babasının ona özel yaptığı ve kendi ile özdeşleşen baltası yanan bir ormanın ortasındaydı. Eli, yüzü, kolları kan revan içerisindeydi. Baltasının ucunda tüten bir alev fark etti ve sıkıca kavrayarak az ilerideki ırmağa doğru koşmaya başladı. Irmağa vardığında baltayı suya daldırarak söndürmeyi amaçlıyordu ki, sudaki yansıması ile göz göze geldi, yüzünde türlü yara bere kesik ve çizik vardı. Baltasını sudan çıkardı ve ormanın içine doğru yürümeye başladı. Tek bir canlı belirtisi yoktu, ne bir hayvan sesi ne de bir insan çığlığı geliyordu. Köyüne doğru yürürken, tahribatın büyüdüğünü fark etti, aklında tek bir soru vardı. Ormana nasıl gelmişti ve her yere ne olmuştu. Köyün merkezine girdiğinde kendi evi dahil tüm evlerin yerle bir olduğunu, yanmış ve ölmüş cesetlerin her yere dağıldığını. Tek bir canlının bile sağ olmadığını fark etmiş ve hayatı boyunca ilk kez korkmuştu. Arkasına bile bakmadan koşmaya başladı, yorulmuyor gittikçe daha da hızlanıyordu. Korku, yerini onlara bunu yapanı bulup, intikam alma hırsına bırakmıştı, ta ki tükenmişlik ile dizlerinin üstüne yığılıp kalana dek. Gözlerini kapattı oracıkta ölmek tek dileğiydi , gökyüzünde bir ses yankılanana kadar.
"Atlas!"
"Sınavında Ülgen mi Erlik misin sen karar vereceksin. İstersen öldürecek, istersen yaşatacaksın. Bu gece aldığın tüm ruhların yükü bizden sana armağandır, vicdanı rahat ölümsüz, ölümlüden farksızdır. Sana seslenişlerimizi anlamlandıramamış oluşun senin suçun, senin bu kör yaradılışın bizim sorunumuz değildir. Şimdi kalk ayağa ve yoluna devam et, ölüm senin kurtuluşun değildir. Yoluna devam et, aksi taktirde, ızdırap dolu bir ölümsüzlük ile sınanacaksın."

FREZYAStories to obsess over. Discover now