İhanet kanınızda gezen bir virüs. İşin kötü tarafı o virüse karşı koymuyor oluşunuz.
Bana yapılanlar, aileme yapılanlar ve başkalarına yaptıkları onca şeyin üzerine af mı istiyorlardı? Hayır hayır onlar af istemiyorlardı, onlar vicdansızlık ve merhametsizlik istiyorlardı. Yaptıklarına karşılık onlar beklenebilecek bir şeydi ama ondan beklenmeyecek bir hareketti. Zaman onu değiştirmiş miydi? Yanlış soru! Zaman mıydı onu değiştiren gerçekten? Ya da o zaten en başından beri mi böyleydi?
Elimdeki bardaktan yere düşen birkaç damla daha uykum vardı sanki. Ama uyuyacak zamanı hiç bulamamıştım. Hayatımda değişen onca şeye dışarıdan donuk gözlerle bakmış, zamanın akıp gittiğini hissetmiş ama hiçbir şey yapmamıştım. Şimdi ise karşımda karar vermemi bekleyen onlarca insan vardı arkalarında onları destekleyen binlerce insan olan.
Sahi benim arkamda da var mıydı birileri? Ortalardan kayıp babam? Arkamdan binlerce iş çeviren annem? Beni bir köle gibi satan amcam? Düşününce arkamda olan o insanların artık yanımda olamayacaklarını fark ettim. Garip bir duyguydu ama boğazınıza takılan o düğümden daha acı vericiydi.
Derin bir nefes al ve dik otur. Elimdeki bardağı masaya bıraktım ve masadan bir mendil alıp elimi sildim. Yorgun gözlerim dışarıda batan güneşe kaydı. İnsanlar yavaş yavaş evlerine çekilirdi şimdi. Herkesin hayatı dörtdörtlük değildi tabi ama yine de akşam sığınacak güzel bir ev fikri veya ailenle oturup yaptığın iki çift muhabbet bile sana tüm bir günün yorgunluğunu unutturabilirdi. Tabi ki bu kime aile dediğine bağlıydı.
Aileyi aile yapan kan bağı değil kalp bağıydı. Zamanla çıkarlar uğruna değiştirilmiş kelimelerden olmalıydı anlamının yanlış bilinmesi.
Oturduğum yerden kalktım ve sandalyeyi eski haline getirip cama doğru yürümeye başladım. Yanan insanların çığlıklarından tutun da yeni gelip etrafa meraklı ve heyecanlı gözlerle bakan insanlara kadar her türden insan ya da mahlûkat burayı süslüyordu. Ya da kendilerini süs zannedecek kadar zavallılardı. Tıpkı bir zamanlar ki ben gibi.
Odanın kapısı açıldı ve artık bir rutin haline dönen o konuşmanın ilk sözlerini duydum. Büyük salonda senin gelmeni bekliyor ve her zamanki gibi sana çok kızgın. Derin bir iç çektim ve "Ne zaman değil ki?" diye mırıldandım. Cama dönük yüzümü ona çevirdim ve ister istemez onu iğneleyen gözlerle incelemeye başladım. Yine her zamanki gibi giyinmişti. Sanki böyle giyinmek ona zevk veriyordu. Keşke kendisine zevk veren bu hissin benim göz zevkimi ya da başkalarının göz zevkini nasıl bozduğunu bilseydi. Ya da düşünebilecek kadar zeki olsaydı. Ne yazık ki ondan umduğum her şey bana büyük bir hüsranla geri dönüyordu.
"Hala bu zavallı giysileri giymeye tahammül etmen beni çıldırtıyor. Üstüne bir de sanki mükemmel bir şey yapıyormuşsun gibi yüzündeki kendinden emin tavrını görmek sinirimi bozuyor. Daha fazla benle muhatap olmadan dışarı çık lütfen."
Yine yüzünde aynı bakış. Kendinden emin ve sanki yaptığı iş çok önemliymiş gibi gururlu. İnsanların ölüm emirlerini verirken veya onlara hayatlarının en kötü haberlerini götürürken kendisinden bu kadar emin ve gururlu olması tiksinç bir şeydi. Onu gördükçe gittikçe sinirleniyordum.
Tüm söylediklerime rağmen hiçbir şey demedi ve başını sallayıp odadan çıktı. Derin bir nefes alma ihtiyacı hissettim ama dünyadaki gibi burası güzel kokmuyordu. Aksine burası herkesi çıldırtacak derecede ağır ve kötü kokuyordu. Sanki insanın sakinleşmemesi için dizayn edilmiş gibiydi. Birini çıldırtmak için yapılmış gibi.
Gözlerim hemen kapının yanına asılmış olan ve başta bana oldukça tuhaf gelen o aynayı buldu. Kırmızı saçlarım örmüş olmama rağmen uzunluğunu hiç saklamadan belime doğru uzanıyordu. Bir zamanlar mavi olan gözlerim artık simsiyah ve yorgunluğunu dışarı vurur şekilde çökmüştü. Zayıf olan bedenim burada kilo almış ve daha sağlıklı görünmeye başlamıştı içinde çürüyen ruhuma rağmen. Üzerimdeki mavi elbise sanki emanet gibiydi ama bugün bunu giymemi istemişti benden. Ona başkaldıracak kadar özgüvenim yoktu. Daha doğrusu zedelenmişti. Tabi buna zedelenmek demek ne kadar mantıklıydı şüpheliydi ama.
YOU ARE READING
MEZAR BEKÇİLERİ
FantasyAdalet kime kalırsa onun kuralları geçerli olur ve bu oyunda adaleti ben sağlıyorum. Bu yüzden oyunu kimin kurallarına göre oynadığına dikkat et. *** Kanınız düşüncelerinizden zehirlenmişken böbürlenip üstün olduğunuzu savunuyordunuz ya hadi şimdi d...
