KÖTÜ GÜN

444 30 5
                                        

ÜZERİNDE UZUN SÜRE DÜŞÜNDÜĞÜM BİRAZ MASALSI BİR AŞK HİKAYESİ. GÜZEL VE ÇİRKİNDEN YOLA ÇIKILARAK  OLUŞTURULMUŞ. UMARIM SİZDE  BEĞENİRSİNİZ...

Gökyüzü, uzun süren sıcaklıklardan sonra artık yorgun düşerek kendini yumuşacık pamukçuklara teslim etmişti. İki gündür aralıksız süren kar yağışının ardından tüm şehir beyaz bir örtüyle sarmalanmıştı. Bu da şehre apayrı bir güzellik katmıştı. Şimdi İstanbul, daha mistik, daha masalsı bir görünüme kavuşmuştu.

Tabi, karın bir de olumsuz yönü vardı. Kilitlenen trafik, kazalar ve aşırı soğukla tüm güzelliği gölgelemese de, en azından kendini hissettirebiliyordu. Bu durum dolayısıyla en çok işe gidenleri ve öğrencileri mağdur etmişti. Araçları yerinden çıkarmak yerine toplu taşıtları tercih etmeye başlasalar da bununda dezavantajı olduğu bir gerçekti. Toplu taşıma araçları da bir yere kadar kendilerini taşıyordu.

Okula gitmek için kalan yolu yürümek zorunda kalan kız, kabanına biraz daha sarılarak adımlarını hızlandırıp ilerlemeye devam ediyordu. Başından aşağı düşen kar taneleriyle oyalanmak için yeterli vakti yoktu. Okula giden yol araç trafiğinden dolayı kapanmıştı. Bu nedenle dolmuştan bir durak önce inmek zorunda kaldığı için oldukça üşümüştü. Üstelik de derse geç kalmak üzereydi.

Kendisi gibi yürümek zorunda kalan diğer öğrencilerle birlikte dikkatli bir şekilde fakültenin merdivenlerini çıkarak koşar adımlarla amfiye girmeyi son anda başarmıştı. Zaten kendisini bekleyen Filiz'in kaldırdığı eli görünce yer aramak zorunda kalmadan yanına ilerlemiş ve daha yerine oturma fırsatı bulamadan profesör amfiye giriş yapmıştı.

Kabanını çıkarıp aralarına koyarak yerine oturmuş ve hızla çantasından materyalleri çıkarıp masanın üzerine yerleştirmişti. Hızlı bir selamlaşma faslından sonra derse geçen profesörün odaklanmasını fırsat bilen kız, derse son anda yetişen arkadaşına doğru eğildi.

"Az kalsın yine geç kalacaktın. Bu kez ne oldu?" diye sordu gülümseyerek.

Profesörü dinliyormuş gibi yapan kız onun gibi fısıldamaya özen göstererek "Arabamı çalıştıramadım, sonra dolmuşa bindim ama bu kez de okula yakın bir yerde kilitlenen trafik nedeniyle bir durak önce inmek zorunda kaldım. Sonra da kalan yolu yürüyerek gelmem gerekti. Durum bundan ibaret." diye açıkladı kendini.

Bunu oldukça bezgin bir şekilde söylemişti çünkü ilk defa bu denli şansız bir gün geçirmiyordu. Artık şansızlık üzerine yapışmış gibiydi. Sürekli aksiliklerle uğraşmak durumunda kalıyordu. Okula yeni başlamış olmasına rağmen bunu tüm sınıf arkadaşları öğrenmişti.

Gülümsemesini bastırmaya çalışan kız başarılı olamayınca ağzından kaçamak bir kahkaha kaçıvermişti. Sesi herkes duymuştu. Profesörde... Başını gömdüğü kitaptan kaldırarak gözlüklerinin ardından sınıfa bir göz attı. Sesin kimden çıktığını görmemişti ancak bir anda sessizliğe bürünen ve sesi sanki kendisi çıkarmış gibi bakan sınıfa boşuna soru sorma gereği görmeden kaldığı yerden dersine devam etti.

Akıllanmamış olduğunu bir kez daha kanıtlamış oldu. "Az kalsın yakalanıyorduk." dedi kıkırdayarak.

Arkadaşının uslanmaz bir deli olduğunu artık öğrenmişti. Tahtada yazılanları defterine not alırken bir yandan da ona laf yetiştirmeye çalışıyordu. "Bir gün senin yüzünden dersten atılacağız ama bakalım o gün ne zaman gelecek?"

Sanki havadan bir sohbetin içindeymiş gibi umursamaz bir ifadeyle ona bakarak "İçimden bir ses bunun çok uzak bir tarihte olmayacağını söylüyor." Dedi kıkırdayarak

Kitabına odaklanmaya çalışarak "Umarım yanılıyorsundur." Diye yanıtladı arkadaşını.

Daha fazla konuşup dersten atılma yüzdesini arttırmak yerine uslu birer öğrenci moduna geçerek sessizce ders notu tutmaya başlamışlardı. Final haftasına oldukça yaklaşmış olmanın da verdiği gerginlikle, normalde ders sonuna kadar süren sohbete de son verilmişti.

LANETWhere stories live. Discover now