1. Bölüm

9 2 125
                                        

Simsiyah bir yer görüyordum. Etraf çok sakindi. Kendimi, duygu ve düşüncelerimi, hatta hislerimi duyabiliyordum. Aslında şu an uyuyor ve rüyada olduğumu çok iyi biliyordu beynimin bir yanı. Diğer yanı ise bu karanlığa kapılmış ve herşeyden habersiz gibiydi.

O sessizliğin, karanlık gecenin ortasında aniden ortaya çıkan sesde neydi öyle. Sanki birisi duvara aralıksız vuruyordu. Hiç durmuyordu. Sesler ilk buğulu gelse de biraz sonra adımı duymaya başlamıştım ve herşey netleşmeye başlamıştı.

Birisi hem kapıya aralıksız vurup, hemde "Yağmur" diye adımı zikrediyordu. Aralıksız hiç durmadan.

Gözlerimi açıp yatakta oturur pozisyona geldim. Etrafıma baktım. Her zamanki gibi müştemilatdaki evimizin odasında uyuyordum. Kapıyı tabakhaneye bok yetiştiriyormuşcasına çalan da evin 40 yıllık hizmetlisi Nazife hanımdı.

Yataktan kalkıp terliklerimi bile giymeden, pijamalarımla kapıya koştum. Kapıyı açıp karşımda kötü heyecanla bana bakan Nazife hanımı gördüm.

Yağmur : Noldu Nazife hanım? Ne bu telaş?

Nazife : Küçük bey...

Telaşa kapılmıştım bende.

Yağmur : Noldu? Kriz mi geçiriyor? Bir şey söylesenize.

Nazife : Bir şeyler oluyor şu an odasında. Ama ne olduğunu bilmiyorum. Acil gelmen gerekiyor doktor hanım.

Yağmur : Hemen geliyorum

Diyerek kapının yanında olan ayakkabılarımı alıp ayağıma geçirdim.

Pijamalarımı değiştirmeden, elimi yüzümü yıkamadan, sadece gözlüklerimi alarak müştemilatdan çıktım.

Koşar adımlarla Nazife hanımı arkamda bırakıp yalının kapısından içeriye bildiğiniz daldım.

Merdivenlerden yukarıya Küçük beyin odasına doğru koşuyordum. Kapının önüne geldiğimde çalmadan kapıyı açıp içeriye girdim.

Küçük bey tekerlekli sandalyesinde resmen titriyordu. Hemen yatağın yanında duran iyneleri alarak hazırlamaya başladım. Kriz geçiriyordu. Korkulacak bir şey değildi ama bayıla bilirdi. Bu yüzden elimi çabuk tutmaya çalıştım. İlacı hazırladıktan sonra damar yolu ile vüzuduna enjekte ettim.

Yaklaşık 5 dakika sonra titremekten yorulmuşcasına kendini saldı. Titremesi kesilmiş, rahatlamış gibiydi.

Yüzüme, daha doğrusu gözlerimin içine mutlu gözlerle bakıyordu. Karşımda 25 yaşlarında, dağınık saçlı, esmer, mas mavi gözleri olan bir adam vardı. Şimdi diyeceksiniz ki, 25 yaşında adama neden küçük bey diye hitap ediyorsunuz. Açıkçası bu eve geldiğimden beri onun gerçek adını hiç bilmedim. Söylemediler. Evin küçük oğlu olduğu için küçük bey derdi herkes. Bu yüzden bende öyle hitap ediyordum. Yürüyemiyor, konuşamıyor hatta haraket edemiyordu. Bu halinden dolayı mı bilmiyorum ama çok masum ve saf birine benziyordu. İçinde zerre kötülük olmayan biri gibi. Onu kardeşim gibi seviyordum ve bu yüzden bir şey olmasına hiç izin vermiyordum.

Bu arada size kendimi tanıtmadım. Ben Yağmur. Yağmur Karaçay. Doktorum. 24 yaşındayım. Ailemi trafik kazası sonucu kaybettiğim için burada işe başladım ve artık 2 yıldır burda çalışıyorum. Küçük beyde duyduğum kadarıyla küçüklüğünden beri bu durumda. Bir nevi onun bakıcısıyım.

Yağmur : Küçük bey. İyi misin şimdi?

Diye sordum umutlu bakan gözlerle

O sadece bir kez gözlerini kırpmıştı. Böyle anlaşmıştık. Evet demek istediğinde bir, hayır demek istediğinde iki kez gözlerini kırpacaktı.

Yağmur : O zaman ben artık gidip bu pijamalardan kurtulabilirim değil mi?

Diye sordum gülerek.

Küçük bey gülümseyerek gözleri ile beni süzdü ve bir kez göz kırptı. Gülerek yanağına öpücük kondurup odadan çıktım. Nazife hanıma da gülerek yanından geçip gittim. Müştemilatdaki odama geldiğimde telefonumu elime alıp bildirimlere baktım.

Yine ondan bildirim gelmiş. Tam 1 yıldır bana her gün mesaj atan anonim.

Anonim : Günaydın güzelim. Bu günde beni engellemeyip günümü güzelleştirdiğin için teşekkür ederim 🙂💞

Tam bir yıldır her sabah kendime aynı soruyu soruyordum. Bu insan kim ve beni nereden tanıyor? Neden ben? Başka biri yok muydu? Sen kimsin?...

Hayatının OyunuHistorias para obsesionarse. Descúbrelo ahora