Doğduğum yer bu şehre çok uzakta. Her şey o annem ile babam olacak insanların başının altından çıktı. Biz polis tarafından aranan bir aileydik. Annem ve babam ben doğmadan önce bir barda tanışmışlar. Babam o gece o barı soymuş. Sadece iki ay haspishanede yattıktan sonra eve döndüğünde annemin mide bulantısından ayakta bile zor durduğunu farketmiş. Aradan yedi ay geçtiğinde de ben dünyaya gelmişim.
Babam beni istedi mi yoksa sadece annem mi bana bağlıydı bilmiyordum. Küçüklüğüme dair aklımda sadece şu anı var. Yağmurlu bir gün pencerenin başında oturmuş yağmuru seyrederken camdan annemin ve babamın yansıması dikkatimi çekmişti. Babam annemi dövüyordu. Her zamanki gibi elinde bir bira şişesiyle anneme yalvarıyordu. Annem ise kafayı çoktan çekmişti bile. Annem kokain bağımlısıydı. Aklımdaki tel görüntü babamın annemi bayıltana kadar dövdüğü idi.
Mutlu bir çocukluk geçirmedim hiçbir zaman da mutlu olacağıma inanmadım. Mutluluk dediğimiz şey anne babadan gelir. Onlar mutlu bir yuva verirse size siz de mutlu olursunuz. Ama eğer yuvada alkol uyuşturucu dayak ve küfür varsa bu pek kolay olmaz.
Telefonumun çalmasıyla arabanın kapısını hızla kapattım. "Bana o ilacı aldığını söyle Grace." Annem yine hamileydi. Çocuk düşürme ilacı almak için beni hiç bilmediğim bir kasabada eczaneye göndermişti. "Hemen alıyorum." Dedim telefonu ıslanan ellerime tutarken. Felaket yağmur yağıyordu. Amerika'nın en çok yağış alan kasabasındaydık. Her geçen lanet bir gün yağmur....
Eve vardığımda durumlat her zamanki gibi felaketti. Ocakta dünden kalma makarna ve sarımsaklı sos etrafta bira şişeleri ve hamile bir anne..."Babam ne zaman gelecek?"
"Ne bileyim ben. Cehenneme kadar yolu var."
İlacı koltuğa fırlattıktan sonra üst kata odama çıktım. Lanet ettiğim kasaba insanı bir anda sırılsıklam yapabiliyor. Okul formam dümdüz yatağımın üstünde dururken yanına ben de kıvrıldım. Birazcık uyku iyi gelecekti.
Sabah babamın bağırışmalarıyla uyandım. "Uyanmadı hala ha? Saat kaç oldu lanet okula geç kalacak!" Ölü gibi uyuduğum için bir kaç dakika etrafa baktım. Yağmur yeni dinmişti. "Grace gel artık."
Kahvaltı masasına geçtiğimde babamın elinde bir gazete annemin elinde de kusma torbası vardı. "sana kaç defa korunmamız gerektiğini söyledim değil mi? Ben elli yaşındayım tanrım." Babam anneme hiç kulak vermiyordu. Onu aldattığına emindim. Bence önüne gelen her kadınla yapıyordu. Tanrım sabah sabah midem bulanıyordu.
Masadan kalkıp okul ceketimi giyerken annem "Bir kez daha şu ilaçtan al sanırım işe yaramadı." Dedi annem. "Biraz bekle iki güne öldürüyor bebeği." Dedim. Babam gazetesini aşağıya indirdi. "kimsenin öldüğü falan yok." Eh! Tabi sen öyle san.
Eczaneden sonra okul yoluna girerken herkesin ne kadar da cıvıl cıvıl olduğunu farkettim. Ben neden bu kadar mutlu olamıyordum. Ben neden hayattan hiç zevk alamıyordum. Herkesin ailesi mükemmel miydi? Herkesin babası kızlarının saçlarını mı okşuyordu ya da annesi aferin diyiyor muydu?
Okul bahçesine şöyle bir göz attığımda kendimi daha da tedirgin hissettim. Makyajlı kızlar saçı fönlü kızlar yakışıklı erkekler. Bense saçımı tepeden bir at kuyruğu yapmış yüzümü yıkadığım gibi gelmiştim.
Sınıfa girdiğimde yeni gelen öğrenci olduğum için bütün gözler üzerimdeydi. "Ben Eddie." Dedi bir kız. Tatlı birine benziyordu. "Grace." Dedim sesszce. "Sana okulu gezdirmemi ister misin?"
Tek tek her sınıfı her alanı gezdirmişti bana. Basketbol sahasından deney sınıfa kadar her yeri karış karış gezmiştim. Sıra futbol sahasına gelince seyirci koltuklarına oturmaya karar verdik. "bak bu James " dedi gülerek. "konuşuyoruz. Yani aslında beraber olduk ama biliyorsun işte bazı erkekler kaçıyorlar." "Sen hiç biriyle beraber oldun mu?"
"Böyle özel bir soruyu cevaplamak istemem." Buraya gelirken bana buranın oldukça dindar bir yer olduğu söylenmişti. "Hey baksana şu çouk sana bakıyor." Dedi edddie çocuğun biri beni kesiyordu o sırada arkadaki kaslı bir adam kafasına vurdu. "o da Bay Franco. Futbol eğitmenimiz. Sana bir şeu söyliyim mi onunla bir keresinde baloda dans etmiştim mükemmel bir adam. Elleriyle insanın belini öyle kavrıyor ki." Kafamı bay Franco ya çevirdiğimde onun da bana baktığını farkettim. Gözlerimi hemen çevirirken Eddie sanki içimi okumuş gibi sınıfa dönmemiz gerektiğini söyledi.
Zaman geçtikçe okula daha iyi alışıyordum. Öğrenciler küstahdı ben de bu yüzden sadece eddiie ile konuşuyordum. Bugün futbol dersimiz oldupu için şortumu giydim ve okula koşar adım gittim. Çünkü epey bir geç kalmıştım. Benim şöyle bir kötü huyum vardır. Cok sigara içerim. Küçüklüğümden beri böyle. Bir duvarın dibine geçip derste yapılan ısınma hareketlerini incelerken arkamda birinin olduğunu farkettim.
"Çok zararlı " elimdeki sigarayı hemen yere attım.
Arkasına dönüp bana bakınca geçen gün gördüğüm Bay Franco olduğunu farkettim. "Derse girecek misin yoksa çocuğunu izleyen veli gibi burada mı duracaksın." Gülümsedim. Okul bahçesine girerken Bay Franco nun önümden yürümesi hoşuma gitti. Tatlı bir gülümsemesi vardı. Espiri yapmayı seviyordu. Bir de felaket iyi gülüyordu birden canım okul takımına girmek istedi.
"Evet derse geç gelen arkadaşlarımız esneme hareketleri yaparken biz de şut atmaya başlayalım." Dedi derse geç gelen sadece bendim.
Futbol dersinden sonra soyunma odasına girdim. Lanet olsun ki dün anneme bebek düşürme ilacını vermeyi unutmuştum. Gizli saklı çantamda bir yerde onu kaybetmeye çalışırken müdüre hanım dedikleri kişi hızla soyunma odasına girdi.
"Herkes tamam mı Bay Franco gelebilirsiniz. Duyduğumuzda göre içinizden biri Bay Franco ya soyunma odasında bebek düşürücü hap olduğunu söylemiş. Burası dini bir okul ve okulumuzun bazı kuralları var. Ya şimdi itiraf etsin o kız ya da ciddi bir suça tabi tutulsun " kelimeler boğazıma düğümlenirken bunun kimin planı olduğunu bilmemek daha çok canımı acıtıyordu. Yavaş bir adımla öne çıkarken müdüre hanımın gözleri göz bebeklerimi delicek gibiydi. "o hap benim efendim." Yerden kaldırdığı başımı bay Franco ya doğru uzattığımda büyük bir utanç vardı içimde.
