10 Ekim 2018.
Gözlerini açtı. Hafifçe ovuşturdu ve duvardaki paslara dakikalarca baktı. Bugünden tek umudu ölüme birkaç gün daha yaklaşmaktı. Yataktan kalktı.Saat 07.29 "Bugun okul var.." diye iç çekti. Yavaşça doğruldu ve annesine bakmaya gitti.
Annesi her zamanki gibi o küçük kare kutunun içinden, ona gulumsuyordu. Gulumsemesi belki sahte, belki gerçekti. Bunu asla bilemeyecekti. Babası ise hala eve gelmemişti. "Kim bilir şimdi nerelerdedir?.." diye konuştu kendi kendine..
Annesi o 5 yaşındayken bir trafik kazasında ölmüştü. Fakat olayın trajikomik olan yanı ise, arabayı süren babasının olması ve yolda hiç kaza yapmalarını sağlayacak ne dikkatsiz bir sürücü olsun ne doğal afetler olsun ne de yol koşulları olsun bir unsurun olmamasıydı. Babası bu kazayı yalanlarla süsleyip atmıştı ve "Eşi neden böyle yapsın ki?" diyenler yüzünden davanın üzerinde çok durulmamıştı. Babası da bunu firsat bilip, bir miktar para ödeyip işten kurtulmuştu.Ama o hala suçlunun babası olduğunu düşünüyordu.Annesi için dua edip lavaboya gitti.
Yüzünü yıkadı. Gozlerinin altindaki pembelik günden güne morlasiyordu. Son günlerde yemekten de kesmişti kendini. İyice zayıflamıştı, onun deyimiyle bir "canavara" benziyordu.
O bunları düşünürken çoktan okulun vakti gelmişti. Hızlıca hazırlanıp evden çıktı.
Okula vardığında sırasının üstüne "ucube, çirkin, git biraz makyaj yap, canavar, yuzune bakmaya igreniyorum" gibi birtakim seyler yazildigini gördü. Bunlara artık alışıktı aslında. Okulun başladığı günden beridir zorbalığa maruz kalıyordu. Yavaşça sırasına oturdu. Sessizce silgisini çıkardı ve silmeye başladı. Göz yaşlarını saklamak için kollarının üstüne başını koydu. Sakladı kendisini. Sonra zorbalarindan iki kisi geldi. Biri kız biri erkek. Adları Seliz ve Mert'ti. İkisi de okulun populerleriydi ayrıca sevgililerdi. Seliz çok güzel Mert ise çok yakışıklıydı. Seliz'in altın sarısı saçları, fındık burnu, cekik gozleri, mükemmel çenesi, dolgun dudakları, ipince bir beli, çok bakımlı saçları, arkadas grubu ve iyi bir ailesi vardi vardı. Onun gibi olmak için neler vermezdi oysaki. Bir ona, bir de kendine baktı. Aralarında dağlar kadar farklar vardı. Kocaman yüzü. Kalın bacakları, küçük gözleri, büyük burnu ve daha nice "igrenc" olarak adlandirdigi ozellik ondaydi.
"Gerçekten de canavara benziyorum. Ben olsam bende kendime zorbalık yapardım. Eğer çirkin olursan yaşamaya hakkın yoktur. Ve benim yaşamaya hakkım yok.." diye mirildandi kendi kendine. Her ne kadar boyle yapmak istemese de neticesinde, en büyük zorbasi yine kendisiydi.
