GİRİŞ

87 32 24
                                        

Giriş bölümü: AGAPİ
15.06.2005

Küçük Fonce, kuşların cıvıltısıyla tatlı uykusundan uyanmıştı o sabah. Her zamankinden farklı hissediyordu. havada ne olduğunu anlayamadığı farklı bir şeyler vardı. Yatağında doğrulup deniz mavisi gözlerini minik elleriyle ovuşturarak sakince ve uyku sersemiyle yatağından kalktı. Zaten onu yalnızca sabahları böyle görebilirdiniz. Her zaman kocaman gülümsemesiyle etrafta koşuşturur, asla yerinde durmazdı.

Her zamankinden daha hızlı koşarak odasından çıktı ve aşağıya annesinin yanına indi. Onu hayatta tutan iki kişi vardı. Biri annesiydi, diğeri ise arkadaşı Iris'ti. Ailesinden başka kimse hayatta değildi. Fonce ve annesinin küçücük olan dünyalarını Fonce'un kocaman gülümsemesi ayakta tutmaya yetiyordu.

Annesi çoktan kahvaltıyı hazırlamış, mutfakta onu bekliyordu. Fonce hızlıca masaya oturdu ve aceleyle ağzına bir şeyler tıkıştırmaya başladı. Hemen yiyip arkadaşı Iris'in yanına gitmek istiyordu. onu çok seviyordu. Onunla oyunlar oynamak çok eğlenceliydi ve Iris onu çok güldürüyordu.

Ağzına her şeyi tıkıştırdığı için şişmiş yanaklarıyla masadan kalktı. Annesi oğlunun bu heyecanlı halini gülümsemeyle ve birazda hüzünle izliyordu. Fonce ise bunun farkında bile değildi. yalnızca hemen yiyip dışarı çıkmaktı tek derdi.  Hızlıca evin kapısına geldi ve minik mavi spor ayakkabılarını ayağına geçirdikten sonra kapıyı kapattı ve Iris'lere doğru koşmaya başladı.

İrislerin evine giden yol çimenlerle kaplıydı. kocaman çimenlerin sonunda ise iris be annesinin rengarenk evi duruyordu. Fonce sonu görünmeyen, yemyeşil çimenlerde koşarken kollarını iki yana açtığında sanki havada süzülüyormuş gibi hissederdi. Rüzgara karşı koyarken alnına düşen kumral, her daim dağınık dalgalı saçları geriye doğru savrulurdu ve onu rahatlatırdı.

Çimenli yolun sonundaki İris'lerin evi o koştukça daha da yaklaşıyordu. Evlerinin kapısına çıkan İris bir nokta gibi görünüyordu ve Fonce'a doğru koşmaya başlamıştı. koştukça nokta olmaktan çıkıyordu.

İris'in ona doğru koştuğunu fark eden Fonce olduğu yerde durup ellerini dizlerine koyarak eğildi ve soluklandı. O anda ayaklarının tam dibinde duran kıpkırmızı gelincik çiçeğini fark etti.

Çok ama çok güzel bir çiçekti bu. Daha önce hiç böyle bir çiçek görmemişti. Şaşkın gözleriyle çiçeği incelerken arkadaşı İris'in de bu çiçeği en az onun kadar seveceğini düşündü. Minik elini sabırsızca çiçeğin incecik sapına doladı. Bir kez başını kaldırıp neredeyse yanına gelmek üzere olan İris'e baktı. İris'in gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Yüzünde korku vardı. Fonce'un içi merak doldu fakat umursamadı, bir an bile düşünmeden çiçeği tutup çekti ve kopardı.

Son duyduğu ses irisin, " Fonce, hayır!" diyen çığlığıydı.

Sonrası ise tam bir kaostan ibaretti. Bütün evren sarsıldı. İkiside geriye doğru savruldular. Başları ıslak zemine çarptığında ikiside havaya bakıyordu. Fonce hissizdi. Bir şey hissetmediğini düşünüyordu. Oysa bu hissettiği şey mutsuzluktu. Daha önce hiç böyle hissetmemişti.

Gözleri gökyüzündeydi. Hala ne olduğunu anlayamamıştı. Gökyüzü daha önce hiç görmedikleri bir şekilde kızarmıştı. Bulutlar ortada yoktu. Güneş görünmüyordu. Yalnızca kırmızıdan ibaretti.

İşte bugün onların sonuydu. Herkes aslında istediği şeye kavuşmuştu. İnsanlar ne olduğunu bile bilmediği, daha önce hissetmediği o duyguyu tatmak istemişti: mutsuzluk. İşte şimdi herkes mutsuzdu. Belki de Fonce gibi hiçbir şey hissetmediklerini sanıyorlardı. Sanki ruhları gökyüzü tarafından emilmişti. Bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı, daha önce hiç böyle hissetmemişlerdi.

"Mutluluk bir alegori, mutsuzluk ise hikayedir."
—Tolstoy.

...
Herkese merhaba ^^
Umarım kitabımı ve bölümü beğenirsiniz.
Oy verip yorum yapmayı unutmayın<33

AGAPİBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin