Yaşlı adam bir an duraksadı.Dudakları titredi, sanki birşeyler söyleyecek gibiydi. Derin bir nefes aldıktan sonra etrafına göz gezdirdi. Sanki bulunduğu yeri yadırgıyor gibiydi. Doktor tam konuşacakken yaşlı adam konuşmaya kaldığı yerden devam etti. Bu sefer sesi titriyordu.
Beni bulduklarında ağlamak istediğim halde ağlayamıyordum, sadece çığlık atıyordum. Ortada kötü bir durum vardı ve normal olan her insan ağlardı ama ben ağlayamıyordum. Önce beni elimden tutup kaldırdılar, sonra dışarı çıkardılar. Bir ambulansa doğru ilerlemeye başlamıştık her adım atışımda ayaklarım titriyordu sanki. Yürümeyi unutmuş gibiydim ve ben sanki hiç birşey olmamış gibi dışarıdaki arabaları sayıyordum, yaşımdan küçük hareketler yaparak durumu bastırıyordum. Yerli yersiz gülümsüyor, beni tutanlardan destek alarak tek ayak üstünde gidiyordum. Birden 3 ambulansın olduğunu farkettim. Bu da beni hesaba katmadıklarının göstergesiydi. Ambulansın içine girdim tabureye oturttular ve tansiyonumu ölçmeye başladılar. Daha önce hiç yaşamadığım ve hatırladıkça tüylerimin diken olduğu o anı yaşadım.
Yaşlı adam soğuduğunu fark ettiği çayından bir yudum alarak boğazını temizledi. Derin bir ürperti ile içine olabildiğince nefes almaya çalışırken hırıltılı bir ses aslında ne kadar hasta olduğunu gösteriyordu. Çayından aldığı yudumdan sonra devam etti.
Elimi tutan hemşire nabzımın hızlı attığını fark etti ve durumumun ciddi olduğunu düşünüp hastaneye kaldırılmamı istedi, belkide haklıydı ama nabzımın hızlı atmasının sebebi yanımda duran ablamın ölü bedeniydi. Gözleri hala açıktı ve yüzündeki şaşkınlık hala gitmemişti. Sanki tam bir şeyler söylemek isterken susturulmuş gibiydi, -ne biliyim sanki daha hayatan alması gereken, yaşaması gereken yılları vardı- Kimse ablamın üstünü örtmeyi akıl edemedi. Yol boyunca ablamın eli sallandı durdu boşlukta... Sanki bana "Hoşçakal!" der gibiydi. Konuşamıyordum, anlatmak istiyordum ama yaşadığım şok yüzünden elimi dahi kaldıramayacak kadar kötüydüm,yerli yersiz hareketlerde bulunuyor, belli belirsiz sesler çıkarıyordum. Nihayet benden sıkılan hemşirenin verdiği sakinleştirici ile uyuduğumu biliyorum... Sonrası hep sıradan işlemlerdi,hastanede gözetim altında kaldım. Benimle ilgilenen iki polis vardı. Dediklerine göre tek tanık bendim ve ortada beklenenden farklı bir durum vardı. Babam polis silahı ile ailemizi yok etmişti ama mermilerden biri babama ait değildi. Buda cinayeti daha karışık bir hale soktu. Tek tanık olan ben de bu duruma açıklık getirecektim. Savcının onayı ile bu olaydan uzaklaştırıldım ve tanık koruma programı ile bir eve yerleştirildim, okula gitmeye başladım. Sanki hayatımda hiç birşey olmamış gibiydi. Birkaç gün önce ailem yok olmuştu ama ben sanki izlediğim bir korku filminin etkisinde kalmış gibi hissediyordum. Sanki bu durum birkaç gün içinde geçecekmiş gibi tavırlarım vardı. Bu durum bazen hoşuma gidiyor, bazen de yastığa sarılıp bütün gece ağlamamı sağlayan sebeplerden birisi oluyordu. Gün geçtikçe yastığa sarılıp ağlamalarım geçmeye başladı. Kim ne derse desin insanın yapabildiği en basit şey unutmaktır. Kimse yaranızı deşmediği müddetçe geçmişinizde yaşadığınız hiçbir kötü olayı hatırlamazsınız. Okul olayına gelirsek de hiçbir sıkıntı yaşamadım, kimse bana nerden geldin veya ne yaptın gibisinden sorular sormadı. Ben de kendimi tanıtma gereği duymadım hiç... Kimi zaman onların benden daha kötü bir çocukluk geçirdiğine inanıyordum ama hepsi olması gerekenden daha olgun iken ben bunu pek beceremiyordum. Olanları resmen unutmaya devam ediyordum, yaz tatiline kadar bu böyle devam etti.
Yaz tatili bitince avukat ile psikolog geldi. Hayatımın burda nasıl olduğunu soruyorlardı, gayet iyi olduğunu söyledim. Avukat şaşırmıştı, bir sigara yakmak için müsaade istedi ve dışarı çıktı. Psikolog yanıma yaklaşıp konuya girdi:
-"Kötü bir dönem geçirdin Cemil, bunun sende farkındasın ama bazı cevaplanmayan sorular var. Bunları senden başka kimse cevaplayamaz, benimle o anları paylaşır mısın?" dedi.
Bu sözlerden sonra içimdeki herşeyi dökmeye hazırdım, herşey basit olacakmış gibi konuşmaya başladım:
-"Babam çıldırmış gibi davranıyor, annemi dövüyordu. Ablam ise o sırada ağlıyordu. Korkudan ne yapacağımı bilemeyip gittim ve dolaba saklandım..."
-"Peki ya sonra?" dedi psikolog. Devam ettim:
-"Babam önce annemi vurdu, daha sonra susturmak amacıyla ablamı. Ne yapacağımı bilemedim, çaresizdim. Dolap aralığından olan biteni izliyordum. En sonunda babam kendinide vurdu..."
-"Baban senin dolaba saklandığını gördü mü?"
-"Hayır,görmemişti..." dedim ve içimi tuhaf bir duygu kapladı. Sanki nefes alamıyor gibiydim. Ayağa kalktım, psikolog bir sorun olup olmadığını sordu. Bende su içmek istediğimi söyleyip mutfağa doğru ilerledim. Her adımda yaşadığım o olay düşlerimde canlanıyordu ve buna engel olmak istiyordum. Fakat yapamıyor, kendime hakim olamıyordum. Bir mide bulantısı gibiydi, bir türlü geçmek bilmiyordu. Her şey gözlerimi kapattığımda canlanıyor, beni ürkütüyordu. Anılar durmak bilmeden canlanıp duruyordu hafızamda, neredeyse yüzlerini hatırlayamadığım ailem ile yaşadığım o kötü anlar bozuk bir musluk gibi oluk oluk akıp dökülmeye başladı. Başımdaki derin ağrılar beynime vuruyordu. Odanın etrafında annemin yüzüne yediği tokatlar ve ablamın ağlamaklı haykırışları yankılanıyor gibiydi. Delirmiş miydim? Ah, olamaz.
Mutfağa zar zor ulaştım, buzdolabından suyu çıkardım ve gerisini hatırlamıyorum. Uyandığımda bir hastanedeydim, elime bir serum bağlıydı. Zar zor gözlerimi açıyordum. İçerden psikolog ile doktorun konuşmalarını duyuyor ama gözlerimi zoraki açıyordum.
Psikolog konuşuyordu.
-"Evet, aynen dediğiniz durumu farkettim. Böyle bir durumu eve varmadan önce bekliyordum ama çocuğun rahatlığını görünce durumun bilincinde olduğunu düşünmüştüm."
-"Haklısınız Engin Bey, ama çocuk şuan şoka girmiş. Bu da bilinçaltının unutmaya çalıştığı sahneleri yeniden hatırlattığınızı gösteriyor."
-"Biliyorum, ama benide savcılık zorluyor doktor, bir şekilde bu işi halletmeliyim yoksa..." sonrasını duymadım. Sanırım yine bayılmıştım...
Yaşlı adam ayağa zoraki kalktı ve gülümsemeye başladı, doktor çayını dökerek yaşlı adamın arkasından yürümeye başladı. Konuşma, başta profosyonel bir iş gibi başlamış olsa da öyle devam etmediği kesindi. Yaşlı adam gördüğü her arkadaşına selam vermekten çekinmiyor, kimisine moral veriyordu. İçinde yaşadığı mutluluk küçük bir çocukta bile yoktu. Doktor ise bu durumu izleyerek hayretler içinde yaşlı adama eşlik ediyordu.
YOU ARE READING
MUTLULUĞA ELVEDA
ChickLitSeviyorum dediğinde bunu ne kadar içten söylüyorsun? Okuduğun hikayelerin daha ötesinde daha farklı bir hayat,farklı bir dünya... Bu hikayede sende varsın bende. Sevdiklerinde var nefret ettiklerinde. Uğrunda dünyaları değiştirebileceğine inandı...
