Kasvetli Ankara Sabahı...

3 0 0
                                        

Soğuk bir Ankara sabahına uyanıyorum. Ankara griliğine bürünmüş dün haberlerde söylenilen yoğun kar yağışını pusuda bekliyor sanki.. 

Çoğu insan bu havaları sevmez ama bu havalar beni daha mutlu ederdi üzülürdüm de sokakta yaşayanlara,evinde yakacak doğalgazı sobası olmayanlara bende farksız değildim ama en azından kısıkta da olsa yanan bir doğalgazım vardı .Fazla vakit kaybetmeden çıkıyorum 09:10 otobüsüne yetişmeye...Her zamanki gibi hınca hınç dolu daha ilk duraktan .İlk durakta binmeme rağmen gene boş yer bulamadım...

Tandoğan durağında inip büroya geçiyorum. Normalde bu saatte adliyede olmam gerekirdi ama büroya çağrıldım. Yukarı çıktığımda ben dışında büronun tüm çalışanlarının orada olduğunu görüyorum .Ve bunun hiç iyiye işaret etmediğini anlıyorum. Hikmet Bey açıklamaya başlıyor "Devam eden ekonomik kriz sebebiyle ve kaybedilen önemli bir dava sonrası belimiz büküldü arkadaşlar.Sizleri işten çıkartmayı düşünmüyoruz eğer bizle birlikte 2 ay daha sabrederseniz maaşlarınız 2 ay sonunda ödenecektir..Devam etmek istemeyen çalışanlarımızın çıkışları verilecektir..".Stajyerler buna ses çıkartamıyor tabii.Bende sesimi çıkartamıyorum.Çünkü Hikmet Bey ve çalışanları kıdemlilerdi ben stajyerken de bazı zamanlar böyle şeyler olmuştu.Buradan çıkarsam birde başka iş bulmak için dolanacaktım böylesine sıkışık bir zamanda buna cesaret edemezdim.

Bürodan çıktığımda Ankara'nın ayazını ta içimde hissediyorum. Bu iki aylık sürede ne yapacağımı düşünmek için sıcak bir yere geçmeliydim. Kızılay'a doğru ilerlerken telefonum çalıyor ellerim o kadar üşümüş ki telefonu tuttuğumu hissedemiyorum. Arayan ev sahibi Memduh Bey "Hazal Hanım kiranızı yaklaşık 2 haftadır ödemiyorsunuz kimsesi yok halden anlarız dedik ama olmuyor.Evden çıkmanı talep ediyorum.Çıkmadığın takdirde neler olacağını benden daha iyi biliyorsundur Avukat Hanım.." Şöyle böyle diyemeden kapattı.O soğuk havada kafamdan aşağı kaynar sular döküldü.Üzerimdeki mont üzerimde ağırlaştı,kalbim daraldı..

O sinirle Kızılay olan rotamı Tunalı'ya çevirdim.Tunalının ara sokaklarında bir kafe bulmalıydım ama önce bir paket sigara almam gerektiğini düşündüm hemen caddenin aşağısındaki tütüncüden vişneli sarma aldım . Daha sonra kafeye girip sigara içmenin serbest olduğu yere geçtim.Filtre kahve söyleyip bir dal sigara yaktım.İlk içime çekişte boğuluyordum tiryaki değildim en son lise mezuniyetinde içmiştim.Sonra bünyem alıştığında geçmişi düşünmeye başlıyorum. Ailemi annemi, abimi ,bazen babamı da düşünüyorum .Annem ve abime onları yapmasaydı hayatımız nasıl olurdu? Annem o evde hep yemek yapmaya devam etseydi.Babam doğacak kardeşlerimi bilseydi.Abim hep beni korusaydı diye düşünürken aklıma Memduh Bey'in dediği geliyor "Kimsesi yok..." gözlerim doluyor.

Sigara hala ciğerlerimi ağrıtıyor ama önemi yok artık.Etrafıma bakınayım derken çaprazımda oturan bir adamla göz göze geliyorum. Siması tanıdık ama onun buralarda olmadığını söylemişlerdi.Gözlerimi bir süreliğine kaçırıp tekrar ona bakıyorum yine göz göze geliyorum sonra ayağa kalkıp kahvesini de alıp masama oturmak için müsaade istiyor.Daha sonra da oturuyor.Günün üçüncü şokunu hukuk fakültesini 4.sınıfta donduran Barkın'ı görmemle yaşıyorum.Barkın hiç değişmemiş kahverengi gözleri , kavruk teni , o insanın içini gören bakışları hala aynı...

-"Hala buralardasın "diyor.

Ses tonu da çok güzel o ses tonuna cevap vermeme gibi şansım olamaz..Kendimi toparlayıp

-"Ben hep burarlardaydım. Senin için İstanbul'a döndü demişlerdi.Senin ne işin var buralarda?"

-"Birkaç mekandan almam gereken evraklar var.Onlar için geldim gideceğim."

İşte o son kelime paramparça olan içimi daha da berbat etti.

-"Onca çalışanınız var sen niye geliyorsun buralara başka sebebi olmalı " dedim.Şuursuzca mı konuştum diye düşündüm ama yerinde bir soru oldu.

Biraz bana baktıktan sonra cevaplıyor:

-"Özledim biraz ...buraları hem bir göreyim hem de işleri halledeyim dedim.Yeterli oldu mu bu açıklama?"

-"Oldu" dedim. Barkın'ı abime benzetiyordum.Abim de kavruk tenliydi.Çok güzel gözleri vardı tam kahverengi değildi oladabilirdi tam kestiremedim. Barkın iyi bir çocuktu ufak tefek yanlışları olmuştu. Ama ben onun bu yanlışlarını ailesi yüzünden yaptığını düşünüp onu hep haklı çıkartırdım.

-"Senin bu saatte burada ne işin var ?İşin yok mu senin ? " dedi.İçimdeki sesi bırakıp.Sanki ayıp bir şey yapmışım gibi ezilip üzülerek:

-"Var ama bugün izinliyiz"

-"Yeni mezun avukatlara öyle haklar da mı veriyorlarmış?" deyip gülüyor.Çok güzel gülmüştü neyi iğnelediğini de biliyordum ama buna onun kadar gülebilecek enerjim yoktu.

-"İzinliysen niye mutsuzsun ? "

-"Mutsuz değiilim yorgunum biraz"

-"Yorgunsan neden buradasın evine gidip sıcak çikolatını alıp televizyonunu izlesene."

Bu dediği cümleye şuan ağlayabilirdim bile ama yapmadım.

-"Tavsiyene uymak isterim ama bir dal sigara içeceğim kalkmadan, müsaade edersen" dedim.

-"Tabii" dedi.Sigarasından ikram etti .Almadım. Bende ikram ettim sarmada olsa niyet önemliydi.

Hiç konuşmadı anladı birşeylerin ters gittiğini ama seslenmedi. Hesabı istedi.Ödemeye yeltenecekti ama ben bu tür şeylerden hoşlanmadığımı unutmamış olacak ki ayrı ayrı ödedik.Beni Kızılay'a kadar götürdü.Telefon numaralarımızı verip ayrıldık.

İçim çok değişikti mutluydum sanki ama üzülmem gerekiyordu çünkü evim yoktu işim var ama bana getirisi yok.Hiçbir şey yolunda değildi ama Barkın'ı görmek bir nebzede her şey yolunda hissi uyandırmıştı. Bu his evden resmi olarak çıktıktan sonra pek kalmayacak gibiydi...

Gri MevsimWhere stories live. Discover now