OG☀7; "Anne neler çevirdin sen ?!"

102 32 8
                                        

O-oradaki benim annem miydi?!

Annem yaşıyordu. Ve bana kimse söylememişti. Annem kanlı canlı orada duruyordu. Söylediğim şey üzeri annem bana bakmaya başladı.

"Ezgi burada konuşalacak bir şey değil." dediğinde şok olmuş bir şekilde ona bakıyordum. Öğretmenlerim anneme bakmaya başladı. Sonra birden sinir bütün vücudumu ele geçirmeye başladı.

"Benim sizinle konuşacağım hiçbir şey yok! Üzgünüm Hanım Efendi," deyip sınıfıma doğru yürüdüm.

Öğretmenden dersini böldüğüm için özür dileyip çantamı aldım.

İçimde beni ağlamak için sıkan bir şey vardı. Ama ağlamayacaktım. Ben en son 14 yaşımda ağlamıştım.

Tam gülmemiştim ağlamamamıştım da. Motorumla eve geldiğimde. Sulanmaya başlayan gözlerime baktım aynada.

Sanki ayna benim yerime hareket ediyor yapmam gerekenleri gösteriyordu. Ama ben ellerimi yumruk yapmıştım aynadan direk gözlerime bakıyordum.

Bazılarınız yıllardır görmediği, doğumda kaybettiğini sandığı annesi gözünce sevinebilirdi belki ama ben onu görünce aklıma sadece beni yetihanede bıraktığı geliyordu. İstenmemişliğim geliyordu aklıma.

Babam geliyordu. Belki de,

Babama hamile olduğunu söylememişti annem bunu biliyordum çünkü annemin günlüklerini okumuştım. Babam annemin gidişi için intihar etmişti işte onu bu yüzden affetmeyecektim.

Aklıma öğretmenimin 5 yıl önce 16 yaşımdayken sorduğu soruyu anımsadım.

***

"Eğer annen ölmemiş olsaydı onu sever miydin?" sinirlendim. Tabi ki sevmezdim dediğimde yetimhanede rehber öğretmeni olan öğretmenin şaşırmıştın hafif çatık kaşları ile;

"Neden ?" diye sorduğunda ona döndüm ifadesiz yüzümle baktım birkaç saniye belki şuan aklına ters düşecek bir soru sordum.

"Yetimhaneye kimler gider öğretmenim ?"diye sorduğumda öğretmen ilk önce kaşları biraz daha çatıldı.

"Annesi babası vefat etmiş çocuklar-" demesine kalmadan Ezgi kafasıyla onayladı onu.

"Peki 'eğer annesi babası vefat etmiş çocuklar gidiyorsa benim annem olduğu halde neden buradayım?' diye sorarım önce kendime sonra anneme." dediğinde öğretmeni bu kadar mantıklı cümlelerin küçük kızdan çıkmasına şaşırıyordu.

Ezgi çok konuşmazdı. Öğretmenleriyle bile...

***

Çoğu zaman sıkıldığımda ara sokakları gezerdim. Klişeleri sevmezdim işte...

Boş boş sokakları dolaşıyordum. İçimden ne yaşamak geçiyordu ne de ölmek. Öylesine bom boştum.

Kaldırımın birine oturdum. İn cinin top oynadığı bir mahalleydi burası.

Kafamı kaldırmadan ellerimle oynamaya başladım. Bir yandan her bir parmağımı olabilecekler listesi yapmıştım bile farklıydı ve garipti bu yaptığım ama iyi hissettiriyordu işte...

Düşüncelerim beni boğuyordu. Kafamı iki yana salladım. Bu düşüncelerden kurtulmanın bir yolu yok muydu ?

Aklıma gelen fikirle yüzümü buruşturdum. Ne kadar klişeleri sevmesem de bu klişe iyi gelebilirdi.

İÇKİ.

İlerledim. İlerideki tekel bayisinde üç dört bira birazda mezelik bir şeyler aldım. Hayatta bildiğim tek şey varsa tek başına içki içmenin tat vermediğiydi.

Bu yüzden kızlardan birini arıyamacağım için bayadır aramadığım Berktan'ı aradım.

"Alo ." dediğinde uyumadığını hala dinç çıkan sesinden anlamıştım.

"Senden bir şey isteyeceğim."dediğimde arayana bakmadığına bahse girebilirdim.

"Ez-gi ah, ne isteyecektin ?" dedi meraklı sesiyle

"Benimle bira içer misin ?" dediğimde bir kaç saniye hattın diğer ucundan ses gelemedi. En sonunda şaşırmış ses tonu kulağı sardı.

"Ne?!" dediğinde hafifce gözlerimi devirdim.

" Sana evlen benimle demedim Berktan alt tarafı geleceksin içiceğiz ."dediğimde onaylar gibi ses çıkardı ona evimin adresini verdim.

Nedense içimde Burak'ta biliyordu annenin yaşadığını diyen bir taraf vardı ki ben iç sesimi dinleyen biriydim. Onun için Berktan'ı çağırmıştım.

Berktan gelene kadar mezeleri hazırladım. Biraları falan koydum. Bira içmeyi sevmezdim ama bugün acılarımı kısa süreliğine de olsa unutmaya karar vermiştim.

Kapı çalındı. Kapıyı açtığımda Berktan içeri girdi. Başta öyle havadan sudan konuştuk sonra asıl konuya geldik.

Birası açtı bende kendi kimi açıp kafaya diktim. Berktanda fondip yaparak beni izliyordu.

Bana döndü;

"Ezgi sen insanları boş yere çağırmazsın. Ben sana dertlerimi anlattım. Sen canını ne sıkıyorsa söyleyebilisin konuştuğum kadar iyi bir dinleyiciğim."dediğinde kafamı salladım.

"Bende bu yüzden seni çağırdım. Sana anlatacağım ama birinde bunu duyarsam benim kulağım her yere uzanır. Yemin ederim seni keserim."dedim hem ciddi hem de alaylı bir ifade ile güldü.

Saatler birbirini kovalarken ben çatır keyif olmuştum. Anlatmaya başladım(Güçlerimin olduğu kısımı anlatmadım tabiki de)

"Bak seni anlıyorum, zor ama anlıyorum işte. Eğer anneni sevmek istiyorsan onu için içinde oluşturduğun canavarı yok et . O sana göre her şeyi mahveden-hayatında dahil- bir canavar değil mi ?"

Dediğinde dediklerinin doğruluğu karşısında nutkum tutulmuştu. Nasıl bu kadar mantıklı konuşuyordu ?

İlerleyen zamanlarda biralar bitmiş biz sızdı sızacak hale geldiğimizde yalpalaya yalpalaya odama girip ona çarşaf çıkarttım. Salonda ona yatak hazırladım.

Banyoya gidip elimi yüzümü yıkadığımda ayılmıştım.

Sonra kendi yatağıma girdim. Ama uyuyamadım. Aklımda cevaplanmamış bir sır gibi kutular vardı ve bunlar birikmişti.

"Anne neler çevirdin sen ?! "

Olası Gözler -Askıya Alındı-Where stories live. Discover now