1. Bölüm

279 28 29
                                        

Güneşin, kış ayının getirdiği o hafif kasveti tüm gücüyle dağıttığı bir cumartesi günüydü. Zühre sınıfındaki dört kız arkadaşıyla öğle saatlerini geçerken bir kafede buluşmuştu. Kahverengi konseptin hâkim olduğu kafe gün ışığı almasına rağmen sarı küçük lambalarla aydınlatılmıştı. Çok iyi bir işletme olmasa dahi öğrencilerin sık geldiği bir kafe olduğundan varlığını yıllardır devam ettiriyordu. Zühre'nin arkadaşlarının da bu kafenin kalkınmasında büyük rol oynadıkları söylenebilirdi. Neredeyse her hafta sonu kafeye bir şeyler içmeye geldiklerini söylemek yanlış olmazdı. Oturdukları kafe okulun hemen bitişiğindeydi. Genelde birçok öğrenci de bu nedenle bu kafeyi tercih ederdi. Zühre ise okula yakın olduğu kadar evine de yakın olan bu kafeye ilk kez geliyordu. Çünkü genellikle nükseden hastalığı dolayısıyla bir yere gidemeyecek kadar bitkin ya da hastalığı nüksedecek korkusuyla bir yere gitmeyecek kadar temkinliydi. Her an kendini kötü hissetmenin verdiği korkuyla yaşıyordu. Bugün ise arkadaşlarının ısrarlarına yenik düşerek hafta sonundan bir günü onlar için ayırmıştı.

Güneş oturdukları yerin üstünde hafifçe gezinse de anlayamadığı bir yerden gelen rüzgâr onu üşütüyordu. Sürekli ortamda üşüyen, yaşıtlarına nazaran her şeyden etkilenen biri olmaktan sıkılmıştı. Bu nedenle akşam hastalıkla sonuçlanacak olsa dahi bu konuyla ilgili hiçbir şey demedi. Bunun yerine kahvesini yudumlayan arkadaşlarına bir soru sormak istiyordu.

"İnternette karşıma çıktı da merak ettim. Ölmeden evvel bir yazı bırakacak olsaydınız son sözünüz ne olurdu?" Bu soru hiç kimseye garip gelmemişti. Çünkü konudan bağımsız sorular sormasına herkes alışmıştı. Şaka yapmayı konuşmak için gerekli gören arkadaşı bu soruya cevap vermek istemişti.

"Ben öldüm haberiniz olsun." Şakayı yapan da dahil olmak üzere arkadaşları bu cevaba kahkahalarla gülerken Zühre tepki vermekte zorlanıyordu. Yüzüne yalandan da olsa bir gülümseme yerleştirmeye çalıştı. Ona göre bu cevapta bir komiklik yoktu. Çünkü bu notu okuyan insanların vereceği tepki belirmişti zihninde. Bir açıklama veyahut bir veda bekleyen insanlar anlamsız bir notla karşılaşmış olacaktı. Diğer arkadaşı da komik olacağını düşündüğü bir cevap verdi.

"Siz bu notu okuduğunuzda ben çok uzaklarda olacağım." Bu cevap diğeri kadar komik bulunmasa da küçük gülüşmeler yaşanmıştı. Zühre ise gerçek bir cevap istiyordu. Çünkü bu soruyu öylesine sormamıştı. Yanında oturduğu bu dört arkadaşı ondaki sessiz çığlıkları göremeyecek kadar kördü. Belki de Zühre çok iyi rol yapıyordu. Üşüdüğü için ellerinin titrediğini nasıl saklıyorsa zihninde oluşturduğu bu kurtuluş planını da saklıyordu. Uzun süredir yaşadığı zorluklar onu artık tüketmişti. 'Kurtulabilirim' diye düşünmeden edemiyordu. Arkadaşları yeniden başka bir konuya geçtiklerinde kendi dünyasına çekilmeye başladı. 20 yaşında olmasına rağmen lise sondaydı. Küçükken çok zayıf olduğu için okula bir sene geç gönderilmişti. 10 yaşından itibaren zamanının çoğunu hastanelerde geçirmek zorunda kalmıştı. 11. sınıfta ise neredeyse hiç okula gidememiş hastanede tedavi görmüştü. Bu nedenle de bir sene kaybı onu şu an mezun olması gerekirken son sınıf yapmıştı. Bunun dışında lise hayatının kötü geçmediği söylenebilirdi. Önceki sınıfındaki arkadaşlarıyla da yeni sınıfındaki arkadaşlarıyla da iyi anlaşıyordu. Çocukluk arkadaşıyla birlikte okuduğu için önceki sınıfını tercih etse de bu sınıfta da iyi olduğunu düşündüğü arkadaşlıklar kurabilmişti. Öyle ki uzun zamandır ısrar ettikleri için kendini zorlayarak kafeye bile gelmişti. Zühre bunun onun için iyi olabileceğini, her zaman anlattıkları gibi kendisinin de güzel vakit geçirebileceğini düşünmüştü. Ama yapılan sohbetler okuldaki kadar keyif vermiyor, her geçen dakika sanki Zühre'yi biraz daha boğuyordu. Gözü diğer masadaki kişilere ilişti. Çaprazındaki masada bir şeyler içen kişileri süzmeye başladı. Yaşlarının büyük olduğu barizdi. Dört kız bir şeylerden konuşuyor ve aralıklarla gülüyorlardı. Hiçbir dertlerinin olmadığını düşündü Zühre. Üniversiteyi bitirmiş olabilirlerdi. Belki de hâlâ okuyorlardı. En azından uğraşmaları gereken bir üniversite sınavı olmadığı anlaşılıyordu. Dışarıdan son derece normal gözüküyorlardı. 'Keşke' diye geçirdi içinden. 'Keşke ben de onlar gibi olabilsem. Hastalanacak mıyım diye korkuyla yaşamasam.' Gıpta ile baktığı masadan elinde araba anahtarıyla bir kız kalkmıştı. Bunun üzerine Zühre düşünce deryasından çıkmayı başarmıştı. Kakülleri alnına muntazam bir şekilde yerleşmiş olan arkadaşı da masadan kalkan kıza seslendi:

CÜRETWhere stories live. Discover now