Giriş (yaş 6)

7 4 0
                                        

İşte geldim. Uzun bahçeli evime. Eski evime.. Yuvaya geri döndüm. anılarım gözlerimde canlanıyordu. Bu ev benim herşeyimdi. O gittikten sonra buraya gelmemiştim. Hâlâ eskisi gibi her yer. İçim hem kıpır kıpır hemde soğuk. Güzel ve kötü anılarımı yaşadığım evim. Benim evim. Bizim evimiz. Kimsesiz çocukların evi...

21 Ağustos 2007 ( saat: 16.30)

"Anne! Anne! Bunu da al bak sana çok yakışır." Elimde tuttuğum kırmızı elbiseyi annemin yanına götürdüm. Annem elbiseye bakmadan fiyat kartını içinden çıkartıp baktı. Kaç rakam gördü bilmiyorum ama gözlerinde bir şok gördüm. Bir fiyata bir de bana bakıyordu. Yoksa annem kıyafeti beğenmemişti mi? Hayır hayır kesinlikle fiyat bizim paramızdan daha fazlaydı. Ona bunu belli etmemeye çalıştım.

" Anne beğenmediysen almak zorunda değilsin. Hangisini beğendiysen onu al." Dedim. Bana öyle bir baktı ki korktu mu yoksa üzüldü mu anlayamadım. Sonra bir eliyle ona verdiğim ve diğer elinde tuttuğu elbiseleri askıya astı.

" Kızım güzel kızım, ben yanıma çok para almamışım. Bir dahaki gelişimizde alalım bunları olur mu ?" Annemin para sıkıntısı çektiğini biliyordum. Bana söylememişti ama bazı şeyleri gözleri okuyabiliyordum.

" Tamam, o zaman hadi eve gidelim makarna yapıp midenize gömelim." Dedim anneme heyecanla. Onunda gözlerinin içi gülmeye başladığında aramızda böyle bir konu olmayacağını anlamıştım. Annemin elinden tutup kapıya kadar hızla yürüttüm.

Eve vardığımızda kapının açık olduğunu görünce direkt anneme baktım çok sitresli ve korku dolu bakıyordu. Bir şeyler saklıyordu. Annem içeriye girerken " Burda kal Saye." Dedi. Ve içeriye girdi. Ama ben annemin sözünü tutmadım. Annemi yanlız bırakamazdım. Kapının eşiğinden içeriye baktığımda 3 tane adam vardı. Anneme bağırarak bir şeylerin yerlerini soruyordu. Kimse benim anneme bağıramaz! Bir adam vardı sessiz kalan, konuşmayan. Dikkatimi çok çekti. Siyah saçlı, saçlarının yarısı kırmızıya boyanmıştı. Anneme yaklaşmaya başlayınca içeriye koşar adımlarla girip anneme yaklaşan adamın yanına gidecekken bir ses duydum. Bir silah sesi.. sonra bir el ağzımı kapattı çırpınsam da beni bırakmadı. Elin sahibi beni geri geri sessizce götürürken Annemin yere yatan cansız bedeni o adamın elinde silah oluşu içimdeki öfkeyi daha çok büyüttü. Sanki her şey ağır çekimde ilerliyordu. Annem gözlerimin önünde yere yığılırdu. Kalbinin hafif altında kan lekeleri oluşmaya başlamıştı ve git gide çoğalıyordu. Gözümün önünde öldürülen annem vardı. Ben artık kimsesiz miydim? Gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Annem.. annem ölmüştü. Bir daha yanımda olamayacaktı. B-bu gerçek canımı yakmaya başlamıştı. Ağlıyordum ama bir yandan da gülüyordum çünkü o adamın sonu benim ellerimden olacaktı...

1-2 saat sonra

Arabaya bindiğimizde gözlerimi de kapatmışlardı. Annemin yere düşüşü adamın elindeki silah.. gözlerimden bitmek bilmeyen yaşlar. Bağırmak istiyordum. Annemin yanına gitmek istiyordum. Onu görmek istiyordum. Ne kadar dirensemde olmamıştı. Ben bugün yani 6 yaşımda annemi kaybetmiştim. Kulağıma kuş sesleri gelmeye başladı, tren sesleri.. bir kaç dakika sonra araba durdu. Kapılardan biri açıldı ama benim olduğum kapılardan biri değil. Kalın sesli bir adam başka bir adama bir şeyler mırıldandı. Tam olarak duymuyordum. Sonra benim kapımdan biri açıldı. Soğuk havanın girmesiyle üşüdüğümü anladım.

"Hadi gel" dedi kalın sesli adam. Sesininden 30-40 yaşlarında olduğu anlaşılıyordu. Konuşamıyordum çünkü ağzımda bant vardı. Adam benim ellerimden tutup beni bir yere götürdü. Bu annemi öldüren adamlardan biri olabilir miydi? Ama bir şey yapamıyordum. Ellerimi bağlamışlardı gözlerim ve ağzım da kapalıydı. Adam beni yumuşak bir yere oturttu. Kapıyı kapatıp dışarıya çıktı. 5-6 dakika sonra kapının dışında bir çocuk sesi duydum. Benim yaşlarımda ve ya büyük tam hesaplayamıyordum. Sinirli bir şekilde bağırıyordu. Bir kaç saniye sonra kapı açıldı. Korkuyordum. Karanlığa bakıyordum. Birden bir el beni karanlıktan kurtardı. 6 ila 8 yaşları arasında bir çocuk gördüm karşımda. Üstünde siyah takım elbise vardı. Ellerimi çözerken ben hala onu inceliyordum. Sinirliydi. Konuşmayı ben başlattım.

"Siz kimsiniz? Ve bana ne yapacaksınız?" Dedim çünkü filmlerde hep tam bu esnada böyle mantıklı sorular sorarlardı. Ellerimi çözmesi bittiği gibi bir sandalye aldı ve tam karşıma koydu. Yeni fark ediyordum. Maviye boyanmış bir odadaydım. Mavi rengi severdim. Bana gökyüzünü anımsatırdı. Çocuk aldığı sandalye'ye oturdu ve konuşmaya başladı.

" Bütün sorularını birazdan öğreneceksin. Sabret." Dedi. Koyu Mavi gözleri vardı. Kumral saçları hafif dalgalıydı. Direkt bana bakıyordu. O da benim yaptığım gibi beni inceliyordu. Üstünde yaz olduğu için annemin seçtiği şort ve kısa kollu su yeşili atlet tarzı bir şey vardı. Tam ismini bilmiyordum. Çocuk ayağa kalktı. Tekrar konuşmaya başladım.

" Annemi siz mi öldürdünüz!" Dedim sinirli ve üzgün bir şekilde. Çocuk duraksadı. Kala kaldı öylece. Ne olmuştu şimdi ona. Yavaş yavaş bana doğru döndü. Gözlerinde şok olmuş bana açıyormuş gibi bakıyordu. Ben birisinin bana acımasını sevmiyordum. Annemde yaralandığımda öyle bakıyordu. Annemi özlüyordum...

" Bana acıyarak bakma! " Dedim sinirli bir şekilde. Şokunun üstüne şok oldu sanki. Hihihi çok garip cümle kurdum. Gülmeye başladım. Sırıtıyorum şu an. Çocuk bana öyle bir bakıyor ki ben onun bakışına da gülüyorum.

" Deli misin kızım sen ? Niye gülüyorsun ? Komik bir şey mi var ?" Annem bana her zaman 'deli kızım' diye seslenirdi. Evet ben deliydim. Ah anne keşke bana son bir kere daha 'deli kızım' deseydin. Annemin ölmediğine emindim. Çünkü o anne, anneler kızlarını bırakıp gitmez. Benim babam yoktu. Şimdi annem de yok olamaz. Çocuk boğazıyla ses çıkarttı. Ve içeriye bir adam girdi. Bu farklı bir adamdı. Evde gördüğüm adamlardan biri değildi. O zaman bunlar iyi insanlardı. EVET bunlar iyi insanlardı. Adam çocuğun kalktığı sandalyeye oturdu ve konuşmaya başladı.

" Merhaba ben Süleyman. Ama buradakiler bana Sülo derler. Peki senin ismin ne ?" Dedi. Güven verici sesi vardı. Ve 1 den fazla kişi vardı. İsmimi söylemeli miydim? Söylersem bir şeyler yapamazlar. Söylemeyi seçtim.

"Merhaba Sülocuk. Benim ismim Saye. Benim buraya gelme amacımı ve annemi kimin öldürdüğünü söyler misin rica etsem ?" Dedim şirin kız tavırlarımla. Çocuk eğleniyormuş gibi yandan gülümsüyordu. Adam ise hafif bir şok geçiriyordu sanki. Belki beni böyle tahmin etmiyordu. Sülo konuşmaya başladı.

" Öncelikle Sülocuk değil Sülo. İkincisinde hepsini tek tek öğreneceksin. Ama kendine zaman vermen lazım bu süreçte Ayaz seninle olacak." Dedi çocuğa baktım ismi Ayazdı demek ki 'kuru soğuk' demek. İsmi güzelmiş. Ama benimki daha güzel.

" Tamam Sülocuk ama ben her şeyi geç olmadan öğrenmek istiyorum. Yani şimdi. " Dedim. Sülo nefes aldı ve verdi.

"Birincisi Sülocuk değil Sülo. İkincisi Sabret biraz öğreniceksin." Dedi ve oturduğu yerden kalktı ve Ayaz a doğru bakıp "Ayaz kızla kal." Diyip kapıdan çıktı.

" Hadi biraz yat uyu. Uyandığında her şey daha güzel olacaktır." Dedi ve yatağa yatmamı istermiş gibi yatağa doğru bir bakış atıp bana baktı. Ben sadece benim sözümü dinlerim. Yani hayır acıkmıştım. Yemek yemek istiyordum.

" 1 şartla " dedim. Ayaz bana baktı. Ellerimi karnıma götürdüm. Gözlerini devirdi. Ve kapıdan dışarıya çıktı.
  Evi merak ediyordum. Nerdeydim ben ? Bana oyun oynuyorlardı. Annemi nereye saklamışlardı? Bende kapıdan çıkıp odaların kapılarını açıp anne diye sesleniyordum. Bir kat aşağı indim. Koridorlarda dolanıp önüme çıkan her bir kapıyı açıyordum. Koridordan sağa doğru döndüğümde karşıma kocaman bir kapı altın renginde. Kapıya elini uzattım. Dokunacakken arkadan sesler gelmeye başladı saklanacak bir yer ararken bir odaya girdim. Karşımda çıkan şey elini direk ağzıma götürüp çığlık atmamı engelledi... imdaaattt..

Güneşin YolcularıHistórias para pegar e não largar. Descubra agora