MEKTUP...

322 22 10
                                        

Merhaba... Sizleri hiç oyalamadan hikayeme yönlendirmek isterdim ama galiba içimdeki bazı şeyleri sizlere söylemem gerek :)

Bu benim ilk kitabım olacak. Daha önce kitap denemesi, şiir denemesi ,kısa öyküleryazmayı hep hayatımın bir parçası olarak görmüşümdür. Ama bir kitap yazmak bu kitabı sayfalara dökmek tarifi olmayan bir duygu. İstiyorum ki yazdığım bu kitap sizlere bir şeyler katabilmiş olsun. Sizlerin hayata bakış açınıza yeni bir anlam katsın, içinizdeki gerçek dünyayı görebilesiniz , bilinç altınızdaki duyguları gün yüzüne çıkarsın...ve kim olduğunuzu hiçbir zaman unutmayın.

Ve Şunuda bilmenizi isterimki Ölümle Aramdaki Mesafe' yi birnevi kendi benliğimle yazıyorum. Ve bu Zamana kadar yüreğimde ve aklımda ne kadar büyük bir yer kapladığını yeni yeni fark ediyorum.

Bu kitap benim bilinç altımdaki evrenim.belkide bu kitabın son sözcüklerini yazmayı başarırsam kendimi daha iyi ifade edeceğim. Bu kitap benim tüm duygularımın hislerimin ve hayallerimin gün yüzüne çıkışı olucak...

Yazmaya başlamadan önce ve yazarken, beynimde dolaşıp duran yüreğimi kavuran halada devam eden başarısızlık korkusunu bir kenara bırakıp bu kitabı yazmaya başlıyorum. Bilmenizi isterimki bu kitap benim içimde yarattığım evrenimin kitabı. Tüm hataları ve doğrularıyla şu yaşımın taşıdığı duygular ...

Umarım kitabın sonunda sizlerle tanışma imkanım olur. Kucak dolusu sevgilerle iyi okumalar...
Şarkı: Derniere dense
.....
Bin üç yüz on yedi

Bin üç yüz on sekiz

Bin üç yüz on dokuz

Ve bitti...

Odamın yanındaki tuvalete birisi girmişti ve musluğu tam sıkıştırmadığı için musluk akıtıyordu. bende yatağımda yüz üstü uzanmış bıkmadan gelen şıp, şıp seslerini sayıyordum. Yaptığım şeyin saçmalığını kavradığım an bu yaptığıma gözlerimi devirdim. Yatağımın eskimiş yayları karın boşluğuma battığı için karnımı içime çektim. Burnuma gelen lağam kokusuyla " yeter" diye inledim. Evin tuvaletinin lağam borusu benim odamdan geçiyordu ve her gün iğrenç bir koku salgılıyordu. Odamda bir lağam borusu bulunduğu için dünyanın en şanssız insanı olabilirdim ama bu benim zavallılığımın yanında hiç bir şeydi.

Elimi boynuma götürüp bir kaç kez ovuşturduktan sonra doğrulup odamda gözlerimi gezdirdim. Bir köşeye atılmış çamaşır sepetinden lağam kokusundan daha beter bir ayak kokusu geliyordu, ama buna aldırmadan ayağa kalkıp çalışma masama doğru yöneldim. Ders çalışırken ve resim çizerken kullandığım kırık sandalyeyi çekip kendimi üzerine bıraktım.

Bir sandalye ne kadar rahatsız edici olabilirse o kadar rahatsız ediciydi Gerçi odamdaki çoğu eşya aynı kaderi paylaşıyordu. Masamdaki çatlak aynaya baktığımda buz rengi gözlerimle karşılaştım. Beyazla gri arası saçlarımı tepeden gelişi güzel bir dağınık topuz yapmıştım. Dudaklarım kurumuş ve çatlamıştı her mevsim geçişin de dudaklarım ve el boğumlarım kuruyup çatlardı. Bir vamapirinkini aratmayacak beyaz tenim vardı. Saçlarım doğduğumdan beri beyazdı. Bunun için doktara gitmiş olsamda hiçbir genetik bozukluk bulunamamıştı ki bundan rahatsız değildim.

"Zeta çabuk buraya gell!"

Üvey kardeşim Bronte' nin cırlamasıyla oturduğum kırık sandalyeden oflayarak kalktım "geliyorummm" diye bağırdım bıkkın bir sesle. Odamın gıcırdayan kapısını zorlukla açtıktan sonra koridora doğru ilerlyip üvey kardeşim Bronte'nin odasının kapısını iki kez tıklattıktan sonra kapıyı açtım ilk gözüme çarpan şey benle yaşıt olan Bronte'nin eşyalarıydı.

ÖLÜMLE ARAMDAKİ MESAFEBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin