"Kamerayı kapat ya!"
Sesimdeki memnuniyetsizlik duygularıma tercüman değilmiş gibi bir de yüzümü olabildiğince çatmıştım. Elimi uzatıp kamerayı yüzümden uzaklaştırdım. İçinde bulunduğumuz durumda artık daha fazla laubali tavra tahammülüm kalmamıştı.
Kiraz, elindeki kamerayı gülerek biraz geri çekti. O her zaman böyleydi. Durum ne kadar ciddi olursa olsun güler, dalga geçerdi. Sanki büyümeyi reddeden küçük bir kız kardeşten hiçbir farkı yoktu. Dünyanın sonu gelse muhtemelen kamerayı açıp "Arkadaşlar, kıyamet günü vloguma hoş geldiniz," diyecek tipteydi.
Her zamanki gibi memnuniyetsizliğim hiçbir anlam ifade etmemişti.
Kiraz her ne yapıyorsa ona devam edecekti.
Her zaman ederdi.
"Kayıt alıyorum işte. İşe yararsa!"
Ses tonundaki alay beni daha da huzursuzlaştırdı. Çünkü bizi ciddiye almadıklarını biliyordum. Bu fikri ortaya attığım andan beri ortamda dolaşan ukalalık artık sınırlarımı zorluyordu.
Zaten inandıklarını da düşünmüyordum.
Kiraz sadece dalga geçmek için gelmişti.
Bu düşüncemi kanıtlamak istercesine kamerayı hâlâ üzerimde tutuyordu.
"Hadi, girmiyor muyuz?"
Ulaş'ın sesi eğlenmekten çok uzaktı. O da inanmayanlar listesinin başında, Kiraz'ı takip ediyordu. Tek farkı, dalga geçmeye Kiraz kadar istekli olmamasıydı. Sadece bize eşlik ediyordu.
Ve fazlasıyla sıkılmıştı.
Ben ise gerginliğimle mücadele ediyordum.
Henüz Mert gelmediği için içeri giremeyecektik.
"Mert nerede kaldı?"
Stresle parmaklarımı sallarken bir yandan kolumdaki saate baktım.
18.49.
Mert'i tam olarak on dört dakika önce defalarca uyarmama rağmen unuttuğu mumları almak için geri eve yollamıştık.
Yolunda gitmeyen işler...
Ah, onlardan her zaman nefret ederdim.
Ve evet.
Bugün hiçbir şey yolunda gitmiyordu.
Gergin bakışlarım yola kilitlenmişken Kiraz bu sefer benimle dalga geçmemeyi seçti.
"Kuzum, gelir o. Koskoca çocuk. Hem saat 18.49. Geç kalmayalım."
Başımı hafifçe salladım.
Mert gelmeden evin içine girmek istemiyordum.
Kasımın ortasında olmamıza rağmen havada ocak ayını andıran keskin bir soğuk vardı. Hırkamın kollarını ellerimin üzerine kadar çekip kendime biraz daha sarıldım. Soğuk, kumaşın arasından sızarak tenime ulaşıyordu.
Güneş batalı yaklaşık bir saat olmuştu.
Gökyüzünün koyu lacivert rengi, ufukta siyaha dönüşmeye başlamıştı. Sokak boyunca uzanan evlerin pencerelerinden sıcak sarı ışıklar sızıyor, insanların içeride, güvenli ve sıcak hayatlarına devam ettiğini hatırlatıyordu.
Biz ise burada, yıllardır kimsenin yaklaşmadığı bir evin önünde duruyorduk.
Güneş bugün hiç ısıtmamış gibiydi.
Sadece yalandan izlemişti dünyayı.
Sokağı aydınlatan tek sokak lambası birkaç metre ötede titrek bir ışık saçıyordu. Lambanın içinden gelen hafif cızırtı, sokağın sessizliğinde olduğundan çok daha yüksek duyuluyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
TANIDIĞIN YABANCILAR
ParanormalBazı insanları yıllardır tanırsın. En önemli anlarında yanlarında olursun. Her anını bilirsin. En savunmasız hâlinde onu tüm çıplaklığıyla tanıdığını sanırsın. Sözleri o kadar içten gelir ki sorgulamadan inanırsın. Bazılarıyla birlikte büyürsün. Yal...
