*
“Hadi kızım gel seni kokulu öpeyim de git artık.”
“Babacığım gitmesem mi acaba ya. Şimdi hem daha ilk gün gitmeyeyim bence.”
“kızım kimseden korkmana çekinmene gerek yok. Sonuçta onlarda senin gibi. Eğer benim sana verdiğim nasihate uyarsan hayattan hep mutlu sonuçlar alırsın.”
“tamam baba.”
Babamı öptükten sonra arkasına bile bakmadan gitti. Derin bir nefes alarak okul bahçesine girdim. Herkes birbirleri ile konuşuyordu. Fakat ben etrafta hiç tanıdık göremiyordum. Biraz yürüdükten sonra merdivenin kenarına büzüşerek oturdum ve ellerimi birbirine bağladım. Sonra bahçedeki insanları izlemeye başladım. Kimileri hiç susmadan konuşuyor kimileri koşuşturuyordu. Bense bir noktaya takılıp kalmıştım ki birden başımdan aşağıya su akmaya başladı. Kafamı kaldırdığımda iki tane salağın elinde pet şişeler vardı. Bana bakıp sırıtıyorlardı. Ellerinde kocaman pet şişeleriyle bir de utanmadan karşımda duruyorlardı. Büyük bir hışımla yerimden kalkarak konuşmaya başladım.
“ne yapıyorsunuz siz yaa! Bir de utanmadan sırıtıyorsunuz!”
Karşımdaki çocuklar benden böyle bir tepki beklemediklerini belli ederek suratları düştü.
“ne oldu cici kız üzerin mi battı. Korkma alt tarafı su ölmezsin.”
“gerizekalı mısın ya bide alay ediyor. Salak şey.”
Tanımadığım iki çocuk kendilerinden o kadar eminlerdi ki ne söylersem söyleyeyim her zaman bir cevapları olacaktı. Bende pes edip arkamı dönüp yürümeye niyetlenmiştim ki içlerinden biri konuşmaya başladı.
“ne o korkupta gidiyor musun şimdi. Hahahaha bebek! Bebek! Bebek!”
Onun bu hareketinden sonra tüm okul etrafımızda toplanmaya başladı ve herkes o çocuğa uyarak bana bebek! Bebek! Diye bağırmaya başlamışlardı. O ana ne yapacağımı bilemedim. Ama benden bağımsız olan dudağım büzülerek ve gözümden de birkaç damla yaş düşmeye başladı. Tam o sırada içlerinden biri bağırışlarıyla kalabalığı dağıtmaya başladı. Bir elimle göz yaşımı sildikten sonra başımı kaldırdım ve kimin bana yardım ettiğini gördüm. Ve bu seferde mutluluktan ağlıyordum. Çünkü benim kurtarıcım gelmişti. Berat’ım… kalbimin sıkıştığını hissettim ve koşarak Berat’ın yanına gittim ve boynuna sarıldım. O da aynı şekilde bana karşılık verdi. Kulağına eğilerek;
“niye bu kadar geç kaldın? Ya sen gelene kadar bana bir şey yapsalardı?”
“hadi korkma gel tuvalete gidelim önce üstünü temizleyelim. Hem ben varken kimse sana zarar veremez.”
Bu sözlerinden sonra kendimi daha iyi hissettim. Çünkü en çok Berat’a güveniyordum. Hatta tek güvendiğim arkadaşımdı. Birlikte yürümeye başladık. O kadar tatlıydı ki. Beni koruması ve bana zarar gelmemesi için elinden geleni yapması…
Fakat bana karışan iki çocuk yanımıza geldi. Berat’ın kolundan çekiştirerek onu bir köşeye götürdüler. Ürkek ve kormuş bakışlarımla Berat’a baktım. “merak etme bana bir şey yapamazlar”, dedi. Bu cümlesinden sonra rahatlamıştım. Çünkü dediğim gibi en çok ona güveniyordum.
“bak çocuk! Kimse benim yanımda böyle artistçe davranamaz tamam mı? Hele senin gibi sıska biri. Bir daha görmeyeyim. Bir seferlik affediyorum seni. Beni tanımadığına veriyorum. Ama başka bir şansın olmayacak. Bunu o küçük beynine sok.”
“kimsin sen ya. Neyden bahsediyorsun. Ne yaparsın ha. Anca gücünün yeteceği insanlara karışır sizin gibiler.”
“beni zorlama çocuk. Olacaklardan sorumlu olmam!!!”
YOU ARE READING
MANİA
ChickLitGerçek mutluluk, elinde olmayana üzülmeyi bırakıp, var olana sevinmeyi öğrenince geliyor. Hayattınız boyunca hiç "imkansız" dediniz mi? Ben dedim. Ve neye "imkansız" dediysem başıma geldi. Hem de hepsi. Hep mutlu bir ailem olsun istedim, olmadı. Oku...
