26 Eylül, saat gece 3. Seoul'un sokak lambalarının aydınlattığı sokaklarında sıradan bir sonbahar rüzgarı dolaşıyor, etraftaki sessizliğe hafif uğultuyla eşlik ediyordu. Gece olduğu için çoğunluk sokaklardaki havanın aksine sıcak evlerde mışıl mışıl uyuyordu. Ara sokaklarda bıkkınca dolanan bir genç hariç; Jung Sungchan, Yonsei Üniverstesi 1. öğrencisi.
2 haftadır gereksiz tehditler alan Jung Sungchan, artık bunalmıştı. Her ne kadar O'nun başta böyle bir şey yapacağına asla inanmasa da, sonradan çok fena korkmaya başlamıştı. Nasıl yani, masum suratlı o çocuk, bir cana kıyacak kadar kötükalpli miydi ? Hem de çok gereksiz yere ? İçi, masum ve parlayan dış görünüşünün aksi olacak kadar çok mu kara'ydı ?
2 haftadır bu sorular Jung Sungchan'ın beyninde dönüyordu. Her saniye artık zehir gibi geliyordu, gecenin artık gündüzden farkı yoktu Sungchan için. Çünkü iki zamanda da uyumuyordu, uyuyamıyordu.
Kafasını dağıtmak istemişti sonunda, bu yüzden gece 12'de evden çıkıp en yakınlarda olan bara gitmeyi tercih etmişti. İlk defa bara gelen Jung Sungchan iyice içmişti. Ama şimdi son 2 haftanın aksine yaşıyor gibi hissediyordu, tüm derdini unutmuş gibiydi ta ki evine giden karanlık ve bir o kadar tehlikeli sokaklarda elini kolunu sallayıp dolaşana kadar. Korkusu yeniden kalbine ve tüm bedenine hükm etmişti, lanetlediği o sorular beynini yine zehirli sarmaşık gibi sarmıştı.
"Bu denli tehlikenin içindeyken gece sokakta yalnız dolaşmam ne kadar doğru ?" diye düşündü içinde. Ardından sinirle küfür yağdırıp önüne çıkan taşı O'ymuş gibi tekmeledi.
"Seni de, senin tehditlerini de s**eyim, ... ... !" diye bağırdı koskoca sokakta. Sesi her yerde yankılanırken gözleri dolmuştu şimdi de.
"Seni alçak herif! Beni bu hale getirdiğin için acayip pişman olacaksın, bu da Jung Sungchan'ın sana tehditi olsun, seni şerefsiz, adi herif. Şu an beni telefonumdan dinlediğini de biliyorum, kim bilir belki odama gizli kamera da yerleştirmişsindir ?!! LANET OLSUN !"
İlk defa alkol içen Jung Sungchan, delirmişti. Evlerinde uyanık olan bazı insanlar, boş sokaklardan gelen bu bağırışlara hiç aldırmamışlardı.
Burnunu elinin tersiyle sinirden sertçe silen Jung Sungchan, sonunda yaşadığı binanın önüne varmıştı. Kafasını kaldırıp kendi evlerinin penceresine bakınca artık.... artık ölüme de kendini attığını anlamıştı. Artık kaçış yolu yoktu. O'nun varlığını etrafta hissediyordu.
Gözleri bir daha dolarken sersem adımlarla bloğun kapısına ilerledi. Motorsiklet sesini duyunca afalladı.
"Şerefsiz dediğin herif şu an arkanda, Sungchan."
Bir anda belinde hissediği soğuk metalle buz kesilen Sungchan, kulağına fısıldayan sesini duyunca göz kapaklarını sıkıca kapatıp açtı.
"Bunu gerçekten yapacak mısın ? Yani yok yere beni öldüreceksin, hiç bir suçum olmama rağmen, öyle mi ?" Zor duyulan sesiyle konuşan Sungchan, uzun boyundan dolayı önce kafasını arkaya, ardından aşağı indirdi. Karanlık olsa da, net göre biliyordu, gelecek katilinin yüzünü. Alkolden dolayı ağzından çıkan koku diğerinin yüzünü buruşturmasına sebep olurken, elindeki silahı iyice Sungchan'a dayadı.
"Önceden de söyledim, Jung Sungchan, senin varlığın tamamen bir suç. Sen önümdeki en büyük engelsin, sen yok olmayınca ben istediğime kavuşamam, anla şunu."
Kulağına ulaşan cümleler Sungchan'ın sinirle gülmesine sebep olmuştu.
"Dışarıdan her zaman tehlikesiz görünen insanların aslında psikopat olduklarını derlerdi de inanmazdım. Fikrimi değiştirdiğin için sağol, psikopat bozuntusu."
YOU ARE READING
sunset to my roof | mark lee
Fanfiction"Gerçeği kabullenmelisin. İntihar etti ya etmedi fark etmez; sonuçta O şu an sadece bir ölü. Ama ben - ... ... , her zaman yanında olacağım, benden katil olduğum için nefret etsen bile. Sonuçta katil olma sebebim de sen değil misin ?" nct mark lee f...
