BÖLÜM 1: ŞAKIYAN BÜLBÜL, SUSMAZ.
Gönderen: Ares Ante Black.
Adres: Grammauld Meydanı, 12 numara. Sirius D' Sante.
"Öncelikle, selam sana, sevgili dostum, kılkuyruk. Bunu sana söyleme gereği duydum çünki benim en yakınım sensin. Bugün böyle bir karar aldım, yaptığım kötülüklerden, insanlara acı verdiğimi, görevimi kötüye kullandığımı fark ettim. Hayat boyunca aşkı yakalamak ve kızımı mutlu etmek istedim ama şu sıralar da anladım ki bütün çabam boşaymış.. Zeus'a haber verdim görev için başkasını bulacakmış. Haketmiyormuşum meğer, ne kızımın sevgisini, ne de çevremdeki güzel insanları. Ruhum bedenimi taşıyamayacak kadar ağırlaştı, gözlerim yaptığım yanlışları göremeyecek kadar körleşti ve böyle bir karar aldım. Şu sıralarda öfkemi kontrol edememe sebebi, fazla alkol ve ağır uyuşturuculardı. Kimseye söylememiştim, üzülmesinler diye. Özür dilerim, güzel yürekli insanlar. Sizi ve kızımı hak edemedim, yaşamayı ve mutlu olmayı hak edemedim. Özür dilerim, klasik bir bitiş olacak. Siz bu satırları okurken ben kanlı battaniyemi üzerime örtüp derin uykuma dalacağım. Sevgiler... "
Şuan cenazede bulunan Sirius'un aklına, sürekli Ares'in, can yoldaşının son mektubu, son sözleri geliyordu. Kanlı battaniyemi üzerime örtüp derin uykuma dalacağım. Kelimeler beyninde dönüp duruyordu.
Daldığı yerde uzun süre kalmadı, omzunda hissettiği ağırlıkla başını kaldırıp gözleri yaşlı, öylece duran kumral kıza baktı. Kısaca herkesi süzmeye başladı.
Alice Cooper. Ares'in eski komutanı olan, şuan omzuna yaslanmış, sırtı duvara dönük şekilde hâlâ olayın etkisiyle afallayan kumral-kızıl saçlı, çelik mavisi gözlü, en fazla 24-25 yaşlarındaki kız bıçak kadar keskin bakışlarını duvara dikmişti. Gözleri kıpkırmızıydı. Eh, diye düşündü Sirius. Ağlarsa olacağı bu...
Valen George. En fazla 50 yaş verebileceğin, zamanın acılarının bıraktığı izlerden kırış kırış olmuş yüzü ve çukura gömülmüş siyah, küçük birer elmas gibi parlayan gözleri. Bu zayıf bedenli, yapısız adam Ares'in üvey babası sayılırdı. Küçüklükten beri onla yetişmişti Ares.
Abigail Black. Olaylardan habersiz, sessizce ayıcığına sarılıp oturmuş, uzun örgüleri omuzlarından sarkan, ela gözlü, pembe yanaklı 4 yaşındaki minik. Ares'in hayatta sevgisini verdiği yegane kişi.
Liva yaşasaydı keşke... Düşünmeden edememişti Sirius. Ares'i yolundan dönderebilecek biri varsa, o da Liva'ydı. Ona hep, "Liva benim karım" derdi Ares. O da şakasına, "kocam o da benim" derdi.
-"İkisini hep yan yana görürdük..."
Bu sefer sesli düşünen Sirius, dikkati üstüne çekmişti. Herkes ona bakarken, tek Alice ne dediğini anlayıp burukça gülümsemişti.
-"General. Olan oldu artık, yolumuza bakmamız gerek."
-"Abigail ne olacak?!" Bir hışımla ayağa kalkan Sirius vakur bir şekilde konuşurken dikçe Alice'in yüzüne bakmaya başlamıştı.
-"Benimle kalabilir, bir süre sonra ona anlatırız." Alice temkinli ve kısık sesle konuştu.
-"Delirmişsin! O daha minik bir çocuk! Ölümden ne anlar?"
-"Öldü diyeceğiz demedim ya. Tanrı bize sihri boşuna mı verdi, Sirius?"
-"Sen.. Sen ne yapmayı planlıyorsun?"
YOU ARE READING
HATIRLA.//by Dorabsta.
Fanfiction"Bak! ....Dünya'da iki tane gül olsun. Biri kırmızı, biri beyaz olsun. Sen beni unutursan Kırmızı güller solsun. Ben seni unutursam Beyaz güller kefenim olsun."
