Parya
Güneş şimdi beton birikintilerin ardından görünüyordu. Bulutlar yoğunlaşmış, kendi güçlerini birleştirircesine toplu halde duruyorlardı. Yeni günün sert yağmuruna hazırlanırlarken gösterilerine başlamışlardı. Bulutlardan kopup gözüme kadar gelen yağmur yüzünden sarsılmak zorunda kaldım. "Böyle olmamalıydı, olmayacaktı!" Buraya indiğimizdeki ifadesini yine takınmıştı yüzüne. O an sadece bana acırken şu an kendine de acıyor olmalıydı. "Neden söylemedin? Ha? Kardeşim değil misin?"
Ellerini ensesinde birleştirerek etrafında döndü. Şehrin gürültüsü başımı çatlatıyordu. İşin daha da acı verici yanı arabaların ve sirenlerinin çıkardığı tüm ses sadece beni rahatsız etmek istiyor gibiydi. Yetmiş ikinci katındaki helikopter alanında bulunduğumuz gökdelenin içinde bulunan binlerce insan veya karşımda bulunan kardeşimin umurunda değildi. "Helikopterden inecektik ve askerler ve o adamı bulacaktım ve, ve, ve... Böyle olmayacaktı. İkinizin bir planı var sandım! İkiniz de gayet emindiniz, beni kurtaracağınıza dair kendinize güveniyordunuz. O şimdi.. Şimdi ölü!" Elini kaldırıp beni susturdu. Onun hareketiyle ne diyeceğimi, ne demem gerektiğini unuttum. Bizi bu berbat duruma düşürdüğü için ona tüm kinimi kusmak istiyordum, ki beni durdurana kadar öyle de yapıyordum.
Avuçlarımla gözlerime bastırdım. Etrafa bakındım. Hayatımda dört yıl sonra ilk defa özgürce görebiliyordum, bana gösterileni değil; kendi dilediğimi. Yıllar sonra gerçekleşeceğinden emin olduğum kalıcı özgürlüğün bu denli berbat olacağını ise hayal etmiyordum.
Sinirden ve soğuktan titreyen ellerimi savurarak ona bağırıp çağırmaya çalıştım. Haliyle tüm çabam boşaydı ve şu andan itibaren ona ne kadar bağırsam da hiçbir şey düzelmeyecekti. Yağmur nedeniyle yerde biriken suları çıplak ayaklarımla koşarken ezdim. Ona ulaştığımda ise iki omzundan geriye ittirebildim. Tüm gücüm tükendiği için ne onu etkileyebilmiştim ne de kendi dengemi koruyabilmiştim. Ayaklarının dibine yığılırken kolumdan tutuyordu. "Dikkat et." diye mırıldandığını duydum.
"Geçecek," diye söylendim kıvrıldığım yerden. Başımı ona bakmak için kaldırdığımda bardaktan boşalırcasına yağan yağmur damlaları tekrardan gözümü hedef almıştı. Şu anki vahşiliğim ve mevcut özgürlüğüm aklımdan çıkmıştı, sığındığım yerden sızlanmaya devam ettim. "...demiştin. Geçecek demiştin, mutlu ve beraber olacağımızı söyledin."
Şu ana kadar bulduğum en yüksek binada bulunmamız göz ardı edilirse havasızlıktan konuşmaya devam edemedim. Saatler öncesinde önce almam gereken torba dolusu ilaç, bir o kadar da serum vardı.
"İki saat önce..." derken duraksadım. Konuşmanın ortasında bayılmamam için birkaç iğne gerekebilirdi. Derin nefes alarak gözlerine baktım. "Sen söyledin... İki saat oldu ve onlar orada, biz buradayız. Bu halde olmaktansa o; beni kızartmaktan hiç çekinmedikleri elektrik yüklü zincirlere boynumdan asılı olmayı tercih ederdim. Şimdi buradayım. Senin yüzünden! Sadece sen ve senin bu kahramanlık hevesin yüzünden! Bilmem kaç yıldır beni izliyorsun, öyle mi? Beni sadece o cehennemden kurtaracaktın, bir başkasına atmayacaktın! Yaşamı vadediyordun, derimi delip geçen kemiklerimle intiharım kutlanacaktı bugün. Benim dayanacak gücüm kalmadı, çok canım yanıyor artık yaşayamıyorum. Beceremiyorum... Ne yapacağımızı düşünmedin mi? Bize bak, kendine bak. İki kişi değiliz ki, dördüz. Peki neye yarıyor, neye yarayacak? Güçlü görünmeyen güçsüzler olarak, bize bağlı bu ruhlarla daha ne kadar var olacağız yeryüzünde? Neden sadece biz yaşıyoruz, neden sadece ikimiz kurtulduk sanıyorsun az önceki kazadan? Helikopterlerin pilotları, diğer askerler... Hiçbiri yok; sadece biz hayattayız. Kendi yaşam lüksüm yetmezmiş gibi bir de binlerce can aldım, tırnağımın ucuyla yaptım bunu. Kimlerin sevdikleriydi onlar veya kimin... Herkesi öldürdüm... Oradaki, askerler, hepsi... Hepsi ölü. Sadece sana güvendim. Sonunda gerçekten kendi ırkımızın da bu dünyada bir yere sahip olabileceğine inandım. Aniden çıkageldin ve ben sana öylece inandım, kardeşim. Hayatımda bir an bile olsa hiç sorgulamadan, şüphe duymadan ve en önemlisi tüm kalbimle inandım. Bir an, plana sadıktım ve..."
YOU ARE READING
Parya
Science FictionYirmi bir yıldır süren yasal bir işkence, laboratuvarın soğuk duvarları ve Baba'nın bitmek bilmeyen hevesi... Kıyamet için hayat, sadece bir sonraki acı eşiğinin test edilmesinden ibaret. Kardeşlerinin kaybı, vücudundaki sayısız yara ve zihnindeki b...
