Burası hayal adası , burası dünyanın en renksiz adası.
Sevinci , umudu bir kara delik gibi içine çekiyor ve geriye çaresiz bir siyahlık kalıyor.
Ne ironi ama dimi ?!
Hayır hayır , bu ada adını bir şaka sonucu değil yıllar önce burada yaşayan insanlardan alıyor.
Yıllar yıllar önce, masmavi derelere , yeşil ağaçlara , bin bir renk çiçeğe ev sahipliği yapan
her canlının birbiri ile bir ahenk içinde yaşadığı bir adaydı hayal adası.
ilk kim geldi , ilk kim yerleşti bilinmez.
Ama burada yaşayanlar bir hayali yaşadıkları için adı hayal adası olarak anılmaya başlamıştı.
Ta ki o kara güne kadar..
Her şey bir dolunay gecesi başlamıştı .
karanlık yeryüzünü delen , deniz üzerinde dalgalarla dans eden o dolunay gecesi.
Önce uzaklarda deniz üzerindeki o gümüş tepside bir gemi göründü.
yavaş yavaş kıyıya yaklaşıyor mehtabı rahatsız etmiyordu.
Hayal adasında yaşayanlar büyük bir heyecanla sahile toplandılar.
Çok Uzun zaman olmuştu bu adaya misafir gelmeyeli , son gelen misafir minik müzisyen Pars
aslında koca adamdı ,boyu da pek kısa sayılmazdı hani ama kontrbas çalarken kendisini görmek
imkansıza yakındı. Uzaktan görenler kontrbasın kendi kendine çaldığını bile düşünebilirlerdi.
Pars yaşadığı o büyük şehirden kaçarken bir fırtınaya yakalanmış ve kendini burada bulmuştu.
Daha sonra da asla ayrılmayı düşünmedi . Adanın 1.67 boyunda minik müzisyeni olarak kaldı.
sahilde bekleyen kalabalık gittikçe artıyordu. Hatta kimisi kendi yaptığı ufak takılardan hediye
bile getirmişti. Çok zengin değillerdi ama adaya gelecek olan misafiri güzel karşılamak
istiyorlardı. Ada halkının uğultusu dalga seslerini bastırıyor herkes gelen hakkında bir tahminde
bulunuyordu. Dolunay gece karanlığını hiçe sayıyor geminin tüm ayrıntılarını seçilebilir hale
getiriyordu. Geminin baş kısmında , geminin geri kalanının aksine beyaz renkli tombul yanaklı
lüle lüle saçları ve sakalları olan kocaman bir erkek figür bulunuyordu. Figürün hemen yanında geminin ismi dikkat çekiyordu '' ad infinitum '' ..
Gemi yaklaştıkça uğultular azaldı ve en sonunda bir kuşun kanat sesini duyabilecek kadar sessiz
bir ortam oluştu. İnsanlar pür dikkat gemiye odaklandı. Beklenen an gelmişti ,gemi demir atmış
kocaman heybeti ile bir adam görünmeye başlamıştı.
Gemi bir beşik gibi sallanırken şapkasından kaptan olduğu anlaşılan 2 metreden uzun , iri yarı ,
güçlü , uzun ve kızıl sakalları olan bir adam gemiden indi.
-Merhaba güzel insanlar ben kaptan Yek !
Kaptanın konuşmasını bir kanat sesi böldü. Gerilerde siyah bir kuzgun belirdi ve kaptanın omzuna kondu. Kaptan omzundaki kuzgunu göstererek '' buda benim yoldaşım Yaka ! ''
-Uzun bir keşif gezisinden dönüyoruz. Yorgun ve açız . Adanızda konaklamak karnımızı doyurmak istiyoruz !
Ada insanları daha önce hiç kuzgun görmemişlerdi. Çoğu iri yarı bir kargaya benzetmiş şaşırmış hatta yadırgamıştı.
adanın en yaşlı üyesi Uzo öne çıkarak kaptan Yek'i selamladı
- Adamıza Hoş geldin Kaptan .! Burada hayalini yaşayacaksın , adamızda dilediğin kadar kalabilir ve dilediğin zaman gidebilirsin
Kaptan Yek sinsi gülümsemesini engellemeye ihtiyaç duymadı
- Kesinlikle Hayalimi yaşayacağım !!
O an kimse farkında değildi ama ada için bir felaket yaklaşıyordu.
YOU ARE READING
Memento Mori
FantasyAh kadim dostum! sen insan ruhlarını benden iyi bilirsin .Güzellik , şöhret , yetenek , para, zarafet ,beceri ve zeka insanoğlu için her zaman bir zaaf vardır yeter ki sen o zaafı bul. Hem unutma ki insan ruhları acizdir , en yakınları bile olsa baş...
