Hayat; doğumla ölüm arasındaki sanrı. Gözümüzü açıp kapattığımız aradaki o bir nefes. Kirpiklerimizin birbirine karıştığı ve çözülürken gözbebeğimizi yakan güneş ışığı...
Ölmek mi istiyorsun? Öl o zaman. Ama imkansızdır bu; zaten ölüme kendini hazırlamış biri daha ne kadar ölebilir ki?
Sevmek mi istiyorsun? Sev o zaman. Bir çiçeği sev. Her sabah uyandığında bir süre izlediğin tavanı sev. Sevmeye hazır olduğunda, sevilmeyecek şey bulunur mu hiç?
Beklemek mi istiyorsun? Bekle.
Ağlamak mı istiyorsun? Ağla.
Hiçbir şey yapmak istemiyorsan da, dur. Bekle, aksın hayat. Sen de nehrin ortasındaki bir kaya gibi dur . Etrafında aksın hayat, sen sadece hisset.
Nedir amacımız bizim? Neden geldik dünyaya? Bence cevabı olmayan tek sorudur bu. Belki de başından beri hata yapıyorum. Yanlış soruyu soruyordum belki. Bizim haddimize değildir bu soru belki. Doğru soru: Bu soruyu sorup olmayan bir cevabı ararken hayatı kaybetmek mi? Yoksa zaten elinde olan hayatı sorgusuz sualsiz yaşamak mı?
Gözlerimi kapatmak istiyorum. Ve hissetmek. Ama bu benim için imkansız gibi. Çünkü asıl isteğim gözlerimi kapattığımda hissedeceğim o his. Ben gözlerimi kapatmak istiyorum fakat, karşımda öyle bir manzaraya gözlerimi kapatmak istiyorum ki.
Bence en güzel manzaralar karşısına geçip gözlerini kapatmak için vardır. Gözlerini kapatırsın ve hissedersin. Derin bir nefes çekersin içine. Güneş batıyordur belki, tam derin nefesini çekerken hafif bir rüzgar vurur yüzüne. Saçların yüzüne karışır. Hoş bir gıdıklanma olur belki, güzel anılar zihnine dolar.
Kimdim ben, nerden geldim, nereye giderim? Sormazsın o an bunları. Sadece anı hissedersin. O kadar rahatlarsın ki her bir hücren gevşer gülümseyemezsin bile. Tüm kasların gevşemiştir. Belki ayaktaysan kendini bırakmak istersin. Aynanda hem gülmek gelir içinden hem ağlamak.
Ağlamayı seçersin.
Bu seni daha da rahatlatır. Belki çok sevdiğin bir şarkı çalar... Kuş sesleri...
Omuzlarında bir ağrı. Sanki yüklerin alınmış da onlardan geriye büyük bir ağrı kalmış gibi. Bir savaş bitmiş, meydanda ölümüne gözünü bile kırpmadan koşmuşsun, bağırmışsın, kendinden geçmişsin, kaybedecek bir şeyin yokmuş gibi. Belki sen fark etmeden gözünden yaşlar boşalmış kolun kopsa hissetmezmişsin, sadece koşmuşsun. Sonra o savaş bitmiş sen ölmemişsin, işte o an omzuna biner o yükler. Harp meydanında koşarken düşürdüğün yükler misliyle katlanıp omzuna yüklenmiştir.
Ağrı, geçer.
Acı geçer.
Sevgi geçer,
Aşk geçer.
Ama tek bir şey kalır.
O his...
O rüzgar,
hafif çiseleyen yağmur.
Güneş gitmiş
Gökyüzü mor
Gökyüzü lacivert
Gökyüzü simsiyah
O zaman bile gitmez, kalır.
Manzaradır o.
