Yeni bir kurgu ile karşınızdayım umarım beğenirsiniz sizi hikaye ile başbaşa bırakıyorum keyifli okumalar. 😊❤️🌸👋
Bugün aylardan Mayıs, Mayıs ayının onuncu günündeyiz. Sensiz geçen bir Mayıs daha. Tam on yıl önce bugündü. Sensiz geçen bu on yıl da sevgimin yok olacağını düşünmeye başlamıştım aslında ama hayır seni göremediğim bunca yıl sonra hâlâ içimde bir yerlerde seni anımsıyorum. Hâlâ sol yanımda bir yerlerde varlığını biliyorum. Hayattasın belki de ama senden bir haber alamıyorum. Neredesin şu an da neler yapıyorsun kim bilir. Söz vermiştik birbirimize o çocuk aklımızla sen on dört yaşında ben ise on beş yaşında idim. Şimdi ise yirmi beş yaşına bastım. Sense şu an da yirmi dört yaşındasın.
Bu resimlerde olmasa sanırım yüzünü artık anımsamakta zorlanıyorum. Bilmiyorum şu an bunları neden düşünüyorum ama sanırım senin yeniden döneceğine olan inancımı hâlâ korumak istiyorum. Bu geçen on yılı seni düşünmediğim bir gün bile olmadı sanırım. Kalbimde öyle bir yer edindin ki. Başlangıçta bunu aşmak, senin yokluğunu kabullenmek öyle zordu ki anlatamam. Her yerde, her yüzde senden izler arıyordum. Daha o yaşta ki aklımla sana karşı öylesine güzel duygularım vardı ki.
Elime aldığım resimleri yeniden kutusuna yerleştirdikten sonra açık renk ahşap giysi dolabımın en üst arka köşesine yerleştirdikten sonra mutfağa ilerledim. Kendime kahvaltı için bir şeyler hazırladıktan sonra kendimi sokağa attım.
İki katlı küçük taş evimin bahçesinden çıkarken annemin her yaz yanıma gelerek ekmiş olduğu bitkiler vardı. Rengarenk ciceklerle kaplı bahçeden çıkarken kokuyu içime çekip demir mavi renkteki bahçe kapısından çıkarken içim hüzünle karışık duygularla kaplıydı. Hâlâ aklımın bir köşesinde bir gün çıkıp geleceğine olan inancımı koruyordum.
Kapıdan çıkmadan önce aldığım mavi bisikletime binmek üzere iken yan komşumuz Semra teyzenin sabah kahvaltısı için yapmış olduğu peynirli poğaçalarla birlikte arkamdan seslenmesi ile arkama dönmüştüm. Semra teyze annemin burada ki en yakın arkadaşıydı. Bu yüzden ara sıra beni kontrol etmeye gelirdi. Sanırım Türkiye' de her anne böyle idi. Bir yolunu bulup evladının iyi olup olmadığını öğreniyordu. Semra teyze de böyleydi işte tıpkı bir ajan gibi anneme istihbarat veriyordu.
"Emir oğlum günaydın. Kahvaltı için poğaça yapmıştım kokmuştur."
"Sağol Semra teyze ama ben çıkıyordum ama..." Demeye kalmadan elinde ki poğaçaları mavi bisikletimin sepetine yerleştirmişti çoktan.
"Eline sağlık madem."
"Afiyet olsun. Hadi kolay gelsin oğlum güzel güzel müzikler aç bakalım tamam mı akşam dinleyeceğim seni. Ha bir de bak liste yaptım arkadaşlarda istedi birkaç tane akşam çalarsın emi oğlum."
Üşenmeden bir de şarkı listesi yapmıştı üstelik o da yetmemiş arkadaşlarının isteklerini de yazmıştı. Mahallenin radyocusu olmak böyle bir şeydi sanırım. Kibar bir şekilde gülümseyerek elindeki kağıdı alıp cebime attığımda görüşürüz deyip bisikletime atladım.
"Görüşürüz Semra teyze."
Zaten her gün görüşüyorduk ya görüşürüz demeden de olurdu işte. Semra teyzeyi sevmediğimden değildi ama bazen biraz fazla abartabiliyordu. Sanki benim annemmiş gibi davranıyordu. Oğlu en yakın arkadaşım olmasa evlatlık olduğumu ve Semra teyzenin oğlu olabileceğimi düşünecektim. Evet oğlu en yakın arkadaşım Deniz, Deniz Gürdal.
Biz aslen Bursalı' yız ama ben Üniversiteyi okuduğum şehirde kalıp Gökçeada da kendime ait küçük bir hayat kurmuştum. Burada arkadaşım Deniz ile birlikte kendi halinde bir radyo kurmuştuk. Radyo Sevda. İsim bana aitti. Daha okulu bitirmeden çalışmalara başlamış ve ikincisi sınıfın yazında temellerini atmıştık. Deniz gündüz ben ise gece çalışıyordum radyoda.
YOU ARE READING
Sevda Radyosu
RomanceSevda yılar önce Emir' in kasabasına taşımış ve büyük bir arkadaşlık kurmuşlardı. Ta ki Sevda ve ailesinin kasabayı terk etmesine kadar. Emir zamanla büyük bir özleme dönüşen bu sevgisini Sevda radyosuna dönüştürürken yeniden Sevdasını bulabilecek m...
