Her şey iyi gidiyordu. Her şeyin iyi gitmesi, ailemizde garipsenen ve ardında ne olacak da bu gidişat bozulacak sorusunu getiren bir durumdu. Sabah evden tam da istediğimiz saatte hiçbir tartışma yaşamadan çıkabilmiştik; ki böyle bir durum bizim ev için oldukça nadir bir şeydi. Ardından arabayı kim kullanacak kavgası yaşanmamış, sanki öncesinde planlanmış gibi sürücü koltuğuna geçmiştim. Yolda hiçbir sürücüye sinirlenmemiş, aynı zamanda hiçbir sürücü sinirlendirmemiştim. Ailecek uzun yıllardır, neredeyse ben doğduğumdan beri, arkadaş olduğumuz aile dostumuzun evine gidiyorduk. Birkaç ayda bir birbirimizin evinde yaklaşık iki gece kalır ve güzel birkaç gün geçirirdik. Bugün de tam bu sebeple onlara gelmiştik.
Abim, çok da hevesli değildi aslında. Ona kalsa şu anda işte olmalıydı ancak biliyordum ki onu işe bu kadar bağlayan şey çalışma azmi değildi; bu yüzden mızmızlanmasını en azından annem varken çekmiştim. Daha sonra şüphelerimi doğrulamak için onu bir köşede yakalayabilirdim. İşten izin alması kolaydı, çünkü kuzenimiz patronuydu ve bu aile geleneğini en iyi o biliyordu. Benim izin almam ise ona kıyasla zordu.
Benim işim çevreme göre biraz daha karışıktı. Dünyanın geldiği son nokta birçok işi yok etmişti. Yaklaşık 250 yıl önce ülkeler arasındaki işler oldukça kızıştığında ülke liderleri üç ay süren bir toplantı yapmıştı. Bu toplantı bittiğinde, o zamanki dünyanın işleyişi de bitmişti aslında. Çok büyük can kayıplarına yol açmasa da çok büyük değişimlere ve kayıplara yol açan, silahlı ve silahsız, dünyanın her köşesinin içinde olduğu bir savaş başlamıştı. Eski dünyanın herkese açık geniş teknolojisi tamamen kısıtlanmıştı. Halk, sanki teknolojinin ilk zamanlarındaymış gibi devam etmek zorunda kalmıştı. Ülkeler sistemi kaldırılmış, toprak sistemi getirilmişti. Dünya, dört toprağa bölünmüştü. Savaş sonu Toprakların başına dört aile seçilmişti, böylece modern kraliyetler oluşmuştu. Ailenin toprak yönetmeye en elverişli çocuğu sıradaki Yönetici oluyordu. Dünyada kalan yeşilliklere erişim durdurulmuştu, sadece Yönetici ve ailesi yeşilliklere yaklaşabiliyor, yeşillikleri görebiliyordu. Çevremde ben de dahil kimse yeşillikleri canlı canlı görmemişti.
Böyle bir dünyada güvenlik çok önemliydi. Her ne kadar teknoloji kıdemlilerin ulaşımında olsa da, çürük kıdemliler bu teknolojileri halktan karanlık kesime belli şartlarla sunabiliyordu. Teknoloji onlar için oldukça gelişmişti ancak bizler için en teknolojik şeyler arabalarımız ve ulaşım cihazlarımızdı. İki yılda bir yapılan, orduya alım sınavlarını 17 yaşımda geçmiştim. Yaşım küçükken kazanabildiğim için ordu eğitiminde genel olarak hep büyük kişilerle dostluk kurmuştum. En yakın arkadaşım Anne, benden 1,5 yaş büyük olarak orada kendi yaşıma en yakın kişiydi. Benden sonraki en küçüktü. Beş yıllık zorlu eğitimin sonunda mezun olmuştuk. Beş yıl boyunca ordunun bize sağladığı kamptan tek çıktığımız zaman, eğitim için arazilere gittiğimiz zamandı. Beş yıl sonunda ailemizi görebilmiştik.
Mezuniyet sonrası en düşük rütbeyle başlamış olsam da iki yıl sonunda elle tutulur bir pozisyona gelmiş, Topraktaki önemli bir kuvvet olan Yeşil'e katılmıştım. Yeşiller, Topraktaki yer altı işleriyle ilgilenen, Toprağın güvenliğini sivil olarak götüren önemli bir kuvvetti. Kuvvette yaralanmalar ve kayıplar sık yaşanırdı. Henüz kuvvetteki ilk yılım bitmemişti. Her yılını tamamlayan hakkında toplantı yapılır, kuvvette kalmalı mı diye bakılırdı. Benim sırama sadece bir ay kalmıştı. Bu yüzden izin almam çok zor olmuştu. Ancak birkaç yılda bir gördüğümüz babamız sayesinde izin almalarım hiçbir zaman imkansız olmuyordu.
Babamız, annemizin de söylemediği bir konumda orduda görev yapıyordu. Üst düzeylerden olduğu su götürmez bir gerçekti. Bizi şanslıysak iki yılda bir, birkaç günlüğüne ziyaret ederdi. Bu ziyaretler tahmin edileceği üzere oldukça ciddi geçerdi. Ancak benim orduya girdiğim gün, onu en son görüşümüzden henüz bir yıl geçmişken, birden bire bizi ziyaret etmiş ve beni kutlamıştı. Ve o günden sonra onu ilk kez mezuniyetimde görmüştüm. Mezuniyetimin üzerinden üç yıl geçmişti ve hala ortaya çıkmamıştı.
Nihayet yaklaşık bir saat süren yolculuğumuzun sonuna gelmiştik. Hepimiz arabadan çıkıp eşyalarımızı aldık ve on ikinci katta oturan dostlarımızın evine doğru yürümeye başladık. Asansörler artık kotalıydı. Bu yüzden gerçekten ihtiyaç olmadan kimse kullanmıyordu. Bu duruma oldukça alışık olduğumuz için annemizin eşyalarını abimle bölüşerek bir şekilde on ikinci kata vardık. Maria, kapıda bizi bekliyordu. Kısa süren selamlaşmanın ardından eşyalarımızı arkadaki misafir odasına bıraktık ve hepimiz ortak alana geçtik. Maria ve Jason, uzun yıllardır evli olmalarına rağmen sanki dün evlenmişlercesine mutlu bir çiftti. Kızları Olivia benden bir yaş küçüktü. Ordunun kıyafetlerinin hazırlandığı fabrikada çalışıyordu. Abisi Oliver ise abimle yaşıttı. Aslında dört kişilik bir aile olmalarına rağmen Oliver'ın küçükken okulda tanıştığı ve ailesinin pek de umursamadığı Elijah da onlarla yaşıyordu. En azından yılın hatrı sayılır bir zaman diliminde Elijah da onlarla oluyordu. Tıpkı bugün de olduğu gibi.
''İşlerinizden izin alamayacağınızdan korkmuştuk,'' dedi Jason. Annem, uzun gür saçlarını gevşek ama toplu bir topuza toplamaya çalışırken homurdanarak, ''Ah, Grayson'ın izin alması neredeyse hiçbir zaman problem değil; tabii o isterse. Ama Khai,,,''dedi.
Abimle aynı anda gözlerimizi devirdik. Annem ilk günden beri yaptığım işi sevmiyordu. Ona kalsa Olivia'nın sahip olduğu gibi bir işe sahip olmalıydım; güvenli bir iş.
''Khai'nin yaptığı iş toprağımız için oldukça değerli bir iş. Hepimiz onunla gurur duyuyoruz.'' Dedi Maria.
Maria'ya teşekkür dolu bir gülümseme yolladım. Ordu eğitimindeyken, anneme her zaman çok destek olmuştu. Bir anne olarak, özellikle kendi çocuklarından biri de, Elijah, orduda görev yapmış bir kadın olarak anneme en iyi teselliyi vermişti.
Orduya Elija son yılındayken katılmıştım. Benden dört dönem büyüktü. Onu görmediğim dört yıl içerisinde şakalaştığımız Elijah'tan; yetişkin, ciddi Elijah'a dönüşmüştü. Karşılaştığımız ilk gün, son dönemdekilerin ilk dönemlere forma verdiği törendeydik. Yanımdaki çocuğun formasını o vermişti ve açıkçası tören sonunda o tebriğe gelene kadar onun sadece Elijah'a çok benzediğini düşünüyordum. O sene Elijah ile oldukça vakit geçirdik. Bana zayıf olduğum birçok alanda yardımcı oldu. Onun sayesinde dönemlerimden sıyrıldım. O bir sene yaşanan şeyler, Elijah'ı bilmem, benim için oldukça özeldi. Gelecek dört sene boyunca onu göreceğim gün için gün saymıştım. Ancak geri döndüğümde Elijah bir dört sene daha büyümüştü ve onun için neredeyse görünmezdim. Geri döndüğümde ben 22 yaşında bir kadına dönüşmüşken, o da 26 yaşında bir adamdı.
Oliver, bana sallamasyon bir yumruk atmaya çalıştı ancak onu kolaylıkla savurdum. Oliver, ordudan döndüğümden beri amansız bir şekilde her yerde bana sataşıyordu; ordudakilerin yanında da dahil.
''Sana göstermem gereken bir şey var,'' dedi ve odadan dışarı yürümeye başladı. Sonra arkasını dönüp Elijah'a baktı. ''Hadisene sen de!''
Tam gülerek yerimden kalkmış, Elijah'ın adımlarını takip ediyordum ki dışarıdan büyük bir ses geldi. Önce patlamayı andıran ses bir anda çınlamaya dönüştü. Ardından çınlama sesinin yerini siren sesleri aldı. Hemen, hiçbir zaman yanımızdan ayırmamamız gereken silahıma davrandım. Elijah da benim gibi silahını kavramış, evdekileri ortak alanın ortasına topluyordu. Temkinli adımlarla, dışarıyı dinleyerek cama yaklaştım. Pencereye varınca birkaç saniye geçen ışıkları takip ettim ve perdeyi hafifçe araladım. Dışarısı üst kuvvetlerin uçan araçları ve silahlılarla doluydu. Binalardaki ışıklar sönmüştü. Bulunduğumuz binanın altına baktım.
Yavaşça perdeyi kapattım ve Elijah'a döndüm.
''Bu binaya geliyorlar.''
DU LIEST GERADE
Khai
Science FictionKHAI the warrior - En güçlü olan o değildi. En kararlı, en cesur, en sevilen ya da en kıskanılan da değildi. Yaptığı şeyi en iyi şekilde yapmak istiyordu, o kadar. Bir şeyler yapmalıydı ve Khai, bir şeyler yapmaya başlamak için verilen işaretleri al...
