"Bir şeyler hissetmek istedim, korku ve öfke dışında bir şeyler."
Bay Kim sinirle çıktı duvarları beyaz, küçük odasından fakat sakinliğini korumaya çalıştı. Birden fazla farklı rahatsızlığı vardı, bedeni bitik haldeydi ve aynı evde, resmen dipdibe yaşadığı ailesi sadece ergenlik ve şımarıklık diye mi geçiştiriyordu tüm sorunlarını? Elbette ergenliğin de etkisi vardı fakat bu durumunun ciddi ve yalnızca ergenliğe verilemeyecek kadar büyük olduğu gerçeğini değiştirmezdi. Oldukça ilgisiz görünen ,kızın, anne ve babasının önünde tüm sakinliğiyle durdu.
"Bu çocuğu daha önce hiç mi fark etmediniz?" doktorun yönelttiği bu soruyla hem kadının hemde adamın kaşları çatıldı.
"Biz sadece şımarıklık ettiğini düşündük." dedi annesi. Kızın babası ise sessizdi çünkü sorunun kendi kafasında vardığı sonuçtan daha ciddi olduğunu kabullenmekte zorlanıyordu. Bay Kim, Bomi hakkında her detayı yazdığı kahverengi, küçük ajandasının birkaç sayfasına göz gezdirdi ve Bayan Kang'ın dediklerini duymazdan gelerek tekrar konuştu.
" Tedavisinin hastanede devam etmesinin daha mantıklı ve güvenli olacağını düşünüyorum. Size her detayı veremem fakat daha sonra en azından sorunun ne olduğunu söyleyebilirim yani daha doğrusu sorunların. Öncelikle Bay Kang, düşündüğünüz gibi sizin bağlı olduğunuz dine bağlı olmaması yani sizin deyiminizle kendi doğrularının sizden farklı olmasıyla alakası yok veya tek problem depresyon değil. Ama zeten anlayamayacağınız için size kızınız hakkında asla fark edemediğiniz şeyleri burada uzun uzun anlatmaya çalışmayacağım. Dediğim gibi tedavisinin hastanede devam etmesi daha uygun olacaktır. İyi günler."
Bay Kim sözünü bitirdiğinde Bomi, beyaz duvarlı, küçük odanın siyah kapısının önünde bekliyordu, anne ve babasının yüzüne dahi bakmadan yalnızca" Gidelim." dedi.
Arabanın içi her zamankinden daha sessizdi fakat Bomi bundan etkilenmiyordu artık hatta sessizlik onun için daha iyiydi çünkü birilerinin sesine katlanabilecek durumda değildi, kulaklıkları onun için yeterliydi. Arabanın tünele girmesiyle kararan ortam sayesinde camdaki yansımasını görebiliyordu ama ne etrafındakilerin ne de kendisinin dayanabildiği o ifadesiz suratını izlemek pek tercihi değildi bu yüzden gözlerini kapattı ve yaşadıkları binanın önüne gelene dek arabanın içindeki sessizliğe uyum sağladı.
Binaya girmek üzereyken anne ve babasına son bir kez baktı ve geri dönüp her ikisine de sarıldı.
"Ne kadar hissettirdim bilmiyorum ama sizi çok seviyorum." dediğinde Bay ve Bayan Kang şaşkınlıkla kızlarına baktılar fakat bu şaşkınlıkları kısa sürede yumuşak bir gülümsemeye döndü ve "Biz de seni seviyoruz kızım." diye karşılık verdiler. Bomi hafifçe gülümsedi ve işe gitmek üzere olan anne ve babasına veda etti. Yüzündeki hafif gülümsemeyi daha da büyüterek merdivenleri hızla çıkıyordu, kendi dairelerine bile girmeden büyükannesinin evine girdi. Montunu çıkardı, ellerini yıkadı ve direk büyükanne ve büyükbabasına sarıldı. Büyükanne torununun saçlarını okşarken "Bizim Bomi bugün iyi sanırım." dedi ve büyükbabası "Aman aman hep iyi olsun benim güzel torunum" diye ekledi Bomi'nin yanaklarını sıkarken. "İyi olacağım..." diye geçirdi içinden genç kız.
Bir süre onlarla sohbet ettikten sonra saatlerce kız kardeşiyle oynadı, ne istediyse ikiletmeden yaptı. Bugün iyi hissetmiyor fakat hissetmek istiyordu ve bunun için çabalıyor sayılırdı yani en azından kendisini zorluyor olsa bile gülümsüyordu. Saatin akşam altıya yaklaştığını görünce kardeşinin küçük, tombul yüzünü kendi küçük ellerinin arasına aldı ve onu yanaklarından öptü.
"Ablan gidiyor."
"Ben de gidebilir miyim seninle?"
"Hayır, gelmemen gerek buyüzden burada kal."
"Peki daha sonra gelebilir miyim?"
"Çook sonra, olabildiğince sonra tamam mı?" dedi ve bu sefer de alnından öptü kardeşini. Büyükannelerinin dairesinin tam karşısında olan kendi dairelerine girdi cebindeki anahtarla. Önce mutfağa geçti ve kendine sıcak bir kahve hazırlarken yağan yağmuru seyretti. Kahvesini hazırladıktan sonra camları açtı ve yağmurun içeri girmesine izin verdi, eline bardağını aldı ve kahvenin güzel kokusu eşliğinde çoğu insan için kasvetli olan bu havayı seyretmeye devam etti. Anne ve babasının gelmesine iki saat olduğunu fark edince bu huzur dolu anı yarıda bıraktı ve camları dahi kapatmadan odasına ilerledi.
Camını açtı, kapısını kapattı, çekmecesinden oldukça eski görünen defterini çıkardı ve son kez yazdı.
"Veda vakti. Ne bedenim ne zihnim dayanabilir artık. Çok yorgunum. Tedaviye ilk başladığımda umut doluydum ve uyumak, yemek yemek için çabalıyordum fakat olmuyor, kabullenmekten başka çarem yok. İlaçlarım bana sahte bir mutluluk ve rahatlama veriyor olsa bile ben gerçeğini istiyorum. Çok mu bencilce? Siyah ve beyaza karşı farklı bir renk olmak istedim(mavi veya mor gibi) sonunda sadece gri kaldım. İnsanların hepsi çok mutlu gözüküyor, mutluluklarını istiyorum. Çok mu bencilce? Yanlışım nerede başladı? Küçüklüğümden beri böyleydim sanırım. O gölgeler, benden yardım isteyen kız hep odamdaydı ama ben yeni umursamaya başladım. Kim olduğum konusunda kafam çok karışık ve etrafımdaki herkesin de kafasını karıştırıyorum. Özür dilerim anne, bana verdiğin o büyük, sıcak sevgiye karşılık veremedi bu soğuk bedenim. Özür dilerim baba, belki kendince beni sev- hayır önemsediğini hissettirmek istediysen ve ben anlamadıysam. Özür dilerim benim minik kardeşim, mezuniyetine hazırlanmana yardım edemeyeceğim, erkek arkadaşın veya kız arkadaşın hakkında anlattıklarını dinleyemeyeceğim, seni görünen veya görünmeyen kötülüklerden koruyamayacağım, büyüdüğünü izleyemeyeceğim için çok özür dilerim. Ve aynadan da özür dilerim, onu asla kabullenemedim, nefes aldığını gördüğüm her an tiksindim.
Hayal ettiğiniz kişi olamıyorum, kendim de olamıyorum. Kimim ben? Cevabını aramaktan yoruldum, belki cevap önümde ama burası çok karanlık. En azından denedim, buraya kadar geldim. Kaçmayı, kurtulmayı denedim, çıkışa koştum fakat aynalardan oluşan bu labirentte gerçekliği seçmek çok zor. Yorgunum, hiçliğe karışmak istiyorum hatta hiçlik olmak istiyorum. Umarım çürümeden bulursunuz beni, arka bahçedeyim."
Defterinin kapağını usulca kapattı, elindeki siyah dolma kalemi defterinin üstüne bıraktı ve sakince kalktı sandalyesinden. Camı açtığı için yerler ıslanmıştı ve yağmur damlaları açık pencereden içeri girmeye devam ediyordu. Gözleri kapalıydı ve mırıldanarak şarkı söylüyor bir yandan da aşağı sarkıttığı ayaklarını ritme uyduruyordu. "1,2,3!" dedi, arka bahçenin zeminindeydi.
YOU ARE READING
Fairytale
Fanfiction"Sana bir masal anlatmamı ister misin?" dedi çocuk kızın saçlarını okşarken. Kız, gülümseyerek ona baktı. "Prenseslerden nefret ettiğimi biliyorsun." "Hayır, prensesler hakkında değil. Anlatacağım masal prensesler tarafından kuleye hapsedilmiş bir...
