Saat 02:00.
Karanlık sokakta, soğuk ve paslı duvarın önünde durmuş kendimi izliyorum.
Tam karşıda, ellerimi siyah ceketimin ceplerine sokmuş, yavaş ve umursamaz tavırlarla yıkık dökük kaldırımda yürüyorum ve aniden gelebilecek tehlikelere karşı fazla duyarsız bir edayla etrafı süzüyorum. Sanki hiçbir şey umrumda değil, etrafa bakıyorum ama görmüyorum tabirini uyguluyor gibiyim.
Daha sonra ne oluyorsa, bir an da adımlarım duruyor. Bedenim hafif bir açıyla bu tarafa dönmeye başlıyor. Korkuyorum ancak kaçmıyorum ve yüzümün tamamını görmeyi bekliyorum.
Son birkaç saniye. 3, 2,-...
•••
Kendimden beklemediğim bir hızla yattığım yerden doğruldum. Gördüğüm kabusun etkisi ile bütün vücudum terden sırılsıklam olmuştu mevsimin kış olmasına rağmen.
Sakin kalmaya çalışarak derin nefesler almaya devam ettim. İlk defa böyle bir kabus görüyordum. Dışarıdan kendimi izlemeyi fazlasıyla garipsemiştim.
Gözlerim saate kayınca, günün aydınlanmasına daha saatler olduğunu gördüm. Bu kabustan sonra istesem de uyuyamazdım. En iyisinin duş alıp rahatlamam olduğunu düşünerek, bacaklarımı yataktan dışarı çıkardım ve ardından da üşengeç tavırlarla tüm vücudumu kaldırdım.
Küçük sayılabilecek kahverengi dolabımdan birkaç kıyafet alarak banyoya ilerlemeye başladım. Her adım attığımda gıcırdayarak oldukça rahatsız edici sesler çıkaran tahta zemin, beni hiç yalnız bırakmıyordu. Artık alıştığım bu durum karşısında tepki göstermeyerek, üzerimdeki terli kıyafetlerden kurtuldum ve kendimi soğuk suyun altına bıraktım.
Fazla vakit harcamadan işimi halledip çıktım, gün aymadan evden ayrılmalıydım. Yanıma aldığım kıyafetleri üzerime geçirdim ve kahverengi saçlarımı kuruttum. Bir de hastalıkla uğraşamazdım işlerimin arasında.
Odama geri dönüp küçük sırt çantama telefonumu, kulaklığımı, birkaç tane tel tokayı, deri eldivenlerimi, bir maymuncuk ve kullanılmayan -sokakta bulduğum- kredi kartını ve büyük bir bez torbayı koydum. Hızla tek omzuma astım ve askıda duran beremi alarak dış kapıya yöneldim. Siyah postallarımı da ayağıma geçirerek evden ayrıldım.
Daha önceden araştırdığım eve doğru ilerlemeye başladım. Her daim işimi sağlama almaya çalışıyordum, ne ile karşılaşacağımı bilemezdim nihayetinde.
Yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşten sonra varmıştım istediğim yere. Önünde durduğum beyaz, iki katlı büyük eve baktım. İçerisi şu an boştu, araştırırken evin sahibinin iki haftadır yurt dışında olduğunu öğrenmiştik fakat yine de dikkatli ve hızlı olacaktım.
Çantamdan eldivenlerimi çıkararak ellerime geçirdim ve dün gece Aktan'ın kameraları etkisiz hâle getirdiğini bildiğim için oldukça rahat bir şekilde yaklaştım.
Kapıyı zorlamadan önce girebileceğim pencere var mı diye bakacaktım.
Her yerini gezmeme rağmen açık bir yer bulamayınca, son çare kapıya doğru ilerledim ve çantama koyduğum maymuncuk ile bir tel toka çıkardım. Dizlerimi kırarak eğildim ve maymuncuğu kapının kilit kısmına sokarak hafifçe çevirdim. Üst kısımda kalan yere ise, ortasından ayırdığım tel tokanın bir ucunu yerleştirdim. Kısa bir süre içinde, kapının açıldığını gösteren o tok sesi duymam ile elimdekileri tekrar çantama attım ve içeri girmeden hemen önce önlem olarak telefonumu sessize aldım.
STAI LEGGENDO
HIRSIZ
Storie d'AmoreÇiçek, hırsızlık için girdiği evin aylardır peşlerinde olan polis olduğunu öğrendiğinde artık her şey için çok geçti. *** "Seni buldum," Dedi kazanmış olmanın gururuyla. "Yolun sonu." Gözlerinde avına ulaşmış olmanın hazzı vardı. Genç kadın gözlerin...
