Yorgun bedenime aldırış bile etmeden boş koridora yöneldi.Hissettiklerinin bir halüsinasyondan ibaret olduğunu bilmesine rağmen içinde korkuya yenik düşen biri vardı içinde.Yalpalayarak koşmaya çalışıyor ama Her yer sallantısı ona mani oluyordu. Kaçmaya çalışırken yakalanan gençlerin yardım çığlıkları kulaklarında çınladıkça, ellerinin titremesine engel olamadığından paniklemeye başladı. Gözlerini ovuşturarak konsantre olmaya çalıştı ama nafile. Bedeni kaskatı kesilmişti. Adım seslerinin yaklaştığını fark ettiğinde zamanının kalmadığını anlamış olsa gerek ki, kan damlaları sıçramış güvenlik kartını eline alıp uzun koridordaki bütün kapılarda tek tek denemeye başladı. Sanki boşluğun içindeydi. Kalbi göğüs kafesinden çıkacak kadar hızlı çarparken, içinden bir ses onu da fark edip yakalayacaklarını söylüyordu. Bu düşünce içini öyle bir ürpertiyordu ki.
Gördüklerine karşı tepki veremeyecek kadar yorgun hissediyordu.Adım seslerinin seri bir şekilde hızlandığını duydu. Sesler aşağı koridordaki görevlilerin sayılarının arttırdıklarının habercisiydi.
Güvenlik önlemleri daha fazla artarsa buradan asla çıkamazdı.İçini yiyip bitiren bir ürperti beraberinde söylenmeye başladı.
'' Tamam şimdi bitti işte, yolun sonundayım, her şey buraya kadardı'' Güvenlik görevlilerine yakalanması an meselesiydi. Ama kaçması için de bundan daha iyi fırsat bulamazdı.
Dışarıdan gelen yardım çığlıklarının tanıdık bir sesten geldiğini fark ettiğinde kan beynine sıçramış ,gözlerinin bir an karardığını idrak etmişti. Koridorun en sonundaki kapının önüne geldi, bu kapı onun son şansıydı. Umutsuzluğa kapılmış ve korku bütün vücudunu bir duman gibi sarmıştı. Eğer bu kapıdan içeri giremezse muhtemelen onu yakalayacaklardı. Elektrik kesintisinden hemen ardından jeneratörler devreye girdiğini yeni yeni aydınlanan lambaları farketti. Güvenlik kameralarının hala çalışmadığını kırmızı ışıklarını görmeyince anlamıştı.Bu yüzden kapıların da çalışmayacağını düşündü. Düşünceleriyle boğuşurken, kapının sensörü kısık bir açılma sesiyle korkularından bir nebze ayırmıştı onu.
Yöneticilerin koyduğu kurallara göre odalara belirli kişilerin giriş izni vardı. Yade güvenlik kartını şans eseri bulmuştu. Merkezin kapıları ardında yatan bir doktorun önlüğünden kartı kaptığı gibi kaçmaya başlamıştı. Kartın çipinin yanında yeşil renkli çizgiler vardı.
Telefonumu kaybettiğim için kayıp odasına gittiğinde çekmecenin içindeki kutuda buna benzer kartlardan birkaçını görmüştü. Ama çalışanlardan biri kartlarla ilgilendiğimi fark ettiğinde kutuyu elimden alıp azarlayarak beni geri göndermişti.
Buradan kaçmak için plan yaptığımızda kartları çalmaya karar verdik. Kartlardaki çizgilerin renkleri kişinin hangi alanda yetkili olduğunun göstergesiydi.
Ama burada kimlerin hangi alanda çalışmalar yaptıklarını Sadece alan grupları ve konsey bilir.
Genellikle siyah çizgili kartlara denk gelsekte renklere göre kimlik oluşturmaya başlamıştık.Acil servis çalışanlarının kartlarında çizgi olmazdı mesela.Konsey üyelerinin kartları da olmazdı, retina taratıcılar sayesinde her an her yerden çıkabilirler.Çünkü bütün merkeze erişim hakkını kendilerine tanımışlardı.
Elimdeki kart yeşil 4 çizgili bir karttı.Muhtemelen diğer merkezden gelen bilim öğrencisinin kartı.
Adım sesleri koridorda inlerken telsizden bir anons duyarak kapıya kulağımı dayadım.
Bütün birimlerin dikkatine ! Kaçma eylemini gerçekleştiren deneklerden 7 numara Efsun Parlak A2 bölgesinde etkisiz hale getirilmiştir.Kaçış planını gerçekleştirmeye çalışan dördüncü grup denekleri hariç nefsi müdafaa suçları ağır cezaya çarptırılacaktır.
İşte şimdi bittim.
————————————————————
•Umarım okuduğunuz bölümü sevmişinizdir.İlk bölüm olduğu için kısa bir bölüm yapmak istedim.Yazım hatası ya da başka hatalar varsa şimdiden özür dilerim.İkinci bölümü en yakın zamanda gelecek.
YOU ARE READING
Vagosmia
Science FictionDünyayı saran bir felaketin ortasındaydık. Korku bir duman misali insanların üstüne sinmişti.Kimse ne yapacağını bilemiyordu. Halüsinasyonlar gerçekle hayal arasında kalmış insanları sonsuz bir karanlığın içine alıyordu. Virüs'ün nasıl yayıldığını...
