Bazen hiçbir yere ait hissedememek, en keskin yalnızlıktır.
Sanki dünya dönmeye devam ederken sen, kendi gölgenin içinde asılı kalırsın.
İnsanlar konuşur, güler, koşar, nefes alır... ama senin sesin hep bir yankı gibi gelir kendine.
Kendini duyarsın, ama kimse seni duymuyordur.
Böyle anlarda, her şey bir adım uzağındadır.
Bir kahve fincanı, bir pencere, bir nefes.
Elini uzatsan dokunacak gibisindir ama arada ince bir cam vardır - görünmeyen, ama soğuk.
Ve o cam, seni hayattan ayırır.
Görürsün ama hissedemezsin.
Sarya da kendini hep böyle hissederdi.
Kalabalığın içinde bile yalnız.
Derslerde, otobüslerde, hatta rüyalarında bile... bir parçası hep dışarıda kalırdı.
Kendi içinde taşıdığı sessiz bir sürgün gibi.
Belki bu yüzden aynaya baktığında, sadece yüzünü değil, içinde saklı kalmış o eksikliği de görürdü.
Gözlerinde kehribarın sarısına çalan bir ton vardı - sıcak ama kırılgan.
Ve o gözler, hep bir hikâye anlatmak isterdi.
Ama kimse dinlemezdi.
KİRAZ MAHALLESİ 🍒
Her mahallenin kendine özgü bir kokusu, bir rengi, bir sırrı vardır.
Kiraz Mahallesi ise, umutla acının, sevdayla mücadelenin, geçmişle geleceğin kesiştiği bir yerdir.
Yaren Çetinsoy, hayatın yükünü sırtında taşıyan genç bir kadındır. Bazen suskunluğu ile konuşur, bazen gözlerindeki derinlikte sakladığı sırlarla... Onun hikâyesi yalnızca kendi kalbinin değil, bir mahallenin kaderini de fısıldar. Çünkü kimi insanlar geldikleri yeri değiştirmez; varlıklarıyla oraya yeni bir ruh kazandırırlar.
Kiraz Mahallesi'nin taş sokaklarında yankılanan her adım, aslında insanın kendi iç yolculuğuna da ışık tutar. Burada küçük görünen anlar, büyük anlamlar taşır; sıradan bir tebessüm bile yeri geldiğinde bir kalbi iyileştirir.
Bu kitap , bazen en büyük gücün sessiz kalmakta değil, kalbini açabilmekte saklı olduğunu hatırlatır.
Ve Kiraz Mahallesi, her satırında bize şunu söyler:
"İnsan, en çok kendine tutunarak ayakta kalır... ve bazen kader, hiç ummadığın bir sokak başında seni bekler."