"Kader, maskelerle oynanan bir oyundu. Ve o oyun şimdi başlamıştı."
O, masumiyetin bedeni içinde iblis ve yılanın fısıltılarını taşırken, bundan habersizdi.
O ise insan suretinde saklanmış bir şeytandı, kendini aşka karşı savunmasız bulan...
Bir şeytanın, insan sandığı bir kıza olan tutkulu aşkı... Ancak bu aşk, sırlarla dolu bir geçmiş, doğanın sınırlarını aşan gerçekler ve karanlığın en derin köşelerindeki tehlikelerle çevrili.
Peki, maskeler düştüğünde ne olacak?
İnsan olup olmadığını bilmediği bir kıza âşık olan bir şeytan, kaderin acımasız ellerine teslim mi olacak, yoksa aşk her şeyi değiştirecek kadar güçlü mü?
"İnsan sanılan bir şeytan ve içinde saklı iblisin farkında olmayan bir kız... Bu hikaye, karanlık ve aşkın iç içe geçtiği bir evrene davet ediyor." Bu iblis ve yılanın hikayesi...
....
"Sen gözlerinde ateşler saçarak zehirli kanını bana akıtırken ben sana aşık oldum Hazan!"
"Sen bana en doğal halinle yaramazlık yapan küçük bir çocuk gibi bağışlanmayı beklerken ben sana aşık oldum Ateş!"
Yüreklere düşen ilk kıvılcımlar peki bu kıvılcım sonsuza dek sürecek mi?
Lüks ve ihtişam içinde büyüyen Melek, babasına meydan okumasının ardından kendini Karadeniz'in bir dağ köyünde öğretmenlik yaparken bulduğunda kaderin ona sarsıcı bir sürprizi vardır.
Yıllar önce acımasızca reddettiği silik ve sessiz bir genç olan Tahir'in şimdi karşısında Fırtına lakabıyla dağları kasıp kavuran bir yüzbaşı olarak durması tüm dengeleri alt üst eder. Yıkım Timi'nin karizmatik ve disiplinli komutanının gözleri Melek'in hatırladığından çok uzakta, buz gibi keskin ve acımasızdır.
Aralarındaki çatışma kısa sürede alev alarak, yerini inkâr edilmesi imkânsız bir çekime bırakırken Karadeniz'in hırçın dalgaları, sert rüzgârları ve samimi insanlarıyla sınandığı bu yeni düzen; onun için hem gülümsetecek bir savruluş hem de yüreğinin hikâyesini Karadenizli bir adamla yazacağı bir yolculuğa dönüşecektir.
Yürek mevzilerinde sipere yer yok be öğretmen hanım.
Düştüğün an esirsin.
Ben de esirim artık,
Hem Karadenize hem bir çift ela göze...