Merhabalar! Artık açıklama kısmını yazıp yazmamak konusunda ikilem de kaldım. Çünkü bazıları yazdıklarımı açıklama değil sığındığım bahaneler olarak görüyormuş. Kendi düşünceleri saygı duyarım ama saygı duymadığım bir şey var. Sizler eleştiri yapabilirsiniz bunu kaldırıp kaldıramamak bana kalmış ama bazılarınız eleştiri kelimesinin anlamını tam olarak bilmediğini düşünüyorum. Eleştiri sınırını aşıp hakarete dönüşürse buna eleştiri değil terbiyesizlik derim. Bölüm yayınlanmıyor diye hakarete başvurmayı hiç hoş karşılamıyorum! Bu zamana kadar neredeyse hepinize karşı en samimi halimle yaklaştığımı düşünüyorum ama artık bana nasıl davranılırsa öyle de karşılık alacak. Ben canınız sıkılınca küfür edip, bir sürü laf söyleyeceğiniz biri değilim. Açıklama kısmını, bölümleri, artık bana güveni kalmayanlar, yalancı diye bana hitap edenler okumasın. Ben kimsenin boynuna bıçak dayayıp hikâyemi okutmuyorum. İstemeyen okumasın. Kimseyi zorla tutmuyorum.

 Bir süre önce bilgisayarım bozuldu daha sonra özel hayatımla ilgili sorunlar yaşandı. Kafamı toparlamam ise zaman aldı. Beni bilen biliyor kimseyi inandırmak zorunda değilim ama bazılarının haddini bilmesini istiyorum! Sabır da bir insan da bir yere kadar. Profilimde de bu tür bir açıklama yazıyor isteyen orayı da okuyabilir. Dediğim gibi ben bu hikâyeye başta kendim için, kendim sevdiğim hobiyle uğraşmak için başladım. Bir yanım öyle de devam ediyor. Diğer yanım ise GERÇEK OKUYUCULARIM için! Okuyanlara teşekkür ederim! Bu açıklamayı herkes için yazmadım. Lütfen üzerinize alınmayınız!

Her zaman yanımda olduğunu hissettiğim insanlara ithafen..

 

“Kerem bir gün yorulacaksın, yorulacağız. Peri artık bir şeyler soracak. Bir şeyler anlayacak o zaman ne yapac-“

 

“Zeynep!” diyor sert bir şekilde bir anda yerimden sıçrıyorum. “Sen ne olursa olsun benim yanımda olacak mısın? Ben ne yaparsam yapayım arkamda duracak mısın?”

 

“E-Elbet Kerem!” diyorum titrek, korkak ve ürkmüş bir şekilde.

“Merak etme. Size kimsenin zarar vermesine, dokunmasına izi vermeyeceğim. Ne Defnenin ne Emre’nin ne de onların…”

 

“Onların?” diyorum çatallaşmış sesimle. Bir açıklama beklercesine sinirden kaskatı kesilmiş suratına bakıyorum. “Kerem! Sana diyorum. Duymuyor musun beni?”

 

“Duyuyorum. Bak bu konu öyle ayaküstü konuşulacak bir mesele değil. Hem işle alakalı olduğu için bir süre öğrenmeni de istemiyorum. Ama senden bir isteğim var. Dikkatli ol!”

Keremin uyarıcı ve bir nevi tehditsel tavırlarını dinliyorum. Bir şeyler daha söylersem hiçbir şey söylemeyeceğini bildiğim için sadece kafamı aşağı yukarı sallamakla yetiniyorum. Sessizliğimiz ise Peri’nin mutfağa gelip bize dün yaptığı resmi göstermesiyle son buluyor. Sessizliğimiz son bulabilir ama onlar kelimesinin sahiplerini öğrenene kadar birçok şey sona ermeyecek!

***

3 gün sonra..

“Periiii! Ne işin var senin sandalyenin üzerinde!” diyorum yılbaşı ağacını süslemek için sandalyeye çıkan Peri’ye korku ve panikle seslenirken

Ya Sen Olmasaydın? (Düzenleniyor)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!