sixteen*

6.9K 922 556
                                    

and i hope i never lose you, hope it never ends

-

belki de bir evin sıcaklığını hissetmeyeli yıllar olmuştu.

bilmiyordum. kışın dışarısı buz gibiyken bütün ailenin oturma odasında oturup o sıcacık ortamda televizyon izleyip sohbet etmesini, birlikte edilen pazar kahvaltılarını, günün kritiğinin yapıldığı akşam yemeği sofralarını, yılbaşı gecelerinde verilen hediyeleri... hiçbirinden haberim bile yoktu-hatta belki bunlar sadece basit bir aile filmi için yazılıp oyuncuların elinde tutturulmuş senaryolarda olan ve yaşanması söz konusu bile olmayan hayali sahnelerde vardı.

fakat son birkaç gündür, yani taehyung'un yanına geldiğim günden beri, evimde gibi hissediyordum. demek ki böylemiş demiştim geçen akşam yediğimiz şeyleri toplayıp pis bulaşıkları makineye dizerken. demek ki böyle bir şeymiş ev.

şimdi de öyle hissettiğim anlardan biriydi. akşam gelecek konuklar için yiyecek bir şeyler hazırlamıştık ve taehyung da dediği gibi birkaç atıştırmalık ve yeteri kadar bira almıştı. hatta işlerimiz erken bittiği için küçük de olsa manzarasının bile insanın içinde bir şeyleri harekete geçirdiği balkonda oturmuş şehri dinliyorduk. taehyung içine az kahve koydum diyerek hiç sekmeden her sabah demleyip içtiği filtre kahveden bana da yapmış, tatmam için neredeyse dizlerime kapanacaktı.

çünkü kahve çok güzelmiş falan.

"beğendin mi? güzelmiş değil mi?" çoktan bitirmiş olduğu kahve bardağını mermere koyarken beklentiyle bana baktı. itiraf etmek gerekirse tahmin ettiğim kadar kötü değildi. kahve sevmeyen biri olarak bazı günlerde tüketmeyi bile düşünmüştüm hatta, tabii içine biraz şeker atarak. hafifçe kafamı salladım. "evet hyung beğendim, ellerine sağlık." ben de sonuna geldiğim kupayı onunkinin yanına bıraktım.

bu akşam gelecek olan arkadaşları için çok heyecanlı ve gergin hissediyordum. acaba taehyung daha önce onlara benden bahsetmiş miydi? bahsettiyse ne demişti ki? arkadaşım? küçük arkadaşım? tanrım!

içim içimi yiyordu.

"sen üşümüyor musun böyle?" ben kendi kendime kafamda senaryolar kurup sonra da her birini bir bir elerken taehyung'un sıcak avuçları giydiğim şortun açıkta bıraktığı baldırlarıma tutundu. evet üşüyorum ya da hayır yanıyorum diyemedim. sertçe yutkundum önce, sonra hafifçe yerimde kıpırdandım. boğazım kupkuru olmuştu birden bire. yanan harlı ateşe atılmış bir çalı parçası gibiydim, yanıp kül olmam birkaç dakika bile sürmezdi.

"bilmem ki hyung üşümüş müyüm? biraz daha baksana anlamam ben." dudaklarımı gülmemek için birbirine bastırdım. konuşurken ne sesim titremiş ne de duraksamıştım. ben karşısındaki koca adamın şefkat dolu dokunuşlarına muhtaç olan arsız bir çocuktum sadece. tamam, belki kalbim en ufak dokunuşta çığlık çığlığa göğüs kafesimden kaçmaya çalışıyor, yaşadığım hazdan dolayı bacaklarım titriyor ve hatta aldığım soluklar sıklaşıp birbirine giriyor olabilirdi, inkar etmezdim. yine de istiyordum. ona açtım ben. sanki yıllarca boğazımdan tek lokma geçmemiş kadar açtım. sanki, günlerdir su yüzü görmemiş bir bedeviydim ve yapmak istediğim tek şey kana kana, karnım sudan çatlayana kadar içmekti.

elleri bu sefer diz kapaklarıma doğru indi. parmaklarıyla da arkasına kadar sarmıştı. "biraz üşümüşsün," ön tarafta kalan baş parmağıyla yavaş yavaş masaj yapıyordu. "ben öyle anladım." elleri rahat durmuyordu. diz kapaklarımdan tekrar baldırlarıma, oradan da şortumun eteklerinden içeriye doğru kaymıştı. "ısıtalım mı seni?"

şuracıkta bayılacaktım.

ağzımı açıp tek kelime edemedim çünkü büyük ihtimalle ağzımdan çıkacak olan şey evet ya da hayırdan başka, zevk dolu sızlanmalar olacaktı. baygın gözlerimle çoktan beni esiri haline getirmiş gözlerine baktım. ne hissettiğini anlamak güçtü, onu okuyamıyordum. şu an elleri altında kıvrandığımı fark etmiş miydi acaba? kendimi ona teslim etmemin bir saniyeden bile kısa süreceğini biliyor muydu?

cardiganHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin