*hatırlanacak bir gün.
Dikkat: Bu kısa hikâyede olaylara pek fazla rastlamayacaksınız, durum hikâyesi yazdım diyebilirim. O yüzden eğer bu durum sizi sıkacaksa okumayınız çünkü satırlarımı sıkılasınız diye değil, kendinizden bir parça bulunuz diye yazdım. İyi günler !
Başlama tarihleriniz ?
Genç kız başında o güne özgü hafif bir ağrıyla sokağa açılan kapıya vardı, büyük bir metanetle ağır olan kapıyı zayıf vücuduna doğru çekti, bu yüke gereğinden fazla zapt etmeseydi sanki kapıyla beraber kendisi de büyük bir kuvvetle -görünmez bir el tarafından- çekilecekmiş zannına kapıldı. Gövdesinin genişliğine nazaran kapıyı belli ölçütte araladı, kendisine geçiş izni sunan dar aralıktan gövdesini seri bir şekilde sıyırdı.
Güneşin ziyaları - üzerinde toplanmak için anlaşmış gibi- çehresine hücum etti, o vakit güneşin yakıcı tesiri altında bunaldığını fark etti. Gözünü kamaştıran aydınlığa istinaden gözlerini kıstı ve en nihayetinde göz bebeklerine armağan etmiş olduğu kısıtlı gözlem alanında bakışlarını gezintiye çıkardı. Kendisine bu deneyimi sunan inatçı ışınların ferzişleşmesi* adına içinde büyük bir arzu duydu. Kaldırım taşlarına sinen kavurucu sıcaklık şimdi de küçük beden ayakkabılarına sızıyordu, görseniz sanki ayak tabanlarının bu eziyete istinaden eridiği zannolunurdu.
Çevresinde zuhur eden** mahlukların ne kadar özenle giyindiğine tanık olunca üstündekilere kaçamak bir bakış armağan etti, ne fena giyinmişti. Bu zevksizliğini uzun süredir dışarıya çıkmamış olduğuna yorarak daha fazla irdelemedi.
Burası İstanbul'du. Yanı, bir iki adım ötesi veyahut gerisi envaiçeşit insanlarla dolup taşardı. Daha ilk bu şehre gelişinde anlamıştı: tüm bu insanların tek ortak noktası endişeli adımlarıydı.Bir işe, bir yere, bir kimseye yetişmek için zeminlerde sürünen aceleci ayak izleri mevcuttu. Şayet bu hareketliliğe iştirak edemezsen omuzların, kolların sert bir darbeye maruz kalırdı; onların önünü kesip acele etmelerine engel teşkil edecek olursan sana çok fena bakış atacaklar, kızgın bir edayla çarpıp gideceklerdi. Bu şehre yabancılık çeken ayakların bu çarpıntının etkisiyle savsaklayacak, yanlış bir harekette bulunan sen olmadığına rağmen dudaklarının arasından özür cümleleri, nükteleri firar edecekti. Sanki böyle bir takıntın varmış gibi hiçbir vücuda temas etmemeye özen gösterdikçe , darbelerin sayısında gözle görülür artışlar olacaktı.
Genç kız bu şehrin kendisine bahşettiği aceleci adımlarıyla -oysaki hiçbir yere yetişme gibi bir zorunluluğu yokken- caddenin hareketliliğine mukabele etti. Ne zaman böyle bir yürüyüşe çıkmış olsa takip ediliyor hissi onu yakasından tutar, hiç olmadık zamanlarda sarsardı. Yine öyle bir zamanda geçerliliği henüz kanıtlanmamış bu boş kuruntu, bu his yanına yanaştı, alay edenlere mahsus korkunç bir gülüşle genç kızın tedirgin bakışlarını esir aldı.
Genç kız, o vakit gerisinde bıraktığı insanlar tarafından sonu gelmez bir eleştiriye tâbi tutulduğuna kanaat getirdi. Sanki hızlı adımlarının terk ettiği insanlara bir dedikodu malzemesi bırakmış gibi hissediyordu. Kendisi hakkında kim bilir neler düşünecekler, envaiçeşit neticelere müracaat edeceklerdi.
"Daha şu genç yaşta kamburluğu tüm vücuduna egemen olmuş, baksana."
Kambur duruşunun sebebini birbirini takip eden özgüvensiz adımlarına yordu. Sırtını kafasındaki tüm bu yorumlara istinaden dikleştirmeye çabaladı fakat aradan bir miktar süre geçtiğinde belinin eski vaziyetine kavuşmuş olduğunu fark etti.
"Ah, bedbaht kız! Her an yeri boylayacakmış gibi görünüyor, adımları o kadar uyumsuz ki çarpık kaldırım taşlarına."
"Uyandığı gibi dışarıya çıkmış olmalı zira bu kıyafetinin başka açıklaması olamaz."
