Hastalık mı? Yoksa?

67 5 0

Hikikomori, Japon kökenli bir sözcük olup, "Elini Ayağını Çekmek" anlamına gelmektedir. Bu terim, halk arasında, zamanlarının çoğunu bilgisayar başında geçirenler için kullanılsa da, sözlük anlamında daha geniş bir kitleye hitap ediyor.

Hastalığın oluşmasındaki en büyük etken, yalnızlık. Ama sözünü ettiğim yalnızlık, çağımızın yalnızlığı, sözlük anlamındaki yalnızlık değil. Yalnızlık yerine samimiyetsizlik demek daha doğru, çünkü bu yalnızlık, "kalabalıklardaki yalnızlık."

Örneğin gayet sosyal bir insanın, uzunca bir süre tek başına yaşaması durumunda ortaya çıkabilen bir hastalık değil. Hastalığın ortaya çıkması için uzunca bir süre birileriyle beraber yaşamak gerekiyor. Gözleri birbirlerininkinden başkasını görmeyen, kulakları birbirlerinden başkasını duymayan iki ebeveyne sahip zavallı bir çocuk gibi.

Bu, ne bir iletişim bozukluğudur, ne bir iletişim eksikliği. Bu sadece "alışılmış çaresizliktir". Bu durumun çoğu kez iletişim kabiliyetiyle bir ilgisi yoktur. Kişi istediği iletişimi kuramayacağını düşünerek kendini alıkoyar.

Kendini tanımaya çalışan ufak bir çocuğun ebeveynleriyle ilişkisini ele alalım;

Çocuğun, sürekli zaman geçirdiği bu insanlar, çocuğun zihninde tüm diğer insanları tanımasında ona yardımcı olacak ilk "insan imgesini" oluşturanlardır. Çocuğun dil bilgisi zayıf olduğundan, ebeveynler çocuğa birşeyleri anlatmayı dener ve başaramazlarsa. Tekrar dener, tekrar başaramazlarsa. Tekrarların bu şekilde "sürmesi gerekirken", ebeveynlerde "alışılmış çaresizlik" ortaya çıkar ve çocuğun tekrarlayan sorularına çocuğun gözlerine bakmadan ya da bir önceki işe yaramayan cümleyle cevap verilmeye başlanırsa...

Artık ebeveynler pes etmişlerdir, lâkin çocuk pes etmez. Ufak bir çocuk ne kadar suçlu olabilir bilemiyorum ama, eğer çocuk pes etseydi, büyük olasılıkla bu hastalığa yakalanma ihtimali daha düşük olacaktı. Çünkü, çocuk pes etmediğinde, ilgi çekebilmek için bir sürü yeni yöntem deneyecektir ve tüm bu denemeler, aslında çocuğun kendini yaratmasıdır. Ve çocuk işte tam da bu aşamada ileriki yaşlarında açıkça görülebilecek Hikikomori hastalığına temel atmaktadır.

Çünkü çocuk, ebeveynlerinin üzerinde kullanıldığında işe yaramayan iletişim yöntemlerini, örneğin "işe yaramayan sekiz yöntem" diye etiketlemekte ve bu sekiz yöntemi tekrar etmemektedir. İşte bu yüzden çocuğun bu yöntemleri "tekrar etmemeyi" akıl edebilecek zekâya sahip olması gerekiyor. Eğer çocuk bu zekâya sahip değilse ve aynı yöntemlerle denemeye devam ederse, Hikikomori'ye yakalanma ihtimali düşer. Hangisi daha iyidir, bilemiyorum... Birisi iyi mi dedi? Kime göre iyi? Hikokomori hastası mı? Kime göre? Hastalık mı? Kime göre?

Tüm bunlar haricinde, aynı durum, kendini beğenmişlik sonucunda da ortaya çıkabilmektedir.

Son durum şu ki, omurilik soğanına işlemiş bir bilgiyi söküp atmak fazlasıyla zor bir iştir. Ve ne yazık ki zamanında önlem alınmazsa bu çocuğun "aslında işe yarayabilecek" sekiz yöntemi çocuk ergenlik çağına geldiğinde çoktan omurilik soğanına "işe yaramayan sekiz yöntem" olarak taşınmış olacaktır. Ve omurilik soğanı, düşünmeden verilen kararların, kendiliğindenliğin organıdır. 

Tıpkı bir ressamın fırça darbeleri gibi...

HikikomoriBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!