YEMEK

40 3 1

Ne yani 2 saatcik mi uyuyabilmişim ? Hadi ama bu kadar çabuk uyanmamalıydım. Karşımdaki uyuz gibi rahat bir uykuda olmam gerekirdi.

Uykuya sayısız girişimlerimle tekrar başaramamam sonucunda bir şeyler yapmak için yataktan kalktım. Son kez Dolunay'a baktıktan sonra koridora doğru adımlarımı attım. Beyaz ve Siyah her zamanki gibi balkondaydılar. Onlarla oynasam belki vakit geçerdi ama uykudan uyanınca adeta bir kaplumbağaydım. Şuan resmen en uzun yemek yememe rekorumu kırıyorumdur. Madem açım akşam olmasına da az kalmış Dolunay Bey'e bi şok yaratalımda yemek yapalım.

Kollarımı sıvayıp mutfakta ki buzdolabına boş boş 15 dakika baktıktan sonra önce ne yapacağıma karar vermem gerektiğini düşündüm. Dolabı kapatıp siyah bar taburelerinden birine oturup elime kağıdı kalemi aldım. Bu adamında ne sevdiğini bilmiyorum ki hayır yani niye böyle kendimi ispatlama çabalarına giriyorum onu hiç bilmiyorum.Ne kendimi istpatlayacakmışım ben açım diye yapıyorum yoksa banane ? Neyse ne bakalım elimizde neler var. Etler sebzeler falanlar filanlar. Şimdi et kısmını bir köşeye bırakıyoruz ve her zamanki gibi sebzelere saldırıyoruz çünkü Efla Kıraç olmak bunu gerektirir. Bin tane et çeşitlerinin arasından yine o tek dal brokoliyi bulurum ben. Brokoli diyince insanlarda bi ön yargı çünkü onları hep diyetlerde haşlanmış olarak tanıdılar ve her iddasına varım Dolunay'da brokoli sevmiyordur. O zaman tabiki de brokoli yapıcam demek isterdim ama yaz ayındayız maalesef. En iyisi sebze çorbası. Tabi öncelikle kabak havuç vb sebzeler var mı yok mu ona bakmam gerekirdi ama bunu listeden sonraya erteledim. Bir bakalım ilk önce sebze çorbası ardından patates püresi ve hadi acıdım yine bi köfte yaparım. Üşenmezsem belki sütlaç yapabilirdim tabi üşenmesem. Kesinlikle üşenecektim. Kağıdı avcumda katlayıp buzdolabına yöneldim. Tam da tahmin ettiğim gibi kabaktan eser yoktu ve markete gitmem gerekiyordu Allahtan uzak değildi yoksa bir köşede oturup açlıktan ölmemi beklerdim.

Vee sonunda o mucizevi an sahilden beri yanımda taşıdığım yüzlüğü harcıyorum. Kasada aldıklarımla sıramı beklerken sıcaktan bir an ruhumu teslim edecek gibi olsamda güçlü kalmam gerekirdi bunu başarabilirdim.

Sonunda yıllarmı çürüten o sıra bana geldi.Evet burda 20 yıl yaşlandım ve yüzüne bile bakmak istemiyorum kasiyercim. Para üstünü alıp oksijenle merhabalaştık sonunda.

15 dakikadır marketteydim sanırım ve Dolunay uyanmamıştı ya çok yorgundu ya da ölmüştü. Biz yine 2. seçeneği var sayalım. Mutfağa geçerken odanın kapısının açık olup olmadığını kontrol ettkten sonra hemen mutfağa geçtim. O kadar sakardım ki burda devirdiklerimi Tekirdağ'da ki annem duyabilirdi o yüzden dikkatli olmam gerekirdi.

Yarım saat geçti şuan çorba ve patates püresi hazır köftelerede şekil verip tavaya attığım zaman tamamdır. Şuana kadar hiçbir şey kırıp dökmedim bu bir mucizeydi. Köfteleri de yerleştirdikten sonra sofrayı hazırlamak için bar taburelerin ordaki masaya baktım salondaki masadan daha estetikti yani en azından siyahtı.

İşte köftelerde hazır olmuştu. Hazırladığım masaya çorba tabaklarını yerleştirdikten sonra Dolunay'ı uyandırmak için odaya yöneldim. Eh be kardeşim saat olmuş 20:30 adam hala uyuyor. Prensesimizi güzellik uykusundan uyandırmak istemem amaa

''Dolunaaay!! Dolunay!! Dolu--?''

Bu kadar sese ve sarsmaya uyanmayan insan ya hissetmiyordur yada ölmüş-- ÖLMÜŞ ?? Tövbe bismillah. Nefes almıyor olabilir mi ki ?

''Dolunay şakanın sırası değil lütfen. Dolunay ?''

Gerçekten endişelenmeye başlamıştım hatta ellerim benden bağımsız şuan titriyordu. 2. bir ölüme dayanamayacak kadar güçlü değilim lütfen. Nefes alıp verişini kontrol etmek için elimi dudaklarına götürdüm fakat tek bir hava hissi yoktu. Ellerim titrediği için nabzını ölçmekte zorlandım bu yüzden eğilerek başımı sol tarafına kalbine yasladım. Şuan gerçekten nefesimi tutuyordum o atışları duymak için ve cidden sol tarafıyla bütünleşmiştim.

ÇözülemeyenBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!