7

225 14 8

Merhaba, bu bölüm biraz durgun. Karakterlerin iç dünyasındayız. Ama onları daha çok tanıyacağız. Atlas hakkında ne düşüncelerinizi bana bildirin lütfen :)

İnsan düşünceliyken ne kadar isterse istesin uyuyamıyordu. Bedenim yorgunlukla kıvranırken beynim uykunun gözlerime ulaşmasına izin vermiyordu.
Yatağımda ordan oraya dönmeyi bırakıp doğruldum. Sabahlığımı üzerime geçirip tavandan yere uzanan camlara yöneldim. Perdeleri açmamla turunculuk odama doldu. Kar yağıyordu. Gülümseyerek camın önündeki koltuğa uzandım. Çocukluğumdan beri bu manzaraya bayılıyordum. Beni nedensizce mutlu eden nadir şeylerden biriydi. Kar tanelerinin süzülmesini izleyerek huzur buluyordum.

İnsanlar da farkında mıydı acaba kış gecelerinin turuncu olduğunun? Ya da en azından Atlas. Acaba o da seviyor muydu kışı? Belki bu tarz şeyleri konuşacağımız günler de gelirdi. Bunları gerçekten düşünüyor muydum?

"Hadi ama kendini kandırmanın ne manası var Bade?" Evet o içimdeki, lafları kendinden fazla büyük olan minik bayan da uyumamıştı anlaşılan. Yine bana laf yetiştiriyordu ve yine haklıydı. Ona yanaklarımı şişirip gözlerimi devirsem de kabul ediyordum. Ah, o gözlerden etkilenmemiş gibi davranmak kendimi kandırmamın çok aptalca bir boyutu olurdu. Derin mavileri düşünmek bile vücudumda alışık olmadığım reaksiyonlara yol açıyordu.

"Midemde kelebekler uçuşuyor da diyecek misin? Onu tanımıyorsun bile." Çok saygıdeğer asilzademiz de aramıza katıldığına göre bu gece uyku haramdı bana.

Hadi ama hiçbir şey hissedemez miydim? Onu tanımıyordum hatta yüzünü bile tam inceleyebildiğim söylenemezdi. Ama sonuçta hayatımın her döneminde böyle ilgi çekici şeyler yaşamıyordum değil mi? Onu tanıyacaktım hatta korkarım aklımdaki soruları da ona açacaktım. Hiç yapmadığım bir şekilde tanımadığım birine güven duyuyordum. İlk defa beni hisseden biriyle karşılaşmıştım. Ve bu sefer plana değil akışına göre hareket edecektim.

Kararımı netleştirmemle minik bayan asilzadeyi kalçasıyla ittirip köşene çekil bakışları attı. Şizofren değildim sadece yalnızdım. Bilinçli bir yalnızlık. Arkadaş edinmeme ve ciddi ilişkilerden uzak durma kararı aldığımdan beri kendi içimde karakterler yaratmıştım. Baya da iyiydik şimdiye kadar. Tabi bir gün bir çift maviliğin bizi birbirimize düşüreceğini bilemezdik.

*

"Bu gece benden bu kadar beyler, size iyi eğlenceler."
"Topladın pulları kaçıyor musun?"
"Çocuk akıllı zirvede bırakıyor."

Onlar konuşmaya devam ederken sadece gülümsedim. Burda böyleydi. Cevap vermeye yormazdım kendimi, gülüp geçerdim. Bu masa dışında görmeyeceğim insanlardı. Güvenlik amacıyla masaların başında duran iri kıyım adamlardan biri pulları topladığında masadakilerin elini sıkıp kasaya doğru ilerledim. Pulları bozdurup paramın bir kısmını aldım. Geri kalanını da burdaki hesabımda bıraktım. Bugün iyi kazanmıştım ama bankaya bir anda bu kadar para yatırmam iyi olmazdı. Ayrıca üzerimde yüklü miktarda parayla çıkmam da burdakilerin köpeklerini üzerime salmalarına yol açardı.

Yeraltından dışarı çıkınca havayı içime çekmemle öksürmem bir oldu. İçeride kaldığım süre boyunca sadece sigara dumanı solumuş gibiydim. Burnum yanarken oksijene alışmasını bekledim. Ciğerlerim temiz havaya adapte olunca ilerlemeye başladım. Sokaklar neredeyse boştu. Her yer sessizleşmişti. Yağan kar havayı yumuşatmıştı. Şehir en sevdiğim haline bürünmüştü.

Bugün herşey güzeldi. Sebebi de tartışmasız Bade'ydi. Onunla ilk defa yüz yüze konuşmuş olmak sandığımdan daha fazla heyecanlanmama neden olsa da kendimi kontrol etmemde bi problem olmamıştı. Yanına oturduğumda yüzüme bakmamıştı. Buna bozulsam da ilk defa bu kadar yakından inceleme fırsatı buluyordum ve bunu kaçıramazdım. O denizi izlerken ben de onu izlemiş, gözlemlerimi doğrulamıştım.

Utandığında asla o kişiye bakamıyordu, gözlerini kaçırıyordu. Gerildiğinde baş parmaklarının tırnaklarını birbirine bastırıyordu. Bunun farkında değildi büyük ihtimalle. Vücudunun tüm tepkilerine rağmen sesi titremiyordu. Heyecandan kekelemiyordu. Aksine olabildiğince kontrollü konuşuyordu.

Kendince isim takmış bana. Ne demişti, Bay Gizemli mi? Keyifle gülümsedim. Evet, her yaptığı hoşuma gidiyordu. Adımı öğrenmesi ve elimi sıkması... İlk temasımız kalbimi gümbürdetmişti. Asla unutmayacaktım o anı.

Ciğerlerim iyice açıldığı için rahatça derin bir nefes çektim. Sanki yeterince derin olursa kokusunu alabilirmişim gibi. Vanilya ve yasemin. Öyle dengeli bütünleşmişlerdi ki hangisinin baskın olduğuna karar verememiştim.
Uzaktayken, ben içimdeki onunlayken daha kolaydı. Şimdi ona yakınken herşey katlanmıştı. Kendimi tutmam zorlaşmıştı. Ona yardım etmek için başladığım bu oyun kendimle mücadele ettiğim bir savaşa dönüşmüştü. Artık fazlaydı, herşey çok fazla. Sanki mümkünmüş gibi daha çok özlüyordum, mümkünmüş gibi daha çok seviyordum.

Kayıp (Düzenlenecek)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!