Ruh ve Beden - Pineal Bez

En başından başla

Yogiler yaşam gücünün, hayati merkezler ya da Chakra'lar yoluyla bedende dolaşan yılan gibi kıvrılmış bir enerjiden alındığına inanır. Bu merkezlerin çoğu özel organlarla ilişkilidir. Ancak, en önemlilerinden birinin zihinle bağlantılı olduğu ve kaşlar arasında yer aldığı söylenir. Bu, herhalde pineal salgı bezidir ve evrimsel kökenin bir üçüncü göz olması, bize transandans durumlarında ışığın baskınlığı konusuna bir biyolojik temel sağlamaktadır. Yogiler meditasyonun bir "parıldama" olduğunu söylerler. Beyin ve hormonları üzerinde yürütülmüş olan araştırmalar, bu ışığa duyarlı pineal bezin aynı zamanda zihin faaliyetlerini etkileyen bir hormon salgıladığını göstermektedir. Bu salgı "vecit" durumuna yol açmaktadır. Görüntüsel durumlarda, şizofrenlerin fantezilerinde, zihnin sanrı yaratan(hallusinojen) ilaçlardan etkilenmiş hallerinde, pineal doğrudan doğruya etkili olabilir. Bütün bunlarla birlikte bilincin kişisel yaşantının dışına taştığı, tüm dünyayla kaynaştığı bir evrensellik duygusu yer alır. Eğer kişiliğin, zihnin, ruhun ya da ikinci sistemin bedenden ayrılması biyolojik olarak mümkünse, o zaman pineal bu ayrılma noktasıdır. Elimizdeki bulguların ışığında böyle bir ayırımın olamayacağını ileri sürmek giderek güçleşmektedir.

Canlı bir organizmanın moleküllerini örgütleyerek onları işleyen bir bütün halinde tutan enerji, Hindu yazıtlarında "Prana" olarak adlandırılmaktadır. Bu, ne yaşamın ürünü ne de oksijen ya da inorganik elementler gibi doğadan elde edilebilir olduğu halde yemek yeme ve soluk alma sonucu bedende özümlenmektedir. Prana'yı kısa sürede güçlendirmenin en iyi yolunun soluk alma, soluğu tutma ve soluk vermenin istemle kontrol altına alındığı "Pranayama" egzersizinin uygulanması olduğu söylenmiştir.

Bu evrensel yaşam soluğu maddesi, bilimsel analizlerde saptanamamakla birlikte, yaşamın biyolojik bir örgütleyici tarafından biçimlendirildiği kuramına temel sağlaması açısından ilginçtir. Ancak teknoloji alanındaki son bir gelişme Prana'ya benzer birşeyin varlığını kanıtlamaktadır. Birmingham Üniversitesi'nden Dennis Milner, ışığa gerek olmaksızın fotoğraf çekmek için bir araç geliştirmiştir. Milner ışık dalgalarına değil de, elektrik akımına duyarlı film kullanmakta ve karanlık bir yerde iki cam arasında bulunan resmi çekilecek nesneye bir elektrik akımı vermektedir. Milner aracını geliştirmekteyken test odasında hiçbir nesne olmadığında bile fotoğraflar elde ettiğini görmüştür. Kameranın altında temiz kuru havadan başka hiçbir şey yokken, uzun poz verilerek çekilmiş, pervanelerin dansını anımsatan enerji zerreciklerinin fotoğraflarını elde etmiştir. Bu olaya bir hava akımı nedeniyle iyonlaşan havanın yol açtığı ileri sürüldüğünde Milner aracını havadan arınmış bir yerde çalışabilecek biçimde değiştirmiştir. Sonuç olarak, deney odasında hava olmadığı zaman da filmlerde aynı karakteristik şemanın yer aldığı görülmüştür.

Büyütüldüklerinde Milner'in fotoğraflarının iki temel biçimden oluştuğu görülmüştür: Birinde ışıklı bir merkezden ışınlanmış ve bitişik merkezlere örümcek ağı biçiminde bitiştirilmiş gibi çizgiler, ötekinde yuvarlak petalli bir çiçeğin adeta birbirine değercesine dizilmiş petallerini andıran küresel salkımlar biçiminde dairesel yapılar egemendir. Bu yalın, temel şekillerden doğada bulunan hemen her biçim oluşturulabilmektedir. Ve belki de Milner ilk kez bütün biçim ve fonksiyonlar için gerekli alan gücünü bir negatif üzerine kaydetmeyi başarmıştır.

Mistikler her zaman, bizim incelediğimiz bütün biçimleri doğada göze görünmeden oluşturan gizli güçlerin varolduğunu ve bu güçlerin Prana olarak bedeni de ayakta tuttuğunu ileri sürmüşlerdir. Bu enerji, Chakra noktalarından bedene yayılmaktadır.

En üst Chakra'yla Pineal Bez'in ilişkisinden daha önce de söz etmiştik. Ancak, bütün

öteki merkezler de önemli hormon üreticilerle aynı yerde bulunmaktadır; yumurtalık ve husyeler omurilikle göbeğin altında, adrenaller böbreklerin üstünde, timüs kalbin ve tiroid de gırtlağın üstüne yerleşmiştir. Bütün bu salgı bezleri beden faaliyetlerini kontrol ederek düzenler. Fakat bu noktaları birbirine bağlayan damarların, sinir ağlarının ya da lenf kanallarının bulunmayışı nedeniyle, Batı uygarlığının tıp bilimi tarafından, fiziksel gerçeklikleri olamayacağı gerekçesine dayanılarak reddedilmiştir. Ne var ki, Doğu'nun tıp bilminde Prana kalıplarıyla tam olarak uyuşan bir iyileştirme yöntemi vardır, Akupunktur.

Üçüncü Göz, Tibet'li doktor Lama ve gizemci Lobsang Rampa'nın olağanüstü, inanılmaz görünen, ama o ölçüde de insanın özünü ve gerçeğini sergileyen yaşam öyküsüdür. Rampa, ülkemizde yeterince tanınmamasına karşın, dünyaca ünlü bir yazar. İlk kitabı olan Üçüncü Göz'ü izleyen öteki eserleri de istisnasız, 'En Çok Satan Kitaplar' listesine girmişlerdir.Lobsang Rampa bu ilk kitabında, akıllara durgunluk verecek şekilde yetiştirilmesini ve alın kemiğinin bir burgu ile delinerek alnında açılan (Aslında hepimizde kapalı halde bulunan) Üçüncü Göz'le insanların bedenlerinden yayılan ışınların nasıl göründüğünü; düşünce ve kişiliklerinin bu ışınlarla nasıl ortaya çıkarıldığını da açıklamaktadır yazar.Tibet'in bilinmeyen, gizemli yaşamının, gelenek ve inançlarının, bu arada dini lider Dalay Lama'nın da anlatıldığı kitabı asıl önemli kılan; insanın gizemi, var oluşun ve hayatın amacı üzerine verdiği çarpıcı bilgilerdir. Evet, düşsel, inanılmaz ölçüde şaşırtıcı görünen, ama o ölçüde de insanın Öz'üne, Asıl Gerçek'e ilişkin bilgilerdir bunlar...

Astral seyahat deneyimi yaşayan herkes, astral bedenle fiziksel bedeni birbirine bağlayan bir renkli/gümüş kordondan sözeder. Bu deneyimi yaşayan insanlar içinde yaşadıkları, bilinçaltlarındaki kültür ne olursa olsun bu kordonu aynı terimlerle ifade ederler. Ve bu kordon, iki kaşın ortasından astral bedene doğru uzayan bir kordondur. Fiziksel bedenden kordon kopacak derecede uzaklaşıldığında, astral beden fiziksel bedenden kopar ve beden ölür. Astral seyahatin tehlikeli bir deneyim olması bu yüzdendir. Lakin bu kopma noktasında genellemede gerçekleşen bu değil, aksine birden bire astral bedenin fiziksel bedene ani bir dönüş yapmasıdır.

*Vedik Literatür: Sanskritçe yazılmış, Brahma'nın vahiylerini içerdiği sanılan dört kutsal kitap. Veda dini, Brahmanizm ya da Hinduizmin başlangıç noktasında yer aldığı bilinen eski Hint dinidir.

Ruh ve Beden - Üçüncü GözBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!