Bölüm-7

Büyüleyici bir kılıcı kim sahiplenmek istemez ki ?

Yüzyıllardır koca mermer yığınının arasında halen ışığını ve gücünü kaybetmeyen eşsiz bir kılıç.

Gözlerimi ondan alamamak tarifsiz bir olaydı. Kılıcın anahtarlarının parçaları bendeydi. Sadece bir parçası eksikti.

Annemdeydi.

Bunun olmasını istemiyordum elbette. İnsan annesine nasıl savaş açabilir ki ? Yokluğuna bile taptığım anneme n-nasıl yapabilirdim bunu.

Yüreğimin aydınlık tarafı kabul edemezken karanlık tarafı olması konusunda ısrar ediyordu. Aydınlığa çıkana kadar bu ikilemi derinden yaşadım.

Yeraltı mezarının çıkış kapısına vardığımızda bizi mükemmel bir süpriz bekliyordu. Dışarıya adımımı atar atmaz "Askerlerr!" diye inledim. Sağ ve soldan ikişer asker saldırıya geçti . Üstündekiler pek fransız askerinin giydiği üniformlara benzemiyordu. Bunların kıyafetleri yeşil renkteydi ve çok donanımlı değillerdi. Bu yüzden bir iki hamlede cehennemin dibini boyladılar. Hepsi ölür ölmez ilk işim bunların kim olduğunu sormak oldu.

"... Fank'ler. Onların korumaları. Şimdi birde seni gördükleri için daha çok saldıracaklardır. Dikkatli olmalıyız !"

"Olmalıyız ?"

Kılıcını kemerine geçirdi. Kemerindeki küçük kesenin içinden birşey aldı fakat eli yumruk halinde olduğu için ne olduğunu çözememiştim.

Bana doğru gelirken bende kılıcımı kemerime geçirdim. Bana yaklaştığında içinde büyük sırlar olan gözlerine soru sorarcasına 'Ne oluyor ?' bakışı attım.

"Bundan sonra senin yanından ölene kadar ayrılmayacağim."

"Sana güveniyorum."

Beni kendine çekti ve sarıldı. Boynumu öptükten sonra elindeki şeyi belimdeki kemerin sağ tarafının yanına taktı. Belime dönüp baktığımda belime bağlanmış kırmızı "+" şeklinde olan bir kolye vardı. Kolyeyi okşarken dönüp Louis'e baktım. Altın sarısı saçları arasından bana gülümsüyordu.

"Senin yanından ölene dek ayrılmayacağim , ama es kaza biri bizi ayırırsa korkma ! Tanrıya sığın , o elbet seni koruyacaktır."

Dolu gözlerimle ona baktım. Bu dünyada uğruna ölebeleceğim iki erkeğim vardı. Louis ve Eliot.

Acı bir gülümseme yaptım ve saçlarının arasına ellerimi karıştırarak onu öptüm.

Gül rengindeki dudaklarindan ayrıldım ve meydana doğru ilerledik. Meydan gine o günkü gibi çok kalabalıktı. Sanki tüm Fransa buraya toplanmış gibi. Louis'e döndüğümde gözlerini insanların baktığı yere dikmiş ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

"Hımm. Ne olduğunu anlayamayacağız galiba, kızıl."

"Ne yapmamızı önerirsin , sarışın ?!"dedim , imalı imalı bakarak.

"Şu ana kadar sana birçok kez 'kızıl' dedim ve sen şimdi mi tepki veriyorsun buna ?"

"Yoo. Hatta bu yüzden bende sana 'sarışın' diyeceğim. Hadi bakalım hodri meydan!" dedim. Yüzünde şaşkın bir okadar da meraklı bir ifade vardı. 1-2 saniye bana baktıktan sonra küçük çaplı bir kahkaha patlattı. Ona sinir bozucu bir bakış atarak insanların baktığı yere doğru yöneldim.

"Neyse bu kadar şamata yeter 'sarışın'. Bence ilerde idam platformu var. "

"Çok kalabalıklar hiçbirşey göremiyorum."

Siyah BuzBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!