adieu.

908 66 50
                                    


adieu//veda.

6 YIL ÖNCE//

"Heyy Maisie! Benim arabama binmeyecek misin yoksa?" Terry arabanın kapısına birkaç sert yumruk indirdikten sonra alayla söyledi. Ağzından çıkan alkol kokusu midemin bulanmasına ve birkaç adım geriye sendelememe neden olmuştu.

"Hayır, Terry. İçi bir grup ayyaş dolu arabaya elbette binmeyeceğim!" topuklarımın üzerinde geri döndüm, bir taksi durağı bulmam ve annemim klasik 'evde olman gereken saati çoktan geçtin!'  nutuklarını duymadan önce eve varmalıydım.

"Evet! Ne kadar sıkıcı bir kız arkadaşım olduğunu unutmuşum!"

****

Gece durmadan çalmaya devam eden telefonumun sesi uykumu böldüğünde, bir şeylerin ters gittiğini anlamıştım.
Telefonun diğer ucunda aceleyle konuşan, babamın emniyetten arkadaşı Dedektif Johnson, adımın bir kaza olayında yer aldığını ve bir an önce emniyete gitmem gerektiğini söylemişti.

Terry sarhoştu, bir araba kazasına karışmıştı ve sürücü koltuğunda benim olduğuma dair yalan söylemişti.
Tanrıya şükürler olsun ki, orada olmadığıma dair bir kanıtım ve beni eve bırakan taksi sürücüsü vardı.

"Bay Gyllenhaal, Thomas Gyllenhaal'ın katillerini bulduk. Yarın ilk iş savcılığa teslim edilecekler."
Kapıdan çıkmadan önce duyduğum son şey buydu.

GÜNÜMÜZ//

Elimde duran veda mektubuna dolu gözlerle baktım.
Bill, Sam, Agusto ve Callum evime silahlarıyla dalmadan hemen önce bu mektubu bulmuş, ne yapacağımı bilemeyerek koltuğun dibine çökmüştüm.

Bill, ne olduğunu anlamam adına " Jake buraya seni öldürmek için gelmiş." demişti.

Bu nasıl olabilirdi ki!?
Birbirimizi kopamayacak bir bağ ile sevdiğimizi, hatta ne olursa olsun bu sevginin bir gün bitmeyeceğini düşünüp dururdum. Bazı geceler beni izlediğini söylerken, aslında öldürmek için fırsat kolladığını bilmem bana nasıl hissettirmeliydi?

Hiçbir şey hissetmiyordum!

"Olay tam olarak şu," Agusto elinde tuttuğu dosyayı masanın üzerine gelişi güzel fırlattı. Mavi gömleğinin üzerine çelik yelek giymiş olması tüylerimi diken diken etsede, ona bakmamak için özen gösterdim. "Maisie'nin eski erkek arkadaşı Terry, bundan altı yıl önce bir kazaya karışıyor ve bu kaza sonucu Jake'in oğlu Thomas hayatını kaybediyor."

Bill üzüldüğünü belli etmek için derin bir nefesi içine çekti. Ayrıca Sam, korktuğumu anlayınca silahını yastığın arkasına saklamaya karar vermişti ve bu, bu gece güleceğim son şey olabilirdi.

"Terry çok korkuyor. Çünkü birkaç ay önce mükemmel bir üniversite bursu kazanmış, hayatını değiştirebilecek fırsatı kaçırmak istemiyor ve bam! Kazayı yapanın Maisie olduğuna dair yalan söylüyor!"

"Ee? Bu bir şeyi değiştirmez ki! Maisie'nin o gece arabada olmadığına dair kanıtları var. Hem de epey sağlam kanıtlar. Yani dosyadan adının silinmiş olması gerekiyor. Jake ondan neden şüphelesin ki?" Callum dosyayı incelerken söyledi.

"İşte olay tam olarak burda başlıyor, zeki sevgilim... Jake'in eşi Glen'in babası bir milyarder. Torununun öldürüldüğünü duyunca çok sinirleniyor, dosyada adı geçen ne kadar insan varsa bir şekilde ölümüne sebep oluyor ve dosya neredeyse aynı gece hiçbir şey olmadan kapanıyor. Bu yüzden, Maisie'in adı dosyadan hiç silinmiyor."

Sam atladı. "Ve Maisie bu olaydan sonra şehirden kaçtığından dolayı, Glen'in babası onu öldürmesi için Jake'i gönderiyor!"

"Evet!" Agusto dosyayı çözmüş olmasının heyecanıyla yerinde zıpladı.

Ne kadar tuhaftı. Hayatımı altı yıl önce değiştiren, beni bu kasabaya sürükleyen o dosya şimdi tekrardan karşıma çıkmış, zar zor üzerini kapattığım yaraları açması yetmiş gibi yenilerini eklemişti. Jake gitmişti.
Mahvolan hayatımı düzeltebileceğine inandığım tek şey, tek mükemmel varlık beni hiçliğin ortasında süzülmeye mahkum bırakmıştı ve hiçbir zaman düşmeyi bırakamayacağımı biliyordum. O boşluk benim yeni evimdi.

Ama orada yaşamayı nasıl öğrenecektim?

"Ben odama gidiyorum." Elimdeki kağıt parçasını havaya kaldırdım. "Okumam gereken bir veda mektubum var."

Hüzünlü bakışlar eşliğinde kendimi zar zor yukarı çıkan merdivenlere sürükledim. Zemin ayağımın altından kayıyor olmasına rağmen girdiğim odanın ortasına çöktüm ve derin bit nefesi içime çektikten hemen sonra mektubu açtım.

"Sevgilim,

Altı yıl önce oğlumu kaybettiğimde, benim için hayatın sonlandığını ve hiçbir şeyin bunu değiştiremeyeceğini düşünmüştüm. İçimde sönmüş olmasına rağmen ruhuma büyük bir susuzluk yaşatan o yangını birinin yeniden alevlendireceğini nasıl bilebilirdim ki?

Çok canlıydın, Paris.
Gelmeden önce seni sürekli öldürmeyi planlayan bu beynimin zamanla seni nasıl mutlu edebileceğini planlamasına ben de şaşırmıştım. İçimdeki o alev beni canlı tutuyordu, seni de tutucaktı.

Yani öyle olmasını ummuştum.
Ancak, öldürmeyi seçtiğin birini nasıl sevebilirdin?

Emin ol, seni mutlu edebilmek için elimden gelen her şeyi yaptım, sevgilim.
Hatta bir ara o çok sevdiğin kitaplarına yenisini eklemek için gittiğim kitapçıda Antheia ile karşılaştığımda, senin hayatını değiştirecek kitabın 'Vadideki Zambak' olduğunu söyledi. Bill ona okuduğunda çok mutlu olmuş.

Hiç okudun mu, Paris?

Şimdi gitmek zorundayım. Biliyorum, bu beni ne kadar mahvediyorsa, seni de o kadar edecek. Ancak geçeceğini biliyorsun. Hatta her şey düzeldiğinde bana teşekkür bile edeceksin.

Çünkü ben çok yaşlıyım, Paris. Evet, seni öldürmedim fakat bir gün içindeki o genç ruhu öldüreceğim. Yine de keşke, son bir gece seninle kalabilseydim sevgilim.

Seni çok seviyorum,

Jake Gyllenhaal."

Artık odada duyduğum tek şey, Jake'in tok sesi yerine, hıçkırıklarımdı.

*Evet bu bir final.. Ancak ek bölüm ekleyeceğim. Ve kurgularımı sevenler için, 'why can't i have u?' adında yeni bir kurgum var🖤

staytonight. ||gyllenhaal. Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin